Yazarlar Vehhabîlik ve birkaç soru

Vehhâbîlik ve birkaç soru

Hayrettin Karaman
Hayrettin Karaman Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Soru

Muhammed b. Abdulvehhab hakkında tavrımız ne olmalı?

Muhammed b. Abdulvehhab hakkında farklı şeyler duydum. Bazı Müslümanlar onun insanları Allah yoluna çağıran büyük bir Müslüman olduğunu söylerken, bazı Müslümanlar da onun sapık veya günahkâr bir Müslüman olduğunu söyleyip haksız yere tekfir ediyor ve masum Müslümanları öldüren haricilerden olduğunu söylüyor. Hatta bazı Müslümanlar onu kâfir olarak suçlamışlardır.

Bununla ilgili fikriniz nedir? Onun ehlisünnete aykırı fikirleri var mı?

Cevap

Genç yaşında İran ve Irak’ta bulunan, dinî ilimlerden başka felsefe dersleri alan ve bazı kaynaklara göre tasavvufa da intisap eden Muhammed b. Abdulvehhab (v. 1792), sonradan İbn Teymiyye’nin tesirinde kaldı. Onun gibi bu da, vahdet-i vücud’u esas alan İbn Arabî tasavvufunu reddetti; halkın tasavvuf büyüklerine ve bunların kabirlerine karşı gösterdikleri büyük alâkaya ve şirk derecesine varan davranışlara şiddetle karşı çıktı. Taklidi reddederek ictihad yapılmasını, Kitap ve Sünnet’e dönülmesini, bidat ve hurafelerden uzak durulmasını istedi. Halkın selef anlayış ve uygulayışındaki İslâm’a ters düşen davranışlarını, bunlardan menfaatlenen şeyhlerin ve din adamlarının inkâr etmemesinden, bunlara karşı çıkmamalarından şikâyet etti.

İbn Abdulvahhâb “Islâhât Hareketi” için Arabistan Yarımadası’nı, onun da gözden ırak bir mıntıkasını seçmişti. Gerçekleşebilmek için ıslahâtın siyasi bir desteğe ihtiyacı olduğunu hissederek Der’iyye Emîrî Muhammed b. Suûd ile temas kurdu, ona fikirlerini açtı, ikna etti ve tam desteğini kazandı. 1792 yılında vefat ettiği zaman -İbn Suûd da 33 yıl önce ölmüştü- ıslâhât, Yarımada’da tutulmuş ve yayılmış bulunuyordu. Emîr’in oğlu Abdülaziz ve torunu Suûd zamanlarında yeni cereyan Yarımada’nın dışına taştı. Osmanlı’ya meydan okudu, Irak, Suriye ve Haremeyn’e girildi. 1801 yılında Kerbelâ’ya hücum eden Vehhabîler, Hz. Hüseyin’in kabri dâhil, bütün mukaddes bilinen makamları yerle bir ettiler. Osmanlı Devleti hareketin hem siyasî hem de fikrî yönden kendilerine ters düştüğünü, tehlikeli gelişmeler gösterdiğini görerek Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’yı tenkil ile görevlendirdi ve ayrıca kesif bir aleyhte propagandaya girişti. Mehmed Ali Paşa, Vehhabî kuvvetlerini yendi ve Yarımada’nın içlerine sürdü, bu şekilde yeni hareketin devletleşmesi yüz yıl gecikmiş oldu; ancak bu esnada hareket propaganda ve davet faaliyetine devam ederek gelişme ve genişlemesini sürdürdü.

İbn Teymiyye’ye göre, din tevhide ve Allah’ın koyduğu esaslara göre ibadet ilkelerine dayanıyordu, bu düşünceye uyan Muhammed b. Abdülvehhâb, ona göre Sünnîliğe sokulmuş olan kelâm ilmini ve âyetlere, hadislere dayandırılmak istenen tasavvufu, ictihad ve ittiba yerine taklidi sert bir şekilde eleştirdi, bunları bid‘at olarak değerlendi. Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker konusunda da İbn Teymiyye’nin etkisinde idi, ancak uygulamada onu geride bıraktı. İbn Teymiyye bu görevin yapılabilmesi için mâruf ve münkerin bilinmesi, tatbikatta nezaketle davranılması, karşılaşılacak zorluklara sabredilmesi gibi esaslar koyarken İbn Abdülvehhâb bunlara uymadı ve çevresinde mensubu olmayanların nefretini kazandı.

