Yazarlar Bir teklifim var

Bir teklifim var

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yeni Şafak · İsmail Kılıçarslan - Bir teklifim var

Sabitlenmiş bir tweetten başlayayım: “Yayınladığım yazılar ve tweetler benim şahsi görüşlerim değil, dinimizin bir buyruğudur. Müslümanım diyen her bireyi ilgilendirir, muhatabımız Allah’tır.”

Bu sabit tweetin yazarı İsmailağa cemaatinden bir hoca, adı da İsmail Hünerlice. İsmini epeydir bilirim. Hayatını Allah’ın dininin anlaşılmasına ve Allah’ın dinine hizmete adadığına şüphem yok. Gayretli, hizmetli bir şahsiyet.

Aslında bu yanıyla Türkiye’de “Allah’ın dinini korumalı, kollamalı, anlaşılmasına katkı sağlamalıyız” fikrinden hareket eden Ehli Sünnet müdafilerinden biri. Hatta diyebilirim ki “tipik bir örnek.”

Geçenlerde bilvesile tartıştığım Bedri Gencer’de fark ettiğim bir şey oldu. Neredeyse bütünüyle yanlış anladığı ve yanlış kurguladığı meseleleri öyle içten, öyle candan, öyle hakikatli savunuyor ki ister istemez “hatasına da saygı duymanız gereken” birine dönüşüyor zihninizde. Muhtemelen İsmail Hünerlice ile tanışsam onunla ilgili de böyle düşüneceğim.

Niye bu kadar uzun yaptım girizgahı? Şundan: “Ehli Sünnet’i savunup müdafaa etmek” fikrinden hareket eden hocalarla aramda yapısal ve/veya duygusal bir sorun yok. Sadece “olağanüstü yanlış yöntemler ve olağanüstü yanlış kurgularla hareket ettikleri alan”ın her bakımdan saçma olduğunu anlatma çabasındayım. Yoksa tanıştığım Bedri Gencer’i de severim, tanışsam büyük ihtimalle İsmail Hünerlice Hoca'yı da severim.

Dönelim yazının başındaki sabit tweete. “Yayınladığım yazılar ve tweetler benim şahsi görüşlerim değil, dinimizin bir buyruğudur” yazan birinden ne bekler insan? Her türlü “tartışmalı alan”dan uzakta, ayet ve hadis nakleden, üzerinde İslam ilim geleneğinin kesin olarak ittifak ettiği meseleleri alıntılayan bir performans bekler.

Fakat hayır. “Tartışmalı alan” olduğuna hiç şüphe olmayan hususları “samimiyetle” dinin birer buyruğu olarak aktaran biriyle karşı karşıya kalıyorsunuz hocanın performansında.

Örnek mi? Gümüş yüzük mesela. Şöyle yazmış hoca: “Erkeklerin, ihtiyaç varsa 4,25 gramdan az miktarda gümüş yüzük takmaları caizdir. İhtiyaçları yoksa takmamaları daha iyidir. Demirden, tunçtan yüzük takmak cehennemliklerin takıları olduğundan haramdır.”

Var mıdır bu fetva fıkıh metinlerinden birinde? Evet ve kesinlikle vardır. Peki gümüş yüzük konusunda fıkıh metinlerinde başka fetvalar var mıdır? Evet ve kesinlikle vardır. Peki o halde “benim şahsi görüşlerim değil, dinimizin bir buyruğudur” yazılı bir hesapta bu tartışmalı alanı “buyruklaştırmak” nedir? İşte ben tam orasını bilemiyor ve tam da işin burasına itiraz ediyorum.

İtirazım şuna: Bugün ihtiyacımız olan şey, tam da bu şekilde “tartışmalı alanlara” girmek midir yoksa daha derleyici, daha toparlayıcı, daha sakin bir din dili tutturmak mıdır?

Aynı şeyin bir başka örneği de müzik konusundadır. Müzik meselesi hem 4 mezhep arasında nüans bakımından ihtilaflı hem de mezheplerin ortaya koyduğu fıkıh metinlerinde de çeşitlidir.

Müzik fetvasını “buyruklaştırmak” da tıpkı gümüş yüzük meselesinde olduğu gibi “din dilini bir başka uzayda bükmek”ten başkaca bir sonuç getirmez.

Misal mi? Hanefi ulema müziği “sağ olan bir kadını muayyen tavsif, içkiyi ve meyhaneleri meth, Müslümanı hiciv” gibi şartları haizse haram saymıştır. Sairi caizdir. Maliki ulemaya göre müzik “lehviyyat sınırına varmamak kaydıyla” caizdir. Başka mezheplerde ve fıkıh metinlerinde müziğin hangi durumlarda helal, hangi durumlarda haram olduğuna dair binlerce sayfa kayıt vardır.

Hal böyleyken ve mesele epeyce girintili çıkıntılı iken İsmail Hünerlice, “kendi hakikatine ölümüne sadakat” göstererek “şarkı, müzik dinlemek haramdır” yazıyor ve bütün parantezleri kapatma yöntemine başvuruyor.

Oysa din de tıpkı hayat gibidir. Bütün parantezleri kapatarak yoluna devam etmek istediğinde ürettiği şeye en hafifinden “yobazlık” yahut “faşizm” deriz.

Doğrusu bu ya, İsmail Hünerlice, bir süredir derdini çektiğim ve zaman zaman da bu köşeye taşıdığım o büyük meselenin tipik ve samimi bir örneği. “Tek bir din var” hükmünü “tek bir din algısı ve anlayışı var” noktasına ilerletmekten çekinmeyen bir “tuhaflık” üretiyor Hünerlice. Ve bunu da inanın bana, büyük, çok büyük bir samimiyetle yapıyor. Çünkü Allah’ın dininin kurtarılmasından sorumlu hissediyor kendini.

Oysa soru şu: Allah’ın dininin kurtarılmasına mı doğru düzgün anlaşılmasına mı ihtiyaç var?

Bir başka soru da şu: “Şarkı, müzik dinlemek haramdır” diyerek kestirip atan Hünerlice mesela sohbetlerine devam eden İhvan'ın çocuklarını bu kestirip atmaya ikna edebiliyor mu?

Sanki buradan ve sükûnetle konuşmaya başlamak lazım meseleleri. Başka türlü işimiz zor hem de pek zor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.