Yaralı kadınların başarısı, başarılı kadınların yarası

00:004/02/2011, Cuma
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Yorgunluktan öldüğüm bir gündü. Yorgunluktan ölerek yaşayanların hayatına tanıklığın şiddetini yaşıyordum aynı zamanda. Sabahın altısında başlayan mesaim hala bitmemişti. Kızımı kursundan almış eve dönüyordum. Anneciğim nasılsın diyen şefkatli sesine yorgunluktan ölünseydi ben çoktan ölmüştüm diye cevap veriyordum.Yorgunluktan ölünseydi ölmüştüm çoktan. Ne ki yaşıyordum işte…Saat: 6.00/Sabah namazı.Benim de kendimi secdelerde unuttuğum namazlarım olacak mı endişesi içinde geçen vakit.(Böyle namaz

Yorgunluktan öldüğüm bir gündü. Yorgunluktan ölerek yaşayanların hayatına tanıklığın şiddetini yaşıyordum aynı zamanda. Sabahın altısında başlayan mesaim hala bitmemişti. Kızımı kursundan almış eve dönüyordum. Anneciğim nasılsın diyen şefkatli sesine yorgunluktan ölünseydi ben çoktan ölmüştüm diye cevap veriyordum.

Yorgunluktan ölünseydi ölmüştüm çoktan. Ne ki yaşıyordum işte…

Saat: 6.00/Sabah namazı.

Benim de kendimi secdelerde unuttuğum namazlarım olacak mı endişesi içinde geçen vakit.(Böyle namaz olmaz. Kafamın içinde dünya.)

Saat 8.00/ üç çeşit yemek yapıldı. Tencereler yıkandı.

Saat 8.30 çamaşırlar seçildi makineye yerleştirildi. Bu gün yazı günüm. Yazı yazmak için bilgisayarın başına oturuldu.

Saat 10.00/ gazeteye gönderilecek yazı hazır.

Saat 11.00 Çamaşırları astım.

Saat 12.30 üç tane okul söyleşisine cevap yazıldı.(Şimdi fotoğraf seçmek gerekiyor.)

Saat 12.30 Öğlen namazı eda edildi çok şükür.(Böyle namaz olur mu? Yine aklımda dünya. Fikrimde dünya. Allah''ım beni bırakma.)

Saat 13.00 seminer için almaya geldiler. İstanbul''un öteki ucuna gildi. Bu zaman zarfında Adapazarı''na, Bilecik ya da Bursa''ya gidilirdi.

Sat 16.00 seminer bitti. Katılımcıların kalbi tek tek alındı. İstekleri cevaplandı. Fotoğraf çektirirken omuza bastırmaları engellenemedi. Boyun fıtığım nüksetti.

Ah Fatma Hanım yazacak vakti nereden buluyorsunuz diyen kadınlara cevap verilecek güç bulunamadığı için gönülden bir tebessüm ile geçiştirilmeye çalışıldı.

Saat 17 00 Eve gelindi. Ev ahalisi gelmeden çamaşırlar toplanacak. Ayrılacak. Ev biraz kirli mi? (Keşke evi süpürmeyi başarabilsem.)

Saat 17.30.Süpürge ortalıkta kaldı…gazetesinden aradılar.Muhabir genç hazırladığı dosya için görüş istedi.Beş satır cümle ile görüş vermek yerine telefonda uzun uzun konuşuldu.Meselelere bir de şuradan bakın dendi.Oysa o bakış açısı değil ille de beş satırlık görüş istiyordu. Görüş verilmedi. Vereceğim görüşü gazetesinin yayınlamayacağını o henüz bilmiyor. Ben bunu acı ve ıstırapla öğrendim.(Kalbimi korumalıyım. Kimseyi kırmamayı,hiç kimseye küsmemeyi ve kırılmamayı başarmalıyım.)

Saat 18.00 ...kanaldan aradılar.Hayat Tarzı üzerine konuk etmek istediklerini söylediler.Davetlerini kabul etmek yerine bakış açısı için katkı olur diye neden hayat tarzından tartışma çıkarttığımız üzerine uzun uzun konuşuldu.

19.00 ev ahalisi tamam oldu. Yemek hazırlandı. Yemek sırasında cep telefonu çaldı. Üçünün yüzü de ekşidi. Telefona cevap verip sofraya döndüğümde yemek bitmişti. Masayı topladım. Bulaşıkları yerleştirdim.

Ayaklarımın altı sızlıyor. Kadınların çalışması kadınlara ne kazandırıyor diye sorarken buluyorum kendimi. Komşulardan birinden klarnet sesi geliyor. Kendimi konserde gibi hissediyorum. Mutfak camından gökyüzüne bakıyorum. Hilal ne kadar güzel. Hangi aydayız?

Bu kesintisiz mesai halini benim için katlanılır kılan tek şey belki bir gün bu koşmaca içinde amel defterime hayırlı yazılar yazılmasını başarma umudu.

Kadınların çalışması kadınlara ne kazandırmıştır? Zihnim aynı soruyu tekrarlayıp duruyor. Takıldı.

Karnım aç. Hem de çok aç. Açlıktan midem bulanıyor. Ama gün boyu o kadar çok telefon konuşması yapmak zorunda kaldım ki ağzıma atacak tek bir lokma bile midemi ayağa kaldırıyor. Migren atağı başlamak üzere. Camın önünde bekleyeceğim. Daha önce gökyüzüne bakarken gelmedi ataklar. Belki bunu tecrübe etmek iyi olur. Gözlerim gökyüzünde diye belki beni azat eder migrenim.

Zihnim aynı cümleyi tekrarlamaya devam ediyor: Kadınların çalışması kadınlara ne kazandırmıştır? Uykunun bahçesine bu soru ile gireceğim demek ki. Atak başladı. Camın önünde beklemenin bir faydası yok artık.

Rast gele bir kitap seçiyorum raftan.(Migren ataklarının bir hediyesi var. Atak ile beraber idrak seviyemin arttığını, bilincimin berraklaştığını hissediyorum.) Rast gele bir sayfa açıyorum sonra. Eduardo Galeano''nun Aynalar kitabında Madam Curie''nin hayat hikâyesi çıkıyor bahtıma.

Bize Fransız bilim kadını diye anlatılmıştı hani. Tarihi yazanlar nasıl da kendine yonta yonta yazıyor. Kadın Polonyalı. Fransalı olan kocası.

“Erkek olmamasına ve Polonya''da doğup büyümüş olmasına rağmen Fransa''nın büyük adamlarına ayrılan olağanüstü mozole Pantheon''a kabul edilen ilk kadın oldu.”

Yukarıdaki ifadenin değişik versiyonları hepimizin zihninde kayıtlıdır değil mi? Bir başarı hikâyesi olarak Madam Curie, ilkokul çağlarında çoğumuzun rol modeli olmuştur.

Madam Curie''nin hiç de mutlu bir hayatı olmamış oysa. Kocası dört ton askeri malzeme taşıyan bir at arabasının altında kalarak ölmüş.

Bilimsel olarak keşfettiği “Radyasyon” Marie''nin bedeninden alacağını almış. Kan kanserinden ölene kadar, maruz kaldığı radyasyon bedeninde yanıklara, yaralara ve şiddetli ağrılara sebep olmuş.

Ayak izini takip ederek Nobel ödülü alan kızı İrene de lösemiden ölmüş.

“Başarı Hikayeleri”nin yaralarını neden saklıyorlar bizden!!!

Ah madam hiç bilmiyordum. Hiç. Toprağınız bol olsun. Bu gece kendim için değil sizin için ağlayacağım.