İnsanın insana verdiği acı

00:0021/11/2012, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
İbrahim Tenekeci

Hep birlikte, merhametsiz düşmanlar ve nankör dostlar arasında sıkışıp kaldık. Öte yandan, hiç kimse merhametsiz veya nankör olduğunu kabul etmiyor, etmez. Ben, sen, o.Kaçan ve kovalayan, her ikisi de Allah''ı yardıma çağırırmış. Galiba böyle bir şey. Şu da olabilir: Dünya görüşümüz ne olursa olsun, aslında hepimiz aynı destenin parasıyız."Önceden karşılıksız aşklarımız vardı, şimdi ise karşılıksız nefretlerimiz." Selahattin Yusuf, böyle yazmıştı.Özetle: Çok iyi tanıdığınız yahut hiç tanımadığınız,

Hep birlikte, merhametsiz düşmanlar ve nankör dostlar arasında sıkışıp kaldık. Öte yandan, hiç kimse merhametsiz veya nankör olduğunu kabul etmiyor, etmez. Ben, sen, o.

Kaçan ve kovalayan, her ikisi de Allah''ı yardıma çağırırmış. Galiba böyle bir şey. Şu da olabilir: Dünya görüşümüz ne olursa olsun, aslında hepimiz aynı destenin parasıyız.

"Önceden karşılıksız aşklarımız vardı, şimdi ise karşılıksız nefretlerimiz." Selahattin Yusuf, böyle yazmıştı.

Özetle: Çok iyi tanıdığınız yahut hiç tanımadığınız, her ikisi de aynı fenalığı yapabiliyor.

Reel-politiğin kölesi olmayacağız diyen, nefsinin kölesi olabiliyor.

Adına ''dava'' dediğimiz şey, kimine hakikat, kimine perde görünebiliyor.

Bunları söylüyoruz. Çünkü yanlışa ''yanlış'' demeyenin, doğruya ''doğru'' deme hakkı da yoktur. Diyelim ki dedi. Kim inanacak?

Nuri Pakdil, önce titiz olma sınavını kazanmalıyız, der. ''Titizlik ahlakın ta kendisidir'' sözü de İsmet Bey''e ait. Titizlik bizim için görüntüden ibaretse, duymuyor, işitiyoruz demektir.

Bir örnek verelim: Titiz insan, makam sahibi olmak yerine, merhamet sahibi olmayı tercih eder. Hemen söyleyelim: ''Merhamet de bir makamdır'' diyenler, titiz bir yaklaşım sergilemiyorlar.

Titizlik, onca haksızlığa maruz kalmışken bile hak diyebilmektir. Bundan daha güzeli, daha kıymetlisi olamaz. Bir de not: Haksızlığı hazmetmek kolay olsaydı, ''hakkını alanlar müstesna'' denilmezdi. Bir de hatırlatma: Hak diyenden haksızlık görmek, her şeyden evvel, insanın muhterem oluşunu zedeliyor.

***

Birbirimizin tahammül sınırına saldırmakla meşgul olduğumuz şu zamanda, ölümlü olduğunu bilen ve ona göre yaşayan insanlara fazlasıyla ihtiyacımız var. Çünkü ölüm, bizi insan olmaya ve kalmaya zorluyor.

İnanmış kimseler olarak, itiraf etmek gerekirse, ciddi bir inandırıcılık sorunuyla karşı karşıyayız. Örneğin Filistin konusunda niçin konuşmaktan ve yazmaktan başka bir şey yapmıyor, yapamıyoruz? Elcevap: Her birimizin içinde küçük bir ''israil'' var da ondan.

İşte bundan dolayı, insana yönelik ezberimiz bozulmak üzere.

Beş-on sene evvel, benden küçüklere, "kendinizi meta haline getirmedikçe kimse sizi harcayamaz" diye tembihte bulunurdum. Artık böyle düşünmüyorum. Çünkü birbirimizi alet-edevat gibi görmeye başladık. Emekleri, kıymetleri ve niyetleri çok çabuk ziyan ediyoruz.

Şunu da diyelim: Yanlış, iyi ve kötü ayrımı yapmaz. Bir de hatırlatma: Yanlış yapmamak, doğruyu yapmak değildir.

***

İstanbul Arkeoloji Müzesi''nde Roma döneminden kalma bir mezar taşı görmüştüm. Üzerindeki yazının Türkçe açıklaması şöyleydi: ''İyi ve kimseye acı çektirmemiş.''

Bu ifadeden çok etkilenmiş ve "kimseye acı çektirmemek; iyilik budur" diye yazmıştım. Şimdi bakıyorum da, yazmamış, olduğu gibi almışım.

Mezar taşlarını dışarıda bırakıp soralım: Aramızda, böyle biri var mı?

Helal gıdaya gösterdiğimiz hassasiyeti helallik bahsine ve kul hakkına da gösteriyor muyuz?

Korkuttuğumuz kadar korkuyor muyuz?

Hak ve hakikat neyse, onu sadece söylemekle değil, yapmakla da mükellefiz. Yapıyor muyuz?

"Davamız hayata uymak değil, hayatımızı Hak''ka uydurmaktır" diyen kaç kişi kaldı?

Ölçümüz hakikat mi, yoksa piyasa şartları mı?

Sorular ve sorunlar uzayıp gidiyor. Uzamasın.

Demem o ki, tutarlı değiliz, lakin olmak zorundayız. "Hakiki olmayan her şey sahtedir" sözü, bir tehlike olarak bizi bekliyor.

Yanlış insanlarla doğru iş yapılamayacağı gibi, tersi de geçerlidir. Doğru bile olsak, iş yanlışsa ve içindeysek, yanlışızdır.

En önemli husus da, Ali Görkem Userin''den ödünç alıp söylersek, kul hakkını hesaba katmadan attığımız adımlardır. O adımlar, bizi hiçbir yere götürmez. Orası başka bir yerdir ve kesinlikle iyi değildir.

Bana kalırsa, bütün bu eksikliklerimiz, en çok da acımasızlık ve vefasızlık olarak kendini gösteriyor.

''Hep birlikte, merhametsiz düşmanlar ve nankör dostlar arasında sıkışıp kaldık'' sözünü bunun için söyledim.