Bakalım büyük şehirlerde yaşamaya başladığımız terör olayları nasıl gelişecek ve devletin ilgili kurumları asıl olarak sivil halkı hedef alan bu şiddet eylemlerinin önünü kesmek için ne gibi önlemler alacak? Güneydoğudaki silahlı çatışmalarla ilgili kullanılan Amerika çıkışlı "düşük yoğunlukta çatışma" formülünün bir benzerini başta büyük şehirleri hedef alan terör eylemleri için uyarlamaya çalışmak tabii ki olacak iş değil. Gözlerden uzak dağlarda "düşük yoğunlukta çatışma" çerçevesinde anlaşılan ve haftada birkaç şehit ve gaziyle neredeyse "makul" sayılan bir ortalama ile yürütülen bir günlük yaşama toplum çoktandır ne yazık ki alıştı bile. Bu gündeliğin, medyanın da unutulmaz desteğiyle, kendine has ritüelleri gelişti ve yerleşti. En güzel yaşlarında hayata ya da sağlıklı bir hayata veda eden delikanlıların gazetelerde, televizyon haber saatlerinde ve de periyodik olarak düzenlenen törenlerde nasıl, kaç dakika ve hangi sözcüklerle yer alacaklarını artık bilmeyen kalmadı.
Bir ülkede toplumun (yüreklerine ateş düşen anabalar ve en yakınlar dışında) büyük kesiminin "düşük yoğunlukta çatışma" ile birlikte gündelik yaşamını sürdürebilmesi nasıl açıklanabilir? Eğer söz konusu ülkede toplum büyük çoğunluğuyla adı ne olursa olsun bir ideolojinin (özellikle de devletin ve yüzünü ona dönmüş odakların geliştirip yaydığı bir ideolojinin) içinde yüzüyorsa; eğer toplum tarihsel olarak da özerkliğinin farkında olarak, iktidara yerleşenlerin söyleminin dışında kendi iradesiyle sağlam bir etik ve sosyal kurallar manzumesi yaratıp bunu kıskançlıkla savunmamışsa, o zaman ülkenin bir bölümü "vur patlasın çal oynasın" ruh halini sonuna kadar yaşarken, ülkenin gözden uzak bir bölümünde "düşük yoğunlukta çatışma" patlamaları olağan bir şeymiş gibi karşılanabilir. Yani bir tarafta toplumun büyük bir bölümünün şöyle ya da böyle yöneldiği "hazcılık", öte tarafta "makul" sayıda ölümle ve yaralanmayla yürütülen ve en başta medya tarafından kodlanmış bir kahramanlık. Bir toplum için bundan daha beter bir toplumsal bilinçsizlik olmasa gerek; ikiye bölünmüş bir toplumsal hayat, ikiye bölünmüş bir toplumsal vicdan ve ikiye bölünmüş bir toplumsal akıl. Böyle bir toplumun üyelerinin büyük kısmı için hayatta yalnızca iki şey önemli ve değerlidir: Sevip korudukları yakınları ve sevip korudukları paraları.
Terör olaylarının "düşük yoğunluklu"su olamaz dedim. Çünkü herşeyden önce, bu tür eylemler "gözden uzak" yerlerle değil, tam tersine halka ve medyaya en fazla açık yerlerle ilgilidir. Yayına geçen gün başlayan bir gazetenin ilk sayısında manşet yaptığı gibi, "olay neredeyse medya oradadır"dan da ötede "medya neredeyse olay oradadır" demek daha uygundur. İstanbul''da peşpeşe yaşanan üç terör eylemi sanırım artık herkesi ciddi biçimde düşündürüyordur. Eğer hâlâ düşündürmüyorsa, mutlaka düşündürmelidir. Göztepe''de yanan mağazaya üçyüz metre ilerdeki itfaiye araçları trafik sıkışıklığından dolayı olay yerine ancak yarım saat sonra ulaşabilmiştir.
Yangın merdivensiz, benzer olaylar için yetiştirilmiş elemanlardan yoksun bu çok katlı iş merkezinin açılmayan aynalı camları dışarda toplanan halk tarafından taş atılarak kırılmaya çalışılmıştır. Büyük şehirlerimiz, günün her saatinde dolu olan cadde ve sokakları, emniyetsiz iş ve eğlence merkezleri, yarım saatte üçyüz metre ilerleyemeyen itfaiye ve ambülans hizmetleri, her köşe başında birikmiş çöp torbaları ile bir haftada üç örneğiyle karşılaştığımız terör eylemlerine karşı son derece savunmasızdır. Geçenlerde, Ali Sami Yen Stadı''nda bir parke taşın altında bir el bombası bulununca, emniyet yetkilileri televizyon aracılığıyla halkı bu tür tuzaklara karşı dikkatli olmaya çağırmıştı. Düşünebiliyor musunuz bir şantiyeyi andıran İstanbul''da, gördüğünüz her taş altında bir bomba ihtimali! Benzer bir "şaka"yı da Radikal''den Mehmet Y. Yılmaz yaptı. Terör olaylarının medyada nasıl yer alması gerektiğini inceleyen yazısında, bu olaylara ilişkin haberlerin verilmesinin yararlarını şöyle sıralıyordu: "Ortalık yerde bırakılan poşetlerin, kalabalık yerlerdeki çöp kutularının, terk edilmiş otomobillerin bir tuzak olabileceğine ilişkin olarak kamuoyu bilgi sahibi oluyor."(!) Siz söyleyin, İstanbullu bu muhtemel tuzaklara karşı uyanık olarak nasıl yaşayabilir?
Gazete ve televizyon kanallarından öğrendiğimize göre, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devlet ricali terör eylemlerine karşı çok iyi korunuyormuş. Pekiyi söyler misiniz, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar nasıl korunacak? Ne düşünülüyor, ne gibi önlemler alınıyor? İtfaiye ve ambülans araçları trafikte sıkışmış, şantiyeyi andıran bir şehirde çöp bidonları ve torbaları arasında dolaşan her yaştan şehirliyi terör eylemlerinden nasıl koruyacaksınız? "Devletimiz büyüktür!" diyebilirsiniz, bu sizin hakkınız; lâkin sorumuzun cevabı değil.
Başlıklar :

