
Siz gurbetin şehirlerini nasıl dolaşırsınız? Ben daima damağımda akide şekeri lezzeti, zihnimde mısralar ile dolaşırım. Ezberimdeki mısralar ilk karşılaşmanın tehlikesini bertaraf edecek bir kimya gibidir.
Seul''de damağımda akide şekeri lezzeti yoktu. Ama en çok Edip Cansever''in dizelerini hatırladım. Üstelik ezberimde olmasına şaşırarak: İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna o yerin toprağına benzer/Suyunda yüzen balığa/Toprağını iten çiceğe.
Şehirler de insanlar gibidir. Kimisi yeni insanlar ağırlamaktan hoşnuttur. Yalnız ve yabancı olduğunuzu hiç hissetmezsiniz. Ahalisi daha ilk andan itibaren sizinle hemen göz teması kuruverir. Şehrin değil, hanelerin misafir oluverirsiniz. Seul öyle bir yer işte. Kendi güzelliğinden emin. Aksini düşüreceği bir su var çünkü. Han nehri bütün ihtişamıyla şehri ikiye bölüyor. Üzerinde 18 adet köprünün sıralanmış olduğu Han nehri Seul''un sembolü adeta. Ortasından nehir geçen şehirler, hele sırtlarını dağlara yaslıyorsa tanıdık bildik gelir. Sanki şehrin ortasında su aktıkça (İstanbul Boğazı''nı hep bir nehir gibi düşünmüşümdür) insanların gamı ve kederi de bu nehrin içinde akıp gider.
Seul''de insan yüzleri mutlu. İlk akşam Cheong-gye Cheon''un kenarında dolaşırken birbirlerini saygı ile dinleyen biraz mahcup biraz mütebessim çehreleri ile Seulun kızları Doğu''nun mahremiyetini simgeliyor gibi geldi. Doğu. Evet Seul''de mimarinin olanca modernliğine, asansörlere bile konmuş minik ekranlarına, ekranın değişmeyen kanalı CNN ile her daim Big Brother''i hatırlatan ortamına rağmen… Doğu''da olduğumu bir an bile unutmadım. Neden? Bu soruyu durmadan sordum kendime. Neden kendimi Doğu''da hissediyorum. İnsanların vücut dili mi? Bedenlerini yarıya kadar eğerek selam verişleri, kadınların “ayağını sakınarak, neredeyse hiç yerden kaldırmaksızın” süzülerek yürüyüşleri mi?
Büyükelçimiz Deniz Özmen ve sevgili eşleri Bilge Özmen hanımefendi bizim için Seul''u yuva kılıverdiler. İlk defa o gün orada tanışıyormuş gibi değil de, yarım bırakılmış bir sohbeti devam ettirmek üzere bir araya gelmiş gibiydik. Deniz Özmen Bey, kitapların dostu. Kore Çeviri Enstitüsü''nü yeni çıkan yayınlardan anında haberdar edecek kadar Türk kültürünü tanıtmaya önem veriyor. Eşi Bilge Hanım kendisini iyi bir okuyucu olarak görmediğini söylese de, o akşam bizlere sorduğu sorular, edebi konular üzerinde ince ince düşünülmüş bir duyarlılığı temsil ediyordu.
Büyükelçiliğin vermiş olduğu akşam yemeğinde Hankuk Üniversitesi Türkoloji Bölüm Başkanı ile İstanbul''da tanıştığımız ve Koreli genç kızların “Kore''nin Tuna Kiremitçisi” diye andıkları Kim young- Ha ve Türkçe''den Korece''ye on altı kitap çevirmiş olan Nana Lee de vardı. Nana Lee Orhan Pamuk mütercimi olarak tanınıyor.
Orhan Pamuk''un “Benim Adım Kırmızı” adlı romanı 120 bin satmış Kore''de. Diğer eserlerin Korece''ye çevrilmesi de bu şanslarını Orhan Pamuk''un Nobel Edebiyat Ödülü almasına borçlular bir bakıma. Çünkü Nana Lee''nin aktardığına göre Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü''nü alınca yayıncılar kendisini arayarak Türkiye''de muhakkak başka iyi yazarlar da vardır diyerek kendisine Türk Edebiyatı''ndan yeni kitaplar çevirmesi konusunda siparişte bulunmuşlar. Halihazırda yabancı edebiyat olarak en fazla rağbet gören edebiyat Türk Edebiyatı.
