Yazarlar Bir Gençlik Şöleninin ardından

Bir Gençlik Şöleni’nin ardından

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Adana’dan İstanbul’a döndüğümüzde, havalimanında telefonlarımızı açar açmaz aldık haberi. AK Parti Gençlik Kolları’nın düzenlediği Bir Gençlik Şöleni programının dönüşünde Niğde’de gerçekleşen kazada, şölenden dönen 3 kardeşimiz hayatını kaybetmişti. Uzun süredir bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. Allah genç kardeşlerimize rahmet eylesin, acılı ailelerine gökten sabır yağdırsın.

Öncelikle buradan başlayayım.

Adana’da düzenlenen ve 100 bini aşkın gencin katıldığı Bir Gençlik Şöleni’nde neredeyse sabahtan akşama kadar hem teşkilatın yönetim kademesindeki gençlerinden, hem de gazeteci dostlardan aynı soruyu farklı şekillerde duydum. Soru basitti: “Nasıl buldun şöleni?”

Bu sorunun altında aslında zannederim şöyle bir soru da vardı: Erdem Kınay’ın, Tuğçe Kandemir’in, Uğur Işılak’ın, Oğuzhan Koç’un sahne aldığı, müziğin neredeyse hiç durmadığı, AK Parti’de görmeye pek alışık olmadığımız bu şölen hakkında ne düşünüyorsun?

Bu sorunun en derli toplu cevabını, enerjilerine bayıldığım iki dostla, Abdurrahman Uzun ve Orhan Kararğaç’la konuştum. Dedim ki “gözlemesini bilen insana 10 yıl yetecek malzeme var bu statta.”

Öncelikle şudur: Stadı ve etrafını dolduran yüz bin gencin yüz bini de bizim gençlerdi. Fakat mesela Erdem Kınay’la birlikte tabiri caizse “koparken” de bizim gençlerdi, namaz için stadın mescitlerini hınca hınç doldururlarken de bizim gençlerdi, Tuğçe Kandemir’in şarkılarına hep bir ağızdan iştirak ederlerken de bizim gençlerdi, şehitlerimiz için yapılan güzel jestte cânıgönülden ve hatta gözyaşlarıyla katılırlarken de bizim gençlerdi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle coşarlarken de bizim gençlerdi.

Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim. AK Parti’ye yüklenen bütün anlamların ötesinde AK Parti devasa bir kitle partisidir ve bu “bizim” tanımı AK Parti için söz konusu olduğunda, geniş, çok geniş bir anlam evrenine ulaşır.

Erdem Kınay bana göre miydi? Hayır. Daha doğrusu, Uğur Işılak hariç şölene katılan diğer sanatçılar bana göre miydi? Hayır. Çünkü benim zamanım geride, epey uzakta kaldı. Fakat anlaşılan o ki stadı dolduran yüz bin gencin zamanının tam ortasında isimlerdi o isimler. Coşkudan, katılımdan, heyecandan belliydi.

Aslında şunu demeye çabalıyorum. Devasa bir kitle partisi olan AK Parti’den, aslında vazifesi olmayan bir şey bekleyen arkadaşlar için şölen “oluyor mu böyle?” duygusu uyandırmıştır elbette ve kendilerini haklı da buluyorlardır bu soruyu sorarken. Çünkü bu soru, sorumluluğu bireyden ve daha örgütlü yapılardan alıp en genel çatı kuruluşa tevdi etme ve insanın kendisini rahatlatma sorusudur.

Oysa soru şudur: Erdem Kınay “zamanın ruhu” haline gelirken sen neredeydin?

Bu sorunun cevabını ayrıca ve uzun konuşmak üzere kenara kaldırayım şimdilik.

Şuradan devam edeyim. “AK Parti gençlerin arasında tercih edilen parti değil, gençler AK Parti’yi istemiyor, Z Kuşağı da Z Kuşağı” diyerek analiz kasanların tamamının o şöleni izlemelerini isterdim. Zaten anketlerde genç seçmen nezdinde sürekli birinci parti çıkan AK Parti, bu konudaki liderliğini o şölende de ispat etmiş oldu bence.

Diğer yandan şudur: AK Parti Gençlik Kolları teşkilatının 3 milyonu aşkın üyesinin 2023’te son derece kilit bir rol oynayacağını da düşünüyorum. Zaten “aksiyoner bir teşkilatçı” olduğunu düşündüğüm Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan’ın konuşması da bu rolün önemini vurgular nitelikteydi.

Eğer söylendiği ve iddia edildiği gibi 2023 seçimlerinin sonuçlarını gençler belirleyecekse rahatlıkla söyleyebilirim ki 2023 seçiminin galibi Tayyip Erdoğan olacaktır. Benim şölende gördüğüm manzaranın bu sonuç dışında bir sonucu olmaz.

Hadi şunu da söylemiş olayım. Şölene katılmak için davet edildiklerinde “linç ediliriz” korkusuyla daveti reddeden çok sayıda sanatçı olmuş aldığım duyumlara göre. Toplumdaki iki kişiden birinin oy verdiği bir partinin tepkisinden korkmak yerine ajansların, organizasyon şirketlerinin, Cihangir-Etiler-Moda üçgenindeki çürümüş sanat çevrelerinin tepkisinden korkuyor olmalarının bize öğretmesi gereken önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.

Kültür endüstrisinin işleyişini öğrenip o işleyişe doğrudan müdahale etmediğimiz sürece bu “iktidar biçiminin” ne denli can sıkıcı bir iktidar biçimi olduğunu sürekli göreceğiz yaşadığımız örneklerle. İnsanları doğrudan CHP mitingine davet eden sanatçıların makbul, AK Parti’nin bir parti mitingine göre olağanüstü sivil sayılabilecek şölenine katılan sanatçıyı “katli makul” bulan bu vesayet biçimini de yenmek zorundayız.

Hay Allah. Yerim bitti yine. Neyse, 2 gün birlikte olduğum “youtuber, tiktoter, influencer” kitle ile mensubu olduğum konvensiyonel medyacılar arasındaki 8 farkı da yazmak istiyordum aslında. Tek numarası “instagramda araba tanıtmak olan gencin” bizi yerimizden nasıl ettiği gerçeği ile yüzleşmek istiyordum. Artık o da başka sefere.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.