Yazarınız bugünkü yazısını yazamamıştır...

00:0013/09/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

I-Bu güne kadar bana ayrılan yeri hiç boş bırakmadım.İyi günde kötü günde yazmaya çalıştım.(Amerikan filmlerinin nikah merasimine benzedi ama...)Hastalık hali için kıyıya köşe para sıkıştıran insanlar gibi, yazı sıkıştırdım.Yazarımız hasta olduğu için ibaresi yerine, kötü gün için sandıkta bekletilen yazıyı okudunuz.(Bekletilmiş yazıları daha çok sevdiğinizi itiraf etmem gerekiyor. Bekleme estetiği sadece insanı değil evet bazen yazıları da güzelleştiriyor.)Uzaklara gittim.Günlerce süren yolculuklar,

I-

Bu güne kadar bana ayrılan yeri hiç boş bırakmadım.

İyi günde kötü günde yazmaya çalıştım.(Amerikan filmlerinin nikah merasimine benzedi ama...)

Hastalık hali için kıyıya köşe para sıkıştıran insanlar gibi, yazı sıkıştırdım.

Yazarımız hasta olduğu için ibaresi yerine, kötü gün için sandıkta bekletilen yazıyı okudunuz.

(Bekletilmiş yazıları daha çok sevdiğinizi itiraf etmem gerekiyor. Bekleme estetiği sadece insanı değil evet bazen yazıları da güzelleştiriyor.)

Uzaklara gittim.

Günlerce süren yolculuklar, iklim değişiklikleri, yazıyı gönderecek bir yer bulamama hali.

Ya da havaalanında 18 saat mahsur kalmaya karşı hep tedarikli idim.

Nalçik Havaalanı"nda aşırı buzlanmadan dolayı bir türlü kalkamayan uçağa binmek için 18 saat bekledik. 45 metre kare bir salonda o zamanlar altı yaşında olan oğlum ile. Yanımızda yiyecek içecek yok ama ben durup durup yazımı erkenden gönderdiğim iyi oldu diye şükrediyorum.(Sanki dünyanın en önemli işi o an gazetede yayınlanacak yazımmış gibi.)

Büyüklerden böyle öğrenmiştik. Yolcunun açlığını yatıştıracak azığı, susatmayacak kadar suyu olur.

Bizim durumuzda yolcunun azığı yazı oluyor.

Bazen bir konuda görüşümü merak edenler oldu. Hiç üşenmedim sadece onun için yazı yazdım. Yazdım gönderdim. Bunu niye köşende yayınlamıyorsun dediler. Bilmem dedim. Köşe yazısı olarak değil siz istediniz diye yazdım.

(Ve sonra çok şeyler oldu... Artık hiçbir şekilde hiçbir yere görüş vermiyorum.)

Öyle günler oldu ki kendimden korkacak kadar yazdım. Bir durak ötesi "yazmasam ölürdüm". O durağa varmamak için yazdım. O duraktan geri dönmemek için yazdım.

Son istasyondan bir öncekinde, yapılacak bütün işleri yaptım. Yapamayacaklarımı bile yapmaya kalktım.

Deliler gibi yazdığım zamanların arkası, haftalarca bir şey yazmayarak toparlandı.

Yazı yazamıyorum şu sıralar sözümü kimseler anlayamadı. Daha dün yazını okuduk dediler. Dün okuduğunuz yazı hangi sabahın şafağından arta kalandı diyemedim.

Ama öncelik şimdiye kadar bu köşenin boş kalmaması içindi.

Yaptığı işi ciddiye alan, biraz da fazla ciddiye alan bir kuşağın üyesi olarak bana ayrılan sütunu boş bırakmayı hiç göze alamadım.

Ama ilk defa bugün öncelikler sıralamamı yazının aleyhine bozdum./Bozuyorum.

Çarşamba akşamı CNN Türk"te Taha Akyol"un sunduğu programda çok değerli İlahiyat hocaları İlahiyat Fakültelerinde Felsefe derslerinin önemini anlatan açıklamalar yaptılar.

Yaz gribinden mustarip olduğum halde programı radyodan dinledim bir taraftan da hocaların görüşlerini tweet olarak aktardım.

Niyetim ertesi gün (Perşembe) bu konuda müstakil bir yazı yazmaktı.

Nihayet dün ağır bir grip vakası altında yazı yazamayacağımı anladım.

Yukarda okuduğunuz satırları yazarken buldum kendimi.

Tam yazıyı gönderecekken tekrar geri döndüm.

II-

Tekrar geri döndüm. Yazamayışın sebebi grip olamazdı.

Şimdiye kadar çok daha ağır şartlarda yazı yazabilmiştim. Felsefe eğitimine dair bir şeyler söylemek istiyorum ama kelimelerim kayıp.

Sonunda; konu, ilahiyat fakültesinde felsefe eğitimi olduğu için avucunun içini sobada yakmış bir çocuk tepkisinin/korkusunun bende saklı kaldığına karar verdim.

Sebepsiz değil bu korku. Geçen sene açık öğretimde sosyoloji ve İlahiyat okunamayacağını, üstelik örgün eğitimde ders gören öğrencilerle açık öğretimden alınan diplomanın aynı olmasının büyük haksızlık olduğunu yazmıştım.

Daha önce hayatımda hiç böyle bir linç kampanyası ile karşılaşmadım. Açık öğretimde İlahiyat okuyanlar ve bu eğitimi destekleyen hocaları, sosyal medyada şimdiye kadar hiç duymadığım cümleler üzerinden görüşlerimi infaz ettiler.(İlahiyat eğitim alan erkek ve kadınların kurduğu şiddet ve öfke cümleleri ile yaralanmanın neye benzediğine umarım tanık olmazsınız.)

Olur, böyle şeyler diyebilirdim. Dememi engelleyen kapalı kapılar ardında çok güzel yazdınız sizinle gurur duyuyoruz diyenlerin tavrı idi. İtiraf etmem gerekiyor ki esas beni o tavır incitti.

Bir milletvekili aradı mesela. Ne kadar iyi yazdığımdan bahsedip şunları şunları da yazın dedi. Siz bunları Meclis"te dile getirmeyi neden düşünmüyorsunuz dedim. Gazeteciler daha özgür dedi. Kendisine söylediğim cümleyi şimdi buraya yazmayacağım.

Velhasıl yazarınız bugünkü yazısını yazamamıştır.

Sorduğu/soracağı soruların bir anlamı kalmadığını, sıcak sobayı avuçlayan çocuk tecrübesi ile öğrenmiş bulunuyor.

Onca televizyon programı arasında günümüzün meselelerin tartışan bir grup felsefe hocası niye yok sorusunun anlamı kalmıyor bu durumda.

Ya da Her mahalleye bir üniversite; her üniversiteye bir İlahiyat Fakültesi; olmadı Açık Öğretim İlahiyat ile kendini yavaş yavaş imha etmeye başlamıştı "kurumumuz" demenin de bir anlamı yok.

Bu durumda ortada bir "yazı" da yok.

Velhasıl yazarınız bugünkü yazısını yazamamıştır.

Bu okuduğumuz ne idi diyorsanız...

Selam niyetine kabul buyurunuz...

Sonbahar selamı böyle olsun.