Yer dar, söyleyecek çok söz var!

00:0014/12/2007, الجمعة
G: 29/08/2019, الخميس
Fatma Barbarosoğlu

Nur Sertel''in cehalette akıllara seza, meclisi gerim gerim geren konuşması. İzmir açıklarında “bu fren bu da gaz” diyerek göçmenlerden birini dümene oturtup denize atlayan “katil kaptan”.Düşen Isparta uçağının “düşürüldüğüne” dair şüphelerin artması.Evet bunların hepsi benim yazı konum.Ama haftanın iki olayını bu yazının merkezine taşımak zorundayım. Yerim dar ve maalesef söyleyecek çok sözüm var.(Bir gün bu sözler tükense de daha az üzülsem,daha az öfkelensem ve sonra yazmak benim neyime deyip

Nur Sertel''in cehalette akıllara seza, meclisi gerim gerim geren konuşması. İzmir açıklarında “bu fren bu da gaz” diyerek göçmenlerden birini dümene oturtup denize atlayan “katil kaptan”.

Düşen Isparta uçağının “düşürüldüğüne” dair şüphelerin artması.

Evet bunların hepsi benim yazı konum.

Ama haftanın iki olayını bu yazının merkezine taşımak zorundayım. Yerim dar ve maalesef söyleyecek çok sözüm var.(Bir gün bu sözler tükense de daha az üzülsem,daha az öfkelensem ve sonra yazmak benim neyime deyip niyet ettim yazı orucuna deyiversem…)

Azar azar ölmek: Işıkgöz ailesi

1996 yılında başlayan dram. Anne Müzeyyen Işıkgöz''e sezeryan doğum esnasında verilen AIDS''li kan. Kızılay ile yapılan hukuk mücadelesi.

Mücadeleyi aile “kazandı”.Hem nasıl “kazandı”.Müzeyyen Işıkgöz ve bebeği AIDS oldu. Önce bebek öldü. Nihayet 11 yılda 100 kg''dan 20 kg düşerek anne Müzeyyen Işıkgöz hayatını kaybetti. Hayatını gram gram kaybetti.11 yıldır hayatı bir yük gibi taşıyarak kaybetti. Her gün azar azar öldü.

Her gün azar azar ölmeyi ne bileceksiniz. Oysa cami imamı Sedat Işıkgöz azar azar ölmeyi bildi. Hem kendi nefsinden, hem çocuğunun ve eşinin nefsinden bildi. O bir cami imamıydı. AIDS''li bir ailenin reisi ve bir cami imamı olarak küçücük bir muhitte hayatı neye dönüşmüştür? İşte o cehennemin içinde 11 yıl yaşadı Sedat Işıkgöz. Eşine baktı. Birbirlerini teselli edecek sözcükler kalmış mıydı aralarında?

Yatana da zor bakana da zor sözünü 11 yıl boyunca her saniye yaşadı Sedat Işıkgöz.11 yıl boyunca arada haber oldular. Şöyle bir görünüp geçti ekranlardan görüntüleri. Her haberi ya benim de başıma gelirse “duyarlılığı” ile izleyen ekranzedeler için “benim de başıma gelebilir” tehlikesi barındırmadı asla onların o yoksul ve kimsesiz görüntüleri. Unutulmaları hiç zor olmadı. Hatta çoğumuz Müzeyyen Işıkgöz öldü haberini “a o daha yeni mi öldü” diyecek kadar, ölümü ona çoktan yakıştırmış bir “rahatlık” ile dinledik/seyrettik.

Diyanet yetkililerinin eşine 11 yıl boyunca bakan Sedat Işıkgöz''ü peygamber ahlakının mirasçısı olarak nazara vermeleri gerekiyor.

Konya vergi dairesi neden şimdi?

Başörtülülerin toplu resim olarak görüldüğünü ilk defa 90''lı yıllarda fark ettim. İ.Ü. önündeki başörtüsüne özgürlük eylemine tanık olmuş o soğukta koli kağıtlarının üzerinde oturan genç kızları görünce Cağaloğlu''ndaki birkaç kitapçıya gitmiştim. Kızların üşüdüğünü, ilerde olmadık hastalıklara muhatap kalacaklarını anlatmaya çalışmıştım. Bunları anlatırken muhataplarımın beni anlayacağını “a biz hiç düşünememiştik. Üşümemeleri için ne yapabiliriz diye çözüm üreteceklerini beklemiştim.” Aldığım cevap “siz ne kadar teferruatlara takılıyorsunuz böyle oldu.” Evet ben teferruatlara takılı kaldım. Çünkü o eyleme katılan kızların hepsi benim için tek ve biricik idi.

Tevhide Kütük haberlerine itirazım da bu noktadan oldu. Kendi yazdığım gazeteye bile itiraz ettim bu noktada. Yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert''e, göle mağduriyet üzerinden maya çalmanın doğru olmadığını söyledim. Bu genç kızı mağduriyet üzerinden bu kadar “haberleştirme”nin onun daha çok yaralanmasına sebep olacağını görmek zorundayız dedim. Kürsüden indirilmesinden daha “acıtıcı” olan şey on gün içinde “kahraman”laştırılması idi. Küçük Tevhide hayatı bu zannedecek. Bir genç kıza verilebilecek en büyük ceza onun “sanal kahraman” ,”mağduriyet kahramanı” haline getirmek.

Tevhide haberleriyle İslami medya “türbanist” tavırların eşiğine geldi. Bu paradokstan kurtulmak zorundayız. Türbanist tavırların anti-türbanist; anti-türbanist tavırların türbanist tavırları besleyip büyütmesi tavrından.

Nitekim tam da beklediğim gibi oldu ve anti-türbanist tavırların başını çeken “az okunan” ve fakat okunması ile ters orantılı olarak, fazla “dokunan” siyah-beyaz gazete; Konya vergi dairesinin “türbanlı öğrenci afişi” haberiyle “ses” topladı. Tevhide olayının “rövanşı” Şubat 2007 ''de öğrenciler arasında yapılmış bir yarışma üzerinden alınmaya çalışıldı böylece. Evet bu yarışma şubat 2007''de yapılıyor. Yarışmada birinciliği Büşra Yaman''ın “Vergini ver devletine /haram katma servetine “ cümlesi alıyor. Şimdi sorun şu: Bu resim Şubat ayından beri sitede miydi? Yoksa Tevhide Kütük''ün ödülü verilmedi “madem öyle gel böyle” anlayışı ile, ödül verilen öğrencinin başörtülü kimliğine vurgu yapalım mantığı ile sonradan mı yerleştirildi o fotoğraflı haber?

Türbanistlerin de antitürbanistlerin de bir an önce kavraması gereken şey şu: Başörtülülerin başarıları için hazırlıklı olmak. Mağduriyet hikayeleri, yasaklama hikayeleri ile değil başörtülüler neden her alanda başarı gösteriyor ve “özendirici” kimlik oluyor bunu görmek zorundasınız.

Başarıyı ya da yasağı “kimlik” vurgusu üzerinden değerlendirmekten vazgeçmediğimiz sürece hep aynı yerde kilitli kalacağız.Her türlü yozlaşmanın temelinde “kimlik vurgusu” var.Eylemleri,başarıları,günahları kimlik vurgusu üzerinden değerlendirmekten vazgeçmemiz gerekiyor.