Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile güvenlik görevlisini buluşturan "seçici algı"

00:0018/03/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Cuma sabahı ne güzel bir hava diye uyanmıştım. Ama güzel havalar kime!!! ABD beş yıldır Irak''ta!!!Kahvaltı hazırlarken ekmek bulamayanları, sıcak çayın kokusunu, uzak zamanların rüyası olarak hatırlayabilenleri düşündüm.Yoksulları, kimsesizleri, savaştan arta kalan bedenleri.Oğullarına ancak rüyalarında rastlama imkânı olan anneleri.DÜŞÜNDÜM.Bugün Cuma müminlerin bayramı dedim sonra. Bir kişinin hanesine bir bayram sevinci katayım diye telefona sarıldım. Yaşlı bir aile dostunu aradım. YOKTU. Hastalığı

Cuma sabahı ne güzel bir hava diye uyanmıştım. Ama güzel havalar kime!!! ABD beş yıldır Irak''ta!!!

Kahvaltı hazırlarken ekmek bulamayanları, sıcak çayın kokusunu, uzak zamanların rüyası olarak hatırlayabilenleri düşündüm.

Yoksulları, kimsesizleri, savaştan arta kalan bedenleri.

Oğullarına ancak rüyalarında rastlama imkânı olan anneleri.

DÜŞÜNDÜM.

Bugün Cuma müminlerin bayramı dedim sonra. Bir kişinin hanesine bir bayram sevinci katayım diye telefona sarıldım. Yaşlı bir aile dostunu aradım. YOKTU. Hastalığı içime demirden bir kule gibi oturmuş eski komşumuzu aradım. YOKTU. Annemi aradım. YOKTU.

Aylardır görmediğim "emanet dost"a gittim. Ekranı açıktı. Ben onun evine gittiğimi zannederken onun ekranına gittiğimi fark ettim sonra. Ekranda "izdivaç" diye bir program varmış. O program ekranda değildi."Emanet dost" un evindeydi.

Bir zamanlar Nurseli İdiz''in "flört" programı "izdivaç" a çevrilmiş. Genci, yaşlısı, sakallısı, başörtülüsü "talibi"ni bulmak için kendini ekranlara atmış. Bir kız geldi "türbanlı". Adı galiba Kezban''dı. .Kendinden oldukça emin bir halde oturdu. Bir öz güven abidesi GİBİ. Annesi ve akrabaları da eşlik ediyordu kendisine. Neyse. Konu bu değil. Konu savcının AKP''Yi kapatması dilekçesi ile alakalandırılacak kadar "siyasi". Talipler birbirleriyle paravan arkasından konuşuyor. "Seçici" olan, paravan kalksın dediğinde birbirlerini ru be ru görüyorlar.

Kezban, dört leventte oturan ve ayda bin iki yüz YTL alan ve Otuz bir yaşındaki Zonguldaklı talip için paravan''ın kaldırılmasını söylüyor. Siyah bonesi kaşının üstüne kadar inmiş olan Kezban, talibinden kendinden bahsetmesini istiyor. Burcunu merak ediyor, hobilerini merak ediyor. Talip soruları cevaplıyor. Ama kendisi pek soru sormuyor Kezban''a. Sadece yaşını soruyor. Yaşı yaşına fazla yakın olduğundan mıdır bu çekingenlik derken… O soruyu soruyor. O soru:"Başörtünüzün altındaki o şeye ne diyorsunuz" oluyor."Bone" diyor Kezban. Ayda bin iki yüz YTL alan dört Levent''te oturan özel güvenlik görevlisi o şeyi çıkarmanızı istesem diye… yarım kalacak bir cümleye başlıyor. Kezban gayet kararlı bir şekilde "kusura bakmayın derim" diyor. Benim "emanet dost" ekranın bu tarafından "Yaşa kız. Varol" diyerek tezahürat yapıyor.

Şaşırıp kalıyorum. Adamın ilk iş olarak kızın "bone"sine takılmasına. Kızın sanki bu soru ile karşılaşacağını biliyormuşçasına "hazır cevap" bir halde konuşlanmasına. O durumda hiç merak edip sormaz mı insan. Neden bonemi çıkarmamı istiyorsunuz diye. O sormuyor, öteki de "yani " diye başlayan bir izah cümlesine bile gerek duymuyor.

Bana göre en öncelikle mesele ayda bin iki yüz YTL ile geçinmek. Kızın adamın ne kadar tutumlu olup olmadığını, ek iş yapmak konusundaki tavrını filan ölçmesi gerekmiyor mu? Ya da adamın evlenmeye talip olduğu bu kızın bir ayakkabıyı kaç mevsim giydiğini, vitrinlere bakarken ne düşündüğünü bir şekilde öğrenmesi. Kızın tutumlu olup olmadığını ölçmek için bir gün öncesinden bir avuç pilav kaldı. Bunu ne yaparsınız diye bir "değerlendirme" sorusu filan sorması. Hayır. Ne diyor başörtünüzün altındaki çıkartmanızı istesem.Nasıl yani…

Kendilerine eş bulmak uğruna "dağları deler"cesine ekrana çıkanlar için bile, "türban" ın bir turnusol kağıdına dönüşmüş olması, yaşadığımız toplumsal travmayı gözler önüne sermiyor mu?

Başörtülü kız, namzede namaz kılıp kılmadığını değil burcunu soruyor. Namzet kıza başörtüsünün altındaki boneyi çıkarıp çıkarmayacağını.

Daha fazla kalamıyorum "emanet dost" ta. Trafiği bahane edip kalkıyorum. Bindiğim minibüste Savcının kapatma davası ile karşılaşıyorum.

Minibüste herkes dönüp bana bakıyor. Benim yüzümden. Benim başım kapalı olduğu için herkesin idraki kapalı, basireti kör,kalbi paslı.Her şey benim yüzümden.Suçluyum işte.Suçluyum.Çünkü "ben yaşarken oldu her şey."

Savcının dilekçesinde mayonun, falan filanın velhasıl incir çekirdeğini doldurmaz "başlık"ların, "pek mühim" yer işgal etmesi ile Zonguldaklı güvenlik görevlisinin evlenmeyi düşündüğü kızın başındaki boneyi çıkarması ile ilgilenmesi arasında müthiş bir korelasyon yok mu?

Her şey yalan ve yavan. Kimlikler çağında hiç kimsenin "muhkem" bir kimliği "kemalata" erdireceği bir kimliği yok velhasıl.