Artık yeter, yetsin!

00:008/06/2013, Cumartesi
G: 8/09/2019, Pazar
İbrahim Tenekeci

Yaşanan olaylarla ilgili yazılmadık yeni bir şey kaldı mı? Sanmıyorum. O halde, biraz eskilere gidelim.İstiklal Harbi''nin hemen sonrası. Ömer Ağa isimli bir Türk köylüsü, uzun bir sohbetin ardından, Hamdullah Suphi Tanrıöver''e şu tembihte bulunur: ''Elde bir Anadolu kaldı, sıkı tutun, bu sondur.'' (Seçmeler, 1971, sayfa 222)''Kürt sorunu'' dahil, yaşanan birçok sıkıntıya, hep bu gözle bakmaya çalışıyorum. Anadolu''ya, Allah''ın ipi gibi, sımsıkı sarılmamız gerekiyor.Çandırlı Ömer Ağa, şunu da

Yaşanan olaylarla ilgili yazılmadık yeni bir şey kaldı mı? Sanmıyorum. O halde, biraz eskilere gidelim.

İstiklal Harbi''nin hemen sonrası. Ömer Ağa isimli bir Türk köylüsü, uzun bir sohbetin ardından, Hamdullah Suphi Tanrıöver''e şu tembihte bulunur: ''Elde bir Anadolu kaldı, sıkı tutun, bu sondur.'' (Seçmeler, 1971, sayfa 222)

''Kürt sorunu'' dahil, yaşanan birçok sıkıntıya, hep bu gözle bakmaya çalışıyorum. Anadolu''ya, Allah''ın ipi gibi, sımsıkı sarılmamız gerekiyor.

Çandırlı Ömer Ağa, şunu da söyler: ''Gök kubbenin altında bir tek İstanbul''umuz vardır.'' Yahya Kemal''in Kendi Gök Kubbemiz, Aziz İstanbul gibi eserlerini de bu sözün yanına koyarsak, ortaya, köylüsünden şehirlisine kadar toplu bir hassasiyet çıkmış oluyor. İstanbul''a bir çivi çakarken bile bu hassasiyete dikkat etmemiz şart.

Şükrü Elçin''in Türk Bilmeceleri isimli güzel bir kitabı var. (İstanbul, 1970) Cevabı ''ses'' olan bilmecenin sorusu şu: ''Ben dururum, o gider.'' (Sayfa 8) İstanbul''u bir cümleyle özetlemek gerekirse, bunu söylerim. İstanbul yerinde durur, buna karşılık, sesi her yere gider. Nitekim gitti.

Gezi Parkı''nda yaşananların Türk basınından önce Avrupa ve Amerika medyasında yankı bulması da yeni bir şey değildir. Yahut oradan gelen tepkiler, açıklamalar.

Ziya Gökalp, Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak kitabında şöyle der: ''Avrupa gazeteleri daima Türkiye''nin kuvvetsizliğinden, yaşamaya kabiliyetsizliğinden bahsettiler. Avrupa ajansları da her zaman bu maksada hizmet eden havadisler yaydı.'' (Türk Kültür Yayını, 1974, sayfa 56) Gökalp, devamında, bazı Türk gazetelerinden de şikâyet eder.

Amerika Birleşik Devletleri''nin, ülkemizde yaşanan her olaya taraf olması, yetkililerinin yetkililerimiz gibi açıklama yapması da kimseyi şaşırtmasın.

Türkiye''nin Parçalanması ve İngiliz Politikası isimli 658 sayfalık bir kitap var. (Örgün Yayınevi) Kitap, ''İngiliz Devlet Arşivi gizli belgelerinden'' oluşuyor. Kitabın kapağında ''1900-1920 arası'' diye yazsa da, ne hikmetse, Birinci Dünya Savaşı yılları dışarıda bırakılmış.

17 Ağustos 1919''da, İstanbul''daki İngiliz Yüksek Komiseri''nden İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı''na ''gizli'' başlığı altında bu cümle gidiyor: ''Amerikalılar Türkiye için ne yapmak istediklerine bir an önce karar verseler de durum bir sonuca varsa.''

Bu, her daim aklımızda bulunsun.

***

Mütedeyyin camia, uzun yıllar, ciddi mağduriyetler, hak ihlalleri yaşamıştır. Bunun aksini, vicdan sahibi hiç kimse söyleyemez. Nihayetinde, her şey aslına döner ve dönüyor. Bu dönüşü, ''keser döner sap döner / gün olur hesap döner'' şeklinde okumak, hem islami, hem insani değildir, zararlıdır.

Unutmayalım; sadece sağ ve sol yoktur, aşağısı ve yukarısı da vardır.

Bir de bu: ''Şefkat öyle bir dildir ki, sağır da duyabilir, kör de okuyabilir.''

Ömer Ağa''nın ''bu sondur, sıkı tutun'' dediği Anadolu''da hep beraber yaşamak zorundayız. Birbirimizi, cevap vermek için değil, anlamak için dinlemeliyiz. Öte yandan, yetmiş altı milyonun da aynı olmasını bekleyemeyiz. Atasözü belli: ''Herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını beğenmiş.''

Önemli olan, bir başkasının değil, bizim ne yaptığımızdır. Örneğin, sözlerimizi ve imkânlarımızı yumruk olarak kullanıyoruz, kullanmamalıyız. Mütedeyyin camiaya düşen, bu malum uçurumu iyice derinleştirmek değil, kapatmaya, doldurmaya çalışmaktır.

Açık aramaktan yorulan gözler, elbette doğru ve güzel işleri göremez. Bu tür kimselere verilecek en keskin cevap, işimizi daha iyi yapmaktır.

Hükümeti ikaz etmeye, icraatlarını ve söylemlerini eleştirmeye her zaman varım. Hayır deyişimiz şuna: Yıkmaya yahut şiddetle terbiye etmeye ''kalkışmak.'' Doğumla gelenin ölümle gitmesi gibi, seçimle gelenin de seçimle gitmesi gerekir.

Feraset gösterememek, yani gidişatı görememek, sezememek, birilerine fırsat vermek demektir. Ağaç nöbetindeki insanlara gecenin bir yarısında baskın düzenlerseniz, bekleyenlere o fırsatı vermiş olursunuz. (Ülkeler, şirketler, lobiler vs.)

Çevremize bir bakalım. Gördüğümüz insanların hiçbiri, yüz sene sonra burada olmayacak. Buna karşılık, ağaçların önemli bir kısmı, yüz sene sonra da yaşamaya devam edecek. Gezi Parkı eylemi böyle okunsaydı veya burada kalsaydı, hiçbir sorun yoktu, olamazdı.

Yaşamak demişken. Hafta içinde, Kanuni Sultan Süleyman''ın vezirlerinden Lutfi Paşa''nın kaleme aldığı Asâfnâme''yi okudum. (Yurdocağı Yayınları, 1977) Kitap, vezirlere (başbakanlara) öğüt vermek için yazılmış. İlk olarak, şu cümlenin altını çizdim: ''Fani dünyanın devleti çabuk geçer.'' (Sayfa 31)

Bu da her daim aklımızda bulunsun.