Yeni "görücü kadınlar" evlerin değil kanalların kapısını çalıyor

00:0012/08/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Gazetelere görüş ve röportaj vermenin nasıl bir sıkıntı olduğunu tahmin etmeniz mümkün değil. Günün her saatinde her türlü konu için sosyolog görüşü "lazım" olduğundan telefonla aranır, hemen bir saat içinde sorulmuş soruları cevaplayarak iade etmeniz beklenir. Siz soruları cevaplarken, mesai harcar ancak bu mesainin maddi olarak karşılığını almanız imkansız olduğu gibi iki bin vuruşluk cevabınızın iki yüz vuruşa indirilerek filanca da böyle diyor formatında "azaltılarak" cezalandırılırsınız. Oysa

Gazetelere görüş ve röportaj vermenin nasıl bir sıkıntı olduğunu tahmin etmeniz mümkün değil. Günün her saatinde her türlü konu için sosyolog görüşü "lazım" olduğundan telefonla aranır, hemen bir saat içinde sorulmuş soruları cevaplayarak iade etmeniz beklenir. Siz soruları cevaplarken, mesai harcar ancak bu mesainin maddi olarak karşılığını almanız imkansız olduğu gibi iki bin vuruşluk cevabınızın iki yüz vuruşa indirilerek filanca da böyle diyor formatında "azaltılarak" cezalandırılırsınız. Oysa tekrar tekrar sormuşsunuz kaç bin vuruş ile cevaplamam gerekiyor diye. Emeğinizin manevi olarak da karşılığı yoktur. Size telefona ulaşarak görüş alan muhabir işini yapar ve yaptığı iş karşılığında da parasını alır.

Size ne kalır? Kocaman bir hiç. Su gibi akan bir çalışmanın ortasından çekip çıkarılmış, hemen görüş vermeye zorlanmışsınızdır. Ya da akşam yemeği hazırlarken ev ahalisinin yemeğini bir saat geciktirmek uğruna görüş vermişsinizdir. Ama ne gam. Sizden alınan görüş kıymetsiz bir şekilde "kullanılmış", o görüşün size ait olduğunu belli edecek bir fotoğrafınız dahi haberden esirgenmiştir.

Size niye anlatıyorum bunları. Her türlü üretimin kıymetsiz oluşu gibi düşünce üretmenin de ne kadar kıymetsiz olduğunu bilin diye. Buna rağmen yazmaya ve düşünmeye niye devam ettiğim sorulacak olursa belki amel defterimize yazılacak hayırlı bir amelde bulunuruz ümididir bizi ayakta tutan.

Derdim ile başınızı ağrıttım. Ama bu benim derdim değil sadece. Yaptığı işe emek veren gönül veren herkesi derdi. En iyisi cevaplarımı sizinle paylaşmak. Muhabirlerin açmış olduğu hasarı onarmak için başka bir yöntem aklıma gelmiyor çünkü. Belki bu vesile ile okuyan, yazan, düşünen insanların kendi haklarını korumak için harekete geçmelerine vesile olurum. Bilmenizi isterim ki, bir medya mensubu olarak en çok medya tarafından mağdur edildim. Keşke şimdiye kadar günlerce söyleşi yapmak için uğraşıp da söyleşiyi yaptıktan sonra yayınlamayanları ve neden yayınlamadıklarını bu köşede sizlerle paylaşmış olsaydım.

Beş soru sorulup da verilen cevapların on cümleye indirildiği söyleşiyi aşağıda yayınlıyorum. Hak ve adalet üzere durmak için muhabirin sorularını almadım. Verdiğim cevaplar üzerinden kendim yeni sorular sordum.

Modernleşme ve evlenme/evlenememe arasında nasıl bir ilişki var?

-Modernleşmenin ve değişimin hızlı olduğu dönemlerde evlenme bir "sorun" haline gelir. Gençlerin birbirini görme imkanları arttıkça "tanıma" katsayılarının düştüğü üzerinden bir ters orantı olduğunu söylemek mümkün.

-Ekran üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan evlilikler ile tanıma ne kadar mümkün? Milyonların karşısında üstelik?

Yeni durum ile eski durumu birleştiren bir format ekran üzerinden gerçekleştirilen "evlilik"ler. Yani "görücü gitme" geleneği ekran üzerinden modernize edilmeye çalışılıyor. Stüdyodaki yaşlı teyzeler "görücü kadın" rolünü üstleniyor.

Ekrana çıkarak "kısmetini" aramak ne kadar gerçekçi?

Herkes herkesi görüyor ama, "bazıları" kendisi için "uygun" olanı bulamıyor. Çünkü uygunluğun dili gençlik, güzellik ve para üzerinden değerlendiriliyor. Programlarda dikkat ederseniz ya eli yüzü düzgün ama çocuklu kadınlar ağırlıkta, ya da çok düşük ücret ile çalışan genç erkekler. Yaşlıları saymıyorum çünkü onların programa konulma sebepleri tamamen başka.

-Televizyonun gündelik hayat ve değerleri değiştirip dönüştürme konusundaki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz. Özellikle evlilik programları üzerinden?

İki uç görüş var: Ekran üzerinden değişimin, ahlaki erozyonun olmayacağını söyleyenler ile, her türlü ahlaki erozyonu ekrana bağlayanlar. Sonuçta bu iki görüş birbirine çok yakın. Daha önce de "rumuz" üzerinden evlenme teşebbüslerine rastlanırdı. Gazetelerdeki evlilik köşelerini hatırlayın. Sonra buna internet versiyonu eklendi. Etkilenmeler kadar neden ilgi gördüğü üzerinde durmak gerekiyor. Ülkemizde okumuş genç kızların ve okumamış genç erkeklerin evlenemediği bir vaka. Bunun üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Modernleşmenin başlarında genç kızlar evliliğe uzak duruyordu. Günümüzde erkeklerin uzak durduğunu gözlemliyoruz.

-Bu tür programlar evlilik kurumunu zedelemez mi?

Evlilik kurumunun zedelenmesi ifadesini o kadar kolay kullanmamayı tercih ettiğimi söylemeliyim. Ben bu durumu daha ziyade insanların umutsuzluğunu bir eğlenceye dönüştürme girişimi olarak değerlendiriyorum."Evlenemesem bile bu vesile ile ekrana çıkarım ve tanınırım" diye düşünüyor. "Oradan" bir kısmeti çıkmasa bile ekrana çıktıktan sonra "buradaki" kısmetlerinin artacağını düşünüyor bireyler. Ekranın o kadar etkileyici ve ışıklı olduğuna ve insanları bambaşka gösterdiğine olan inanç ve güven ile alakası var bütün bu olanların diye düşünüyorum.