
I-
Bu yazıyı; Merkel"in yeniden Avrupa"nın patronu olduğu, zafer tacını en muktedir Avrupalı olarak, başına tekrar taktığı bir zamanda yazdığımın farkındayım. Batı Trakya Türklerinden Cemile Yusuf"un, Hristiyan Demokrat Parti"den vekil seçilmesinin haber değeri olarak taşıdığı önem dahi idrak hanemde kayıtlı.
Türkiye gündeminin stadyumdaki şiddet üzere gözünü, gönlünü, aklını ve kalbini yorduğu bir zamanda, güçsüzlerin dünyasına dair bir yazının "okuyucu" bulmakta zorlanacağını elbet biliyorum. Lakin "Doğru zamanda doğru yerde olmak/yanlış zamanda yanlış yerde olmak" Amerikalıların özdeyişi.
Bizim için doğruyu dile getirmenin zamanı yok. Adalet için beklenen zaman yitirilen zamandır çünkü. Öyleyse toplumun istikbali için bazı şeyleri hemen şimdi aceleciliği ile istemek zorundayız.
Dolayısıyla kaldığım yerden devam ediyorum. Toplumsal eşitlik için muktedirlerin borcunu tekrar ve tekrar hatırlatmak üzerinden...
II-
Kapitalist düzen bütün dikkatini muktedirlere verir. Genç, güzel ve zengin olanlara. Onun dikkatine muhatap olabilmek için daha zengin, daha güzel ve daima genç kalmak için her basamakta insanlığımızdan bir parçayı terk etmekte olduğumuzu reklam cıngıllarının gürültüsü altında fark etmiyoruz bile.
Oysa insan kalmak için, toplumun infilak etmemesi için, toplumsal sigorta için, bütün dikkatimizi güçsüzlere vermek zorundayız. Kimsesizlere, yoksullara, yaşlılara ve fakirlere...
Sigorta metaforunu Bauman"dan ödünç alıyorum.
Şöyle der yaşlı dünyaya duyarlılık aşısı yapmaya çalışan filozof sosyoloğumuz: "Bir elektrik devresi aşırı yüklendiğinde, ilk iflas edecek parça sigortadır. Sigorta devrenin diğer parçalarına göre yüksek voltaja daha az dayanıklıdır (hatta devrenin en az dirençli parçasıdır) sisteme bilinçli olarak yerleştirilmiştir... Yani sigorta sistemdeki diğer parçaların yanmasını ve tamiri mümkün olmayan kalıcı hasarların oluşmasını engelleyen bir güvenlik aracıdır."
Bütün dinler toplumun sigortası olarak güçsüzleri merkeze alır. Zenginleri, fakirlerden mesul olmaya; gençleri, yaşlıların hayatını sürdürmesine yardımcı olmaya çağırır. Bütün kadim dinler lüksü yasaklar, israf olmaması için insanları belli sınırların içinde kalmaya davet eder.
Davet modern dünyanın sloganları şeklinde değildir. Nesilden nesile hikâye olarak aktarılır. Bir bilgenin, bir dervişin hayat hikâyesinden bir kesit olarak.
Deniz kenarında abdest alan dervişin hikâyesi mesela. Deniz kenarında olduğu halde kolunu üç defadan fazla yıkamaması konusunda uyarır hocası. Deryanın içinde dahi gereğinden fazla bir damlanın kullanılıyor olmasının israf hükmünde olduğunu anlatan bir hikâyedir bu.
Sayılı nefesimiz gibi dünyadan kullanacağımız kaynakları sınırlamaya çalışır kadim ahlak.
Oysa kapitalist dünya tüketim sınırsızlığına davet eder bizi. Hepimizi mi? İnsan yerine konulmak için harcamak zorundasın der. Ve parası olanlarla olmayanların arasındaki açı kapitalizmin "akışkan dönemi"nde gittikçe büyümektedir.
Sosyal devletin çöküşünün hızlandığı 21. Yüzyıl"da, Türkiye olarak henüz sosyal devlet olma aşamasını tamamlayamadan "akışkan modernite"nin sorunları ile muhatap olmak durumunda kaldık.
İslam ahlakında kişi en yakınından başlayarak bütün cemiyetin yükünü hafifletmeye çağrılır. Akraba, komşu, mahalle olarak devam eder mesuliyet dairesi.
Aynı gelir seviyesindeki insanların ortak mekânları kullanır olduğu kent hayatında, zenginler toplumsal mesuliyetlerini unutarak yaşamayı tercih ediyor. Bu unutuşun faturası ağır. Ne ki şimdilik kimse farkında değil.
Zenginlerin zenginlerle yoldaş olmaya çağırıldığı "güvenli site ortamı" unutuşu besleyen en önemli mekânlardan biri.
Çocuklarımızı güvenli sitelerde büyüterek, parasını ödediğimiz okullarda okutarak onlara emniyetli bir istikbal hazırlayamayız.
Güven, emniyet toplumsal eşitsizliği en aza indirmekle mümkün ancak.
Başlığa gelince... Toplumsal duyarlılıkların ne sadece hükümet politikaları ne de sadece bireysel yardımlarla inşa edilemeyeceğini kabul etmek zorundayız.
Tarihin çok önemli kırılma noktalarından birini yaşıyoruz. Ne ki "akışkan modernite"nin "anı yaşa" emrine itaat ile geçiyor günlerimiz.
Kırılma noktasını en az hasarla geçebilmek için küçük hikâyenin yapısal sağlamlığının çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Yapısal sağlamlık için birinci ilke, israftan lüks tüketimden vazgeçerek toplumun sigortasını attırmamak üzere gayret etmek.
Yapısal sağlamlık için ikinci ilke, dindarların/muhafazakârların "öteki"leri değil, bizzat kendisini eleştirmesi. Kendi kusurları ile yüzleşebilmesi.
Olaylara daha eleştirel bakacağız evet. Ama rikkatli bir kalbin gözüyle bakmadığımız zaman dile getirdiğimiz eleştirinin hiç kıymetinin olmadığını da idrak etmek zorundayız.
Güçsüzlere karşı duyarlı olmak, onların hayatını insani koşullarda sürdürmeleri için seferber olmak, nasıl toplumun sigortasının yanmasını engelleyen bir durum ise; eleştirel yaklaşımlar da "akışkan modernite"nin herkesi bulunduğu yere özgürlük ve iletişim vadi ile kapattığı bu dönemde, gökyüzü ile temasımızı sağlayan tek nokta.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.