Zamanı hayatlar üzerinden okumak

00:008/07/2011, Cuma
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Çarşamba günü size İlber Ortaylı''nın Defterimden Suretler kitabı ile pazar tezgahı üzerinde karşılaşmamı hikaye etmiş; kitabın benim için en ilgi çeken bölümü olarak 1520''lerin iki hükümdarı Yavuz Sultan Selim ile V.Şarl''ı mukayese eden satırları üzerine odaklandığımı söylemiştim.Konuya kaldığımız yerden devam etmeden önce, Türkiye''de tarih alanında en büyük eksikliğin paralel tarih okumaları olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Maalesef bizim ders kitaplarımızda bohça tarzı bir tasnif var.

Çarşamba günü size İlber Ortaylı''nın Defterimden Suretler kitabı ile pazar tezgahı üzerinde karşılaşmamı hikaye etmiş; kitabın benim için en ilgi çeken bölümü olarak 1520''lerin iki hükümdarı Yavuz Sultan Selim ile V.Şarl''ı mukayese eden satırları üzerine odaklandığımı söylemiştim.

Konuya kaldığımız yerden devam etmeden önce, Türkiye''de tarih alanında en büyük eksikliğin paralel tarih okumaları olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Maalesef bizim ders kitaplarımızda bohça tarzı bir tasnif var. Bir bohça açılıyor oradaki malzeme tasnif edildikten sonra başka bohça açılıyor. Oysa ortak temalar eşliğinde Dünya Tarihi''ni zaman zaman tek bir endam aynasına düşürmek gerekiyor.

Dünya Tarihi''nin çarpıcı olaylarının aynı anda endam aynasına yansıyabilmesi ise daha çok biyografiler yoluyla mümkün. Nitekim İlber Ortaylı hoca da bizde biyografi kitaplarının eksikliğine dair şu tespiti yapıyor: “Portre çizmek başlı başına bir sanat. Ayrıntılı bilgilerle çizilen büyük tarihi portreler bizim tarihçiliğimizde mevcut değil. Sebebi açık sanatçı değiliz. Bir tarihi kişiliği çizmek her şeyden evvel edebiyatçı olmak, öyle bir gelenekten gelmek lazım. Bu nedenle benim çalışmam bir eskiz çalışması olarak görülmelidir. Devam etmek için okuyucunun tepkisini bekliyorum. Ona göre daha ayrıntılı portre çizimine girişebilirim.”

Tarih, felsefe, edebiyat, sosyoloji, psikoloji dalında eğitim görenler, her daim bu disiplinlerin öğrencisi olanlar adına, okuyucu tepkisi veriyorum Sayın Hocam. “Eskiz” olarak adlandırdığınız bu çalışmanın muhakkak tamamlanması gerekiyor.

Defterinizdeki suretlerin her birinden çok istifade ettik. Her biri çok kıymetli. Çok bilgilendirici.

Ancak paralel okuma yapmamıza vesile olacak portreler okumaya çok ihtiyacımız var. Bugün yaşadığımız pek çok sıkıntının kendimizi ve muhatabımızı anlamak ve anlamlandırmak konusunda niteliksiz ve derinlikten yoksun olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum.

Dünü ve bu günü bir bütün olarak okuyabildiğimizde yarın için sağlıklı iz düşümler yapabileceğiz. Bu gün İslam coğrafyasında tahtını ve iktidarını asla paylaşmak istemeyen kralların, devlet başkanlarının kendi halkına yaptığı kıyıma, kalbin kaldıramayacağı acı içinde tanık olurken “1520''lerin iki hükümdarının hayatı bir meteor gibi düştü zihin dünyama.

Esasında 1520 yılında Yavuz Sultan Selim''in hükümdarlığı nihayetleniyor. Nereye doğru yol aldığını kendisinin dışında hiç kimsenin bilmediği bir seferde ömrü ile birlikte sekiz yıllık saltanatı da bitiyor.

İspanya tahtına miras yoluyla I.Şarl olarak oturan çağdaşı Habsburglu güzel Philip ile Deli Juanna''nın oğlu, Almanya''nın başına seçilmiş olarak V.Şarl unvanıyla oturuyor. Yavuz Sultan Selim''in değil ama oğlu Kanuni''nin tam bir baş ağrısı oluyor Şarl.

İki hükümdarın ömrü hayatında beni ziyadesiyle etkileyen husus; Sultan Selim''in seferde ruhunu teslim etmesi, onca iktidarına rağmen Şarl''ın tacını tahtını bırakıp manastıra çekilmesi.

Bulunduğu yere bir gün terk edeceğim diye bakabilmek çok önemli. İster sıradan insanlar söz konusu olsun isterse otoritelerine otorite ekleyip dünyaya diz çöktüren imparatorlar olsun esas mesele küçük seferden büyük sefere dönebilmekte. Büyük sefer nefs ile mücadele ederek onu yenebilmenin seferi. Efendimiz''in hadisini hatırlayınız. Nitekim Şarl, Kanuni Sultan Süleyman tahta çıkmadan Şah İsmail ile bir anlaşma yaparak Osmanlı''yı dize getirmenin planlarını yapıyor. Yaptığı plan suya düşüyor. Planlarının gerçekleşmediğini gören Şarl 1556''da Alman tahtından vazgeçiyor. Almanya imparatorluk tacını kardeşi Ferdinand''ı seçtirerek devrediyor, İspanya tahtını ise oğlu II. Philip''e bırakıyor. Ahir ömrünü manastıra çekilerek tamamlıyor.

İspanya''nın I.Şarl''ı Alman İmparatorluğu''nun V.Şarl''ı olarak dünyaya hükmetmiş, İspanya Kralı olmak için kendisine İspanyolca öğrenmesi şartı koşulmuştu. Öğrendi. “Tanrıyla İspanyolca, kadınlarla İtalyanca, dostlarla Fransızca, atlarla Almanca konuşulur” sözü ile vakıf olduğu dilleri anlatıyordu.

Zihnime takılan soru şu: Şarl Papa ile çatışıp askerlerine Roma''yı yağmalatmamış olsaydı yine de tahtından vazgeçer miydi? Vicdan azabı mıdır onu manastırın dört duvarı arasına çeken!

Tam bu noktada İbrahim Ethem Hazretleri geliyor aklıma. Bir geyiğin peşi sıra giderken gaibten gelen “Sen bunun için mi yaratıldım ey İbrahim “ sesiyle tacını tahtını bırakan hükümdar.

Meraklısı için not:

Türk Edebiyatı Dergisi değerli yazar Beşir Ayvazoğlu yönetiminde zengin bir muhteva ile çıkıyor. Her sayı güzel şiirler ve hikâyeler okumak bendenizi ayrıca mutlu ediyor. Temmuz sayısında Hocam Ümit Meriç ile İstanbul üzerine yapılmış çok hoş bir söyleşi var.

Yukarıdaki yazı ile ilgili olması bakımından özellikle Mustafa Kök''ün “Türkiye Tarihi Nasıl Okunmalı“ başlıklı yazısına dikkatinizi çekmek istiyorum. Mustafa Kök 29 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ile Kahramanmaraş Belediyesi''nin ortaklaşa hazırlamış olduğu Uluslararası Dulkadir Beyliği Sempozyumu''ndan oldukça bilgilendirici notlar aktarıyor.