Yayınevleri kitabın ülkesi mi?

00:0019/01/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Çalmak deyince ne anlarsınız? Ya da sizin affedemeyeceğiniz çalma hangisidir? Ben fikir çalmayı, vakit çalmayı affedemiyorum. Çünkü para çalma adi bir şeydir. Adi insanlar yapar. Oysa fikir ulvidir. Bal tutan parmağını yalıyorsa, düşünce ile sanat ile uğraşanlar bir fikrin, eserin çalınmayacağını herkesten önce bilmeli.Yıllar önce Cihan Aktaş neredeyse hayretimin sınırlarını zorlayan bir olay anlatmıştı. Anadolu''daki bir yayınevi, aralarında Cihan Aktaş''ın da olduğu üç yazarın kitaplarından bazı

Çalmak deyince ne anlarsınız? Ya da sizin affedemeyeceğiniz çalma hangisidir? Ben fikir çalmayı, vakit çalmayı affedemiyorum. Çünkü para çalma adi bir şeydir. Adi insanlar yapar. Oysa fikir ulvidir. Bal tutan parmağını yalıyorsa, düşünce ile sanat ile uğraşanlar bir fikrin, eserin çalınmayacağını herkesten önce bilmeli.

Yıllar önce Cihan Aktaş neredeyse hayretimin sınırlarını zorlayan bir olay anlatmıştı. Anadolu''daki bir yayınevi, aralarında Cihan Aktaş''ın da olduğu üç yazarın kitaplarından bazı bölümleri "kolaj"layarak, bir isim altında kitaplaştırmıştı. Kapağında üç yazarın ismi var sanmayın. Tam tersine yazarların esamesi okunmuyor. O çalma-çırpma kitabın, artık yeni bir ismi ve yeni bir imzası var. Cihan Aktaş durumu öğrenince yayınevine telefon ediyor. Belki farkında değilsiniz, ama şu isimdeki kitabınızın şu sayfalardaki bölümü, benim şu kitabımdan diyerek. Ne beklersiniz bu durumda? Bir mahcubiyet. Aman efendim bilmiyorduk filan türünden bir özür. Hayır. Yayınevi sahibi olanca densizliğiyle "Mümine isim aramak yakışıyor mu" diyor. "Sizin fikirlerinizi yayıyoruz daha ne istiyorsunuz?"

Hiçbir şeye şaşırmamak gerektiğini Cihan bana bu olayı anlattıktan neredeyse bir yıl sonra aynel yakıyn olarak öğrendim. Bir üniversite dergisi için bendenizden söyleşi istendi. Cevapladım; dergiden bir nüsha da bana gönderebilirseniz çok makbule geçecek diyerek, adresimi yazdım. Hakikaten dergi geldi. Dehşet anı!!!. O söyleşiyi yapmamış olsaydım, belki de hiç haberimin olmayacağı durum şu idi: Bir öğrenci moda üzerine bir yazı kaleme almıştı güya. Benim adım da el hak dipnotlarda geçiyordu diğer birkaç kişinin adıyla birlikte. Sorun şu ki durum dipnot ile kurtarılacak bir şey değildi. Çünkü Moda ve Zihniyet bölümünden bir bölüm aynen konulmuştu dergiye.

Derhal derginin sorumlusunu aradım. Durum budur dedim. Ne beklersiniz cevap olarak? Gençlik hevesi. Çocuklar fikir çalmanın, eser çalmanın vahametini bilmiyor türünden bir esef. Ne münasebet! Dergi sorumlusu bendenize şu cevabı verdi: "O arkadaşın bütün bunları sizden daha önce yazmamış olduğu ne malum? Belki siz ondan aldınız!" Ne dersiniz? Hiçbir şey. Burası tam sözün bittiği yerdir. "Peki beyefendi. Ben sizi hiç aramadım. Bu konuşmayı hiç yapmadık."

Bu iki olay yıllar önce oldu. Peki neden şimdi anlatıyorum? İki sebebi var. Birincisi bir gençlik dergisinde gençler "kalem işleri"ni, eğitimci Asım Gültekin''e gönderiyor değerlendirmesi için. Bir öykü gönderiliyor Asım Gültekin''e. Eğitimci yılların tecrübesi ile kendisine gönderilen metnin acemi işi olmadığına karar vererek, öykünün içinden bir iki cümle yazıp google''da arama yapıyor. Karşısına aynı öykünün yüz ayrı versiyonu çıkıyor. Ama kime ait olduğu bilinmeyen bir şekilde.

Asım Gültekin de o gencin kendisine ait olmayan bir öyküyü neden gönderdiğini merkeze alan bir yazı yazıyor. Evet öykü "Sevilmek İçin Randevu Alan Çocuk." Yıllar sonra bunu ben yazdım demekte zorluk çekeceğim kadar "tamir" görmüş. Nitekim Asım Gültekin de öykünün bana ait olduğu bilgisine ulaşamamış bu arama neticesinde.

Son örnek, Alkım''ın, Popüler Edebiyat dergisi K''dan. Edebiyatın popüler içerik ile gençlere yaklaştırılmasına hiç itirazım yok. Hatta sevindim. Zihnimizde taşıdığımız her hayat, bizi biz yapıyorsa gençler pop yıldızlarının hikayesini taşıyacağına, edebiyatçıların hikayesini taşısın. Ne var ki, Şair Nigar Hanım''ı anlatan satırlar bendenizi bir hayli üzdü. Bir yazarın/araştırmacının emeği bir edebiyat dergisinde böylesine kolay heba edilmemeli. Çünkü Nazan Bekiroğlu''nun, Şair Nigar Hanım çalışmasına şahadetim var. Çok zor bir süreçti. Bu çalışmanın Trabzon–İstanbul arasında mekik dokunarak ve üstelik Şair Nigar Hanım''ın Osmanlıca el yazmalarını çözmek için pertavsız eşliğinde yıllarca sürdüğünü hesaba katarsanız neden şaşırdığımı anlarsınız. Dergide hiçbir göndermede bulunmadan yayınlanıvermiş fotoğraflar ve kartvizitlerin, kitaba alınma sürecinde ne kadar yoğun bir emek harcandığını biliyorum.

Yazı, Bekiroğlu''nun Nigar Hanım kitabından hülasa edilmişti. Ama buna dair bilgi vermek yerine, neredeyse okunmaz harflerin gölgesinde, altı sayfanın sonunda, neden verildiği belli olmayan Nazan Bekiroğlu İletişim Yay. künyesi düşülmüştü. Halbuki Canan Yalçın''ın yapmış olduğu "hülasa" hiç değersiz değil. Kitabı gayet iyi okumuş ve gayet iyi hülasa etmiş. Yazının başında aşağıda okuyacağınız satırlar Nazan Bekiroğlu''nun Şair Nigar Hanım adlı çalışmasından hülasa edilmiştir deseydi, hem kendi ismine bir saygınlık kazandırmış olacaktı, hem de Alkım Yayınları dergide yayınlanan yazıların, kitaba ve yazara gösterdiği saygı ile "edebi kamu" için verimli bir alan açılmış olmasına vesile olacaktı. Ama iş işten geçmiş değil. Bundan sonra dikkat edeceklerine dair umudum var. Neticede kitabın ülkesinden, bir yayınevinden bahsediyoruz.