İbn Abdülvehhab’a göre “Yardımın sadece yaşayan insandan talep edilmesi gerekir. Kişinin Müslüman kardeşinden kendisi için dua etmesini istemesi de câizdir; fakat ölmüş bir kimseden veya yanında bulunmayan birinden (şeyh, imam) istekte bulunulması şirk sayılır. Bu sebeple dünya hayatında kendisiyle Allah arasına vasıta ve şefaatçi koyma, birinin mânevî gücüne sığınma gibi dua çeşitlerinin hepsi reddedilmelidir. Halk arasında velî diye tanınan kimselerin kabirlerini ziyaret için seyahatte bulunmak, türbelerine dilekler asmak, isimlerini tâzim ifadeleriyle anmak, onlardan duaların kabul edilmesini talep etmek şirktir. O, Mu‘tezile ve Hâricîler gibi şefaati reddedenlerle onu Peygamber’in sahip olduğu bir hak şeklinde düşünenlere karşıdır… Resûlullah’ın sadece sâlihler için değil ümmetinin âsileri için de kıyamet gününde Allah’tan şefaat izni isteyeceği ve onların bu sayede cennete gireceği birçok hadiste belirtilmiştir. Fakat şefaat yalnız Allah’a ait olup Resûl-i Ekrem ancak O’nun izniyle şefaat edebilecektir. Bundan dolayı Peygamber’in şefaatine nâil olabilmek için şefaatin Allah’tan istenmesi gerekmektedir. Ashabın Resûlullah’ın duası ile Allah’a tevessül etmekten anladığı şey onun sağlığında câizdi; vefat ettiğinde ise bunu bırakmışlar ve amcası Abbas’tan kendileri için dua etmesini istemişlerdir. Muhammed b. Abdülvehhâb yaygın sûfî telakkilerine karşı çıkarak gavs, aktâb, evtâd, abdal gibi mânevî rütbeleri reddetmekte ve bunları haram bid‘atlardan saymaktadır…” (Geniş bilgi için bak. TDV İslam Ans.)

Özetlediğim inanç ve davranışlarıyla Muh. b. Abdülvehhab ehlisünnet Müslümanlığının dışındadır, ama ona kâfir demek büyük hatadır. Bugün asıl yuvasında onun tabileri, siyasetin rüzgârı ters yönde esmeye başlayınca seslerini kıstılar, zayıflara yaptıkları uyarı ve sert davranışları bugünkü yönetime yapamıyorlar, ama etkileri dünyada devam ediyor, ümmeti bölüyorlar, büyük ehlisünneti dışlayıp yalnız kendilerinin ehlisünnet oldukları propagandasını yapıyorlar. Bize düşen ateşe benzin serpmek yerine hikmetli davranarak söndürmeye çalışmaktır.

Soru

1. Devlet kutsal mıdır?

2. Bir devlet kendi yanlışlarının açığa çıkmaması için birini öldürse İslâm hukukunda bu caiz midir?

Cevap

Devlet kutsal (ilâhî, beşer üstü) değildir, toplu halde yaşamak durumunda olan insanların zorunlu olarak kurdukları bir teşkilattır (organizasyondur). İslâm devleti; şeriatı, nasları ve içtihatlarıyla temel kaynak olarak kabul eden devlettir. Devlet masum (suçsuz, bağımsız yargı yoluyla idama mahkûm edilmemiş) bir cana kıyarsa cinayet işlemiş olur. Bunun hesabı fırsat elverdiğinde dünyada ve mutlaka ahirette sorulur.

Soru

2021 Şubat ayında 365 bin TL bedelli bir ev satın alma sözleşmesi yaptık. Evin 200 bin TL’sini peşinen verdim, geri kalanını da sözleşmeye eklenmiş ödeme planına istinaden taksitlerimi aksatmadan ödemekteyim. Satış sözleşmemizde her iki tarafın da şahidi mevcut. Müteahhit firma enflasyon ve ekonomik durumdan çok etkilendiğini dile getirerek inşaatı tamamlayabilmek için 100 bin TL ilave ücret istemekte. Sözleşme harici istenen bu ücret faize girer mi? İslâm hukukuna göre ne yapmam gerekir? Allah razı olsun. Saygılar.

Cevap

365 bin TL borcunuz yerine karşı tarafın icbarı sebebiyle 465 bin TL verirseniz (yani alacaklı dayatarak borcunuzu artırırsa) bu faiz olur. İnşaatçı gerçekten zarar ediyorsa ona acıyarak ve mecbur olmadan istediğiniz kadar para vb. yardımı (hibe, bağış) yapabilirsiniz.

Not

Bayram dünyamıza sulh, huzur, bereket, nur ve hidayet getirsin.

Bizim şükrümüz yetmez, Rabbim lütfuyla yetirsin.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.