|
Yazarlar

Katılım banka ve sigortacılığı

04:00 . 28/07/2019 Pazar

Hayrettin Karaman

1934 yılında Çorum'da doğdu. İlk İmam Hatip okullarından biri olan Konya İmam Hatip Okulu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nde okudu. İki yıl İstanbul İmam Hatip Okulu'nda meslek dersleri öğretmeni olarak çalıştıktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne fıkıh asistanı oldu. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakülteleri'ne dönüşmesinin ardından akademik çalışmalarını tamamlayarak sırasıyla doktor, doçent ve profesör unvanlarını aldı. Yarım asra yaklaşan fikir ve meslek hayatı boyunca, yurtiçi ve yurtdışında binlerce konferans, seminer, panel, vaaz, hutbe, kurs, yazılı ve görsel medya programı, eğitim programında yer alarak eğitim, öğretim, tebliğ ve irşad faaliyetini sürdürdü. Aralarında bugünün tanınmış bilim ve fikir adamları olan binlerce öğrenci yetiştirdi. 2001 yılında yaşanan baskılara karşı çıkarak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki görevinden -yaş haddi dolmadan emekliliğini isteyerek- ayrıldı. 2001-2004 yılları arasında Avrupa Uluslararası İslam Üniversitesinde (Hollanda) misafir öğretim üyeliği yaptı. İslam’ın İlk Emri Oku, Nesil, İzlenim, Gerçek Hayat, Eğitim Bilim gibi dergilerde devamlı yazdı. M.Ü. İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim dalı başkanlığı ve Fakülte Kurulu üyeliği yaptı. MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu üyesi olan Karaman, çıktığı günden beri Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazısı yazmaktadır. Üç çocuğu, yedi torunu ve dört torun çocuğu vardır. Basılmış Eserlerinin sayısı 50 civarındadır.

Hayrettin Karaman

Faiz ve diğer çeşitli haksız kazançlar haramdır, zarurete düşmedikçe haram olan bir nesne ve fiil helal olmaz, bunları işleyen, kullanan ve yiyip içenler büyük günah işlemiş olurlar. Allah Teâlâ’nın haram kıldığı bir şeyi işlemenin dünyada da işleyene ve başkalarına zararı vardır; bunun için haram kılınmıştır. Müminlere göre de iyi, güzel, faydalı olan bir şeyi İslam haram kılmamıştır. İslam’da haram olan bir şeyi başkaları iyi, güzel ve faydalı buluyorlarsa yanılan din değil, o başkalarıdır; onların fıtratları bozulmuş, kötüye şartlanmışlardır.



Kim ne derse desin faiz dünyada bazı şahısları ve grupları zengin eder, ama bu zenginlik büyük insanlık kitlesinin kanı, teri, ıztırabı, yokluğu, mahrumiyeti pahasına elde edilmiştir, bu büyük kitleye zulümdür, ahiretten önce belki bir gün bu dünyada da hesabı sorulabilecektir.

Faizden ve haksız kazançtan arınmanın bence ilk ve en önemli yolu mevcut para sistemini değiştirmek, açgözlü para babalarının oyunlarına alet olmayan bir para veya değişim-tasarruf-değerlendirme (kıymet biçme) aracı bulmaktır.

Bu şart yerine gelinceye kadar hayat boşluk kaldırmadığı için mevcut para ile en az zararlı, en adilane çözümler bulup bu geçiş dönemini yönetmek gerekiyor. “Dünyayı durdurun, inecek var” demek mümkün değildir. İdeal çözümler üzerinde kafa yorarken, bunları bulsak bile -para ve güç odaklarına karşı mücadele ederek uygulamaya geçinceye kadar- mevcutla idare edeceğiz.

Faizsiz ödünçlerde (karz-ı hasende) ve vadesinde ödenmemiş alacaklarda enflasyon farkını almak faiz değildir; paranın satın alma gücü esas alınarak verilen ve alacak eşit miktarda alınmış demektir. Bu iki durumda enflasyon farkını aşan fazlalık faizdir. Borçludan, borcu sebebiyle menfaatlenmek de faiz sayılmıştır. Bir kimseye borç verseniz, ödeyinceye kadar karşılık olarak da arabasını kullansanız bu da faizdir.

Ticaret, sanayi ve üretim için büyük sermayelere ihtiyaç vardır, bu sermayenin ortaklık yoluyla elde edilmesi İslam’ın tercihidir. Atıl paralar birçok şekilde toplanacak, müteşebbis bunlarla yatırım, üretim, ticaret… yapacak, genel olarak kâr ve zarar paylaşılacaktır. Kâr karşılıklı anlaşmaya göre, zarar ise sermayeye katılım oranında paylaşılır.

Mevcut şartlarda kurulan katılım bankaları, ortaklık kültürü ve ahlakı henüz yeterince bulunmadığı için daha ziyade malı peşin veya kısa vadeli alıyor, üzerine kâr koyarak vadeli satıyorlar (murabaha yapıyorlar). Bunu da daha pratik ve kabil-i tatbik olsun diye, malı alacak olana vekalet vererek yapıyorlar; vekil malı banka adına satın alıyor, sonra bankadan vadeli olarak kendi alıyor.

Osmanlı zamanında da fetvaya dayalı olarak kullanılan teverruk gibi bazı usulleri katılım bankaları da ancak dara düşenler için kullanıyorlar (onlara bu yolda ve bu şartla icazet verilmiştir.) Bu bankalar leasing, ortaklık ve meşru olduğuna fetva verilen diğer banka işlemlerini de yapıyorlar. Gelişmeleri ve amaca daha uygun hale gelmeleri takva sahibi Müslümanların desteğine bağlıdır.

Çok şükür yakın zamanlarda yönetmeliği de çıkarılarak bir de katılım (tekâfül) sigortacılığı uygulanmaya başladı.

Katılım sigortacılığında sigortacı, hasarı ödeme teahhüdü karşılığında prim alıp sonra ödeme yapsa da yapmasa da buna sahip olup haram helal ayırmadan istediği gibi kullanamıyor. Katılım sigortası yaptırmak isteyen kimselerin kurdukları fonu yönetiyor ve yönetim ücreti alıyor. Fonun sahipleri sigorta yaptıranlar oluyor. Fona ödedikleri katılım payları “karşılıklı bağış” esasına dayanıyor. Bir hasar ve zarar oluştuğunda fondan ödeme yapılıyor, fonda biriken paradan ihtiyat miktarı ayrıldıktan sonra fonun lehine yatırım ve ticaret de yapılabiliyor. Sigortalı fondan çıkmak isterse ödemelerden artan paradan hissesine düşeni alabiliyor.

Bu bankalar ve bu sigortalar var iken haram olan yerlerde ve şekillerde ihtiyacı gidermenin mazereti yoktur.

Bu bankalar ve sigortaların da insanımızı, meşru olmayana mecbur etmemek için ellerinden gelen kolaylığı ve fedâkârlığı yapmaları gerekiyor.

#Faiz
#Banka
#Sigorta
#Haram
4 yıl önce
default-profile-img
Katılım banka ve sigortacılığı
Bir kış gecesinin sakinliğiyle gelen…
Acının siyaseti olmaz
Deprem neden bulvarları vuruyor?
Sükûnet ve vakarla
Millet İttifakı’nda iç savaş masanın dışına taştı