Beş gün boyunca Kore Çeviri Enstitüsü''nün misafiri olduk. Çeviri Enstitüsü yetkilileri ve özellikle başkan Yoon Buhan, Kore Edebiyatı ve Türk Edebiyatı''nın çeviri konusunda bir karşılıklığın olmamasından duydukları üzüntüyü dile getirdiler. Türkçe''den Korece''ye on altı kitap çevrilmişken ve önümüzdeki günlerde de bu sayının artması beklenirken, neden Kore Edebiyatı Türkiye''de fazla tanınmıyor? Kore Çeviri Enstitüsü bu sorunun cevabını bulmak konusunda kararlı görünüyor.
Güney Kore ekonomik krizi atlattıktan sonra yakalamış olduğu refah seviyesinde, yatırımını kültüre yapıyor. Kültüre yapılan yatırımın özellikle Asya ve Afrika ülkeleri arasındaki sınırları eritmeye yönelik olması dikkat çekiyor. Biz diyorlar neden kendi Nobel''imizi inşa etmiyoruz. Bunun için Afrikalı ve Asyalı yazarları, sanatçıları bir araya getiren festivaller düzenliyorlar. Güney Kore için Türkiye Asya''nın en Batısı. Her ne kadar siz kendinizi Batı''ya ait kılmaya çalışıyorsanız da, bizim için Doğu''nun en batısısınız diye de latife ediyorlar.
Seul''da devasa boyutlarda üç kitapçı var. Bizim TÜYAP Kitap Fuarı kadar diyeyim de siz ebatlarını hayal edin. Bizim fuar gibi üç-beş günlük değil üstelik. Raflardan kitap alıp yerlere oturuvermiş çocukları görünce ne yalan söyleyeyim kıskandım. Zaten ne zaman yurt dışına çıksam kültürümüzün giderek yaşlılardan ve çocuklardan arındırılmış bir kültür olduğunu fark ediyorum. Küçük çocukları, küçük ukala adamlar ve kadınlar olmaya zorlayan bir hayat tarzı bizimkisi.
Yıllar önce TÜYAP Titap Fuarı''na otobüslerle getirilen ama o kalabalıkta hiçbir şey görmeden giden ve bu halleriyle büyüklerin de bir şey görmesini engelleyen çocuk kalabalıklarına şahit olunca, çocuk fuarımızın olması gerektiğine dair bir iki yazı yazmıştım. Seul''da her yıl yapılan çocuk fuarının filmini izlerken ülkemin çocukları adına bir defa daha kahroldum.
Seul''un bir hayli dışında bir matbaa şehri var. Book City. 800 bin metre kare alan üzerine kurulmuş olan kitap şehirde tabii malzemenin dışında her türlü şey yasak. Binalar taştan ve tahtadan Üzerlerinde bir damla kimyasal madde yok. Dolayısıyla her yapı kendi doğal renginde.1989 yılında kurulmuş olan bu şehir aracılığı ile Güney Kore dünyada en güzel kitapların basıldığı yer olmaya aday. Bir kitabın basılmasından, dağıtılmasından reklam kampanyasına kadar her evresi bu kitap şehirde gerçekleşiyor. Ve her ilkbaharda çocuk şenliği yapılıyor. Çimenlerin üstünde kitap okuyan, resim yapan çocuklar. Kitapların baskısı ve çizimleri harika. Ve en önemlisi, bu harikalık kitaplara pahalı etiket olarak yansımıyor.
Devasa kitapçıların olduğu şehirde, her mahallede bir kütüphane ve bu kütüphanelerin 24 saat açık olduğunu duyunca kıskançlıktan öldüm desem beni anlar mısınız? Öğrencilik yıllarımda Beyazıd Devlet Kütüphanesi''nde yaşadıklarım bir işkence silsilesi olarak canlanmak için meğer Seul''u bekliyormuş.
Başlığı okuyunca kimbilir neler düşündünüz. Nelerle karşılaşacağınızı hayal ettiniz. Oysa ben Seul''un kitapçılarını, Seul''un kütüphanelerini kıskandım. Her yazar kıskanırdı… Emin olun. 24 saat açık emniyetli bir kütüphane. Yazıyı ve okumayı hayat tarzı haline getirenler için bundan güzel rüya mı olur?
Düzeltme: Cuma günü yayınlanan yazımda bilgi yanlışlığı olduğunu fark ettim. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Doç.Dr.Ahmet Arı ve Yayımlar Dairesi Başkanı Ümit Yaşar Gözüm''e özürlerimi iletiyor, TEDA projesinin 21.Yüzyıl''da Türkiye''nin imaj yönetiminde, en etkin kurumlardan biri olması için, edebi kamuyu seferberliğe davet ediyorum.
Projenin başarıya ulaşması, hepimizin bu projeyi “görmesi” ve yayılması için çaba sarfetmesine bağlı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.