
Destana göre Köroğlu, babası Yusuf''u Aras ırmağına götürür. Bu ırmaktaki Bingöl''den babasına üç köpüklü su içirecek, babasının körlüğü geçecektir. Ne var ki, babasına normal su içiren Köroğlu, köpüklü suları sehven kendisi içer ve böylelikle üç özellik bağışlanır ona. Ebedi hayat, yiğitlik ve şairlik...
Destanın pek az bilinen detaylarından biri de, Köroğlu''nun düşmanı Bolu Beyi''nin tüfekle karşılaştığı ilk andır. Köroğlu''na ''tüfenk icat oldu mertlik bozuldu'' dizesini yazdıracak bu yeni ölüm makinesini bir askerine doğrultur Bolu Beyi. Nasıl çalıştığını kontrol etmek ister. Tetiğe basmasıyla askerin düşüp ölmesi bir olur. Bolu Beyi, yerdeki askere bakıp net konuşur: ''Hayret!''
Alman sporcu Tom Sietas, 2012 yılında ''suyun altında en uzun süre nefessiz kalma'' yarışmasını, Çinli rakibini 2 dakika geride bırakarak kazandı. Sietas, 22 dakika nefessiz kalmayı başarmıştı. Ertesi gün televizyonlardaydı Sietas''ın bu başarısı: ''Dans eden maymunlar'' haberinden az sonra, ''Milano''daki çılgın defile görüntüleri''nden hemen önce...
Ve bir fotoğraf karesi... Bir Halep bombalamasının ardından, biri elleriyle başını tutmuş; feryat ediyor. Tıpkı, Reyhanlı saldırısının hemen ardından feryat eden o anne ve yıkıntıların arasında feryat eden o Gazzeli kadın gibi. Tek ve en önemli fark, bu kez feryat edenin sadece 8 yaşında bir erkek çocuğu olması.
Şu ana kadar anlattıklarımın hiç birine şaşırmadınız değil mi? En fazla Tom Sietas için ''vay be, herifçioğlu iyi tutmuş nefesini'' demişsinizdir. Hatta ''acaba ben kaç saniye, kaç dakika tutabilirim nefesimi'' diye kendinizi bir yoklamışsınızdır belki; ama o kadar. Hayret etmemişsinizdir. Eh, itiraf edeyim ki ben de hayret etmezdim bu okuduklarıma.
Çünkü artık okuduğumuzda ya da gördüğümüzde bizi şaşırtacak, bizi ''hayret duygusuna sevk edecek'' neredeyse hiçbir şey kalmadı şu koca dünyamızda.
Bu niçin böyledir peki? Aklımız erer, yerimiz yeterse anlatmayı deneyeceğim.
Sözlükler ''hayret'' kelimesini ''beklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlık, şaşırma'' cümlesiyle anlamlandırıyor. Son derece eksik bir tanım bu. Çünkü kelimenin Arapça kökünü hesaba kattığımızda ''hayret''in, ''farkındalık, farkına varma, ayırdına varma'' gibi esasa taalluk eden anlamları var.
Sanayi devriminden sonra ''insana uygun olmayan bir hızla'' gelişen dünya, pek çok şeyin yanı sıra hayret duygumuzu da aldı galiba elimizden. Zira ''herhangi bir şeye hayret etmek'' için öncelikle ''durmak'', ardından ''bakmak'' ve ardından da ''tefekkür etmek'' gerekir. Ve olağanüstü meşgul modern bireyin bunların hiç birine vakti yoktur. O bakar ve geçer, deneyimler ve geçer, görür ve geçer. Aksi bir davranış, ''üretim bandı''nda bir arızaya, bir duraksamaya sebebiyet verebilir zira.
Sûfiler, tasavvufi olgunlaşmanın en önemli duraklarından birini ''hayret makamı'' olarak ilan etmişlerdir. Bu makama, ''hakikat karşısında acze düşüp, onu onaylamayı'' bir yaşam tarzı haline getirerek çıkılır.
İşte geldik modern birey için son derece sorunlu bir alana daha: ''Hakikat.'' Modern birey, kendisine sabah akşam çeşitli dozlarda ve zahmetsizce sunulan ''gerçek''ler dururken; yolu pek dolambaçlı, ulaşması pek zahmetli ''hakikat''i ne yapsın?
Şurası önemli. Günümüz medyası insana ''şaşırması gereken şeyler'' listesi veriyor ve böylelikle ''hayret edilmesi gereken şeyleri'' ustalıkla gizliyor. Aksi takdirde mesela ''El Kaide''nin kafa kesmesi''ne şaşıran insanın, ''varil bombalarıyla katledilen on binlerce insan''a hayret etmemesini nasıl izah edeceğiz? Yahudi soykırımına şaşıran insanın Sabra ve Şatilla katliamlarına hayret etmemesini nasıl izah edeceğiz?
Köroğlu, üç köpüklü suyu içerek Köroğlu olmuştu. Bizse, medyanın ve modern dünyanın bize yutturduğu dolmaları yiyerek ''Köroğlu olma hayali'' kuruyoruz. Hepsi budur.
Ne diyordu Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül: ''İnsan gerçekten hayret ediyor!''
Söylemesem olmayacak: Sosyal medyada bir fotoğraf dolaşıyor. Fotoğrafta İHH Kilis Temsilcisi olduğu iddia edilen bir şahıs, silahlı Suriyeli mücahitlerle görülüyor. Cemaatten olduğunu düşündüğüm bazı sosyal medya hesapları bu fotoğraf üzerinden ''işte El Kaide ile işbirliği yapan İHH'' yorumları yapıyorlar. Hangi birini düzeltmeli bilemedim. Birincisi, fotoğraftaki şahıs, İHH''nın temsilcisi değil. İkincisi, Suriye''de çarpışan her yapı El Kaide değil. Üçüncüsü, birileriyle fotoğraf çektirmek ''onlarla işbirliği yapıldığı'' sonucuna ulaştıracaksa bizi; ''Fethullah Gülen de Papa ile işbirliği yapıyor'' diyebilir miyiz? İnsan biraz tutarlı olur. Gerçi, geri alıyorum bu ''tutarlılık'' önerimi. Mavi Marmara olayı patladığında bizimle birlikte ağlayan, gazeteleri İsrail aleyhine zehir zemberek yayınlara başlayan ve hocaları aksini söylediğinde derhal tavırlarını değiştiren bir Cemaatten söz ediyoruz. Ne tutarlılığı?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.