
Çalışma bakanlığı döneminde Meclis''ten geçen eli yüzü düzgün ilk "sendikal yasalar"a atıfta bulunularak Bülent Ecevit''in "işçi babası" veya "sosyal demokrasinin kurucusu" olarak anılmasını değerlendirmeye çalışıyorduk. Söz konusu sıfatlar özellikle ülkenin emekçi kesimi tarafından uygun görüldüğüne göre, bu adlandırmanın muhakkak ki gerçeği yansıtan bir yanı vardı. Bu iş zaten her zaman böyle değil midir; toplumun isim babalığı yaptığı durumlarda, takılan isimler-sıfatların "tarife" bire bir uymasını beklemek çoğu zaman boş bir beklenti değil midir? Doğru-yanlış, gerçeğe uygun olarak-yanılarak, haklı-haksız, her ne ise de bir kişiye bir ad bulmaktadır... Bu süreç tabii ki tamamen tesadüf eseri ya da mutlak bir yanılsama çerçevesinde gerçekleşmemektedir. Tam tersine toplum o siyasi kişilik üzerinden o dönemde beslediği (tam olarak adını koyamasa da) beklentilerini-umutlarını adlandırmaya çalışmaktadır.
Ecevit''in "sosyal demokrasinin kurucusu" ya da "işçi babası" olarak adlandırılması da böyle bir şey. Ecevit''in bu sıfatları ne derece taşıyabildiği ayrı bir konu, toplumun onu bu sıfatlarla çağırmak ve anmak istemesi ise apayrı bir konu...
Dünkü yazıda değinmiştim; Ecevit, sağlığında birçok kere, başında bulunduğu hareketle batının sosyal demokrasisinin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu ısrarla belirtmişti. Özellikle İskandinav ülkelerindeki sosyal demokrat uygulamalardan çok etkilendiğini söylese de, "demokratik sol" adını verdiği hareket onun gözünde batıdaki örneklerinden farklı, tamamen yerli bir siyasi düşünce ve pratikti.
Oysa biliyorsunuz; "siyasal cenahlar" söz konusu olduğunda her ülkenin ortaya aklına estiği gibi bir "teori-pratik" sürmesi olacak iş değildir... Dolayısıyla "siyasal tercih" söz konusu olduğunda –mesela- "Ben bu sınıf-sınıflar hikayesini beğenmedim, benim demokratik solum başka temeller üzerinde yükselecek" gibi bir iddia ile ortaya çıkmak, ciddi olmamak bir yana büyük bir yanılsamaya da işaret etmektedir.
Aziz Çelik, 274-275 sayılı sendikal yasaların Meclis''te görüşülmesi sırasında Ecevit''in yaptığı konuşmanın önemli bir bölümünü aktarmış (Birgün, 8 Kasım). Ecevit, Meclis''i bakın nasıl ikna etmeye çalışıyor:
"İleri Batı demokrasilerinin hemen hepsinde bu kanunla Türk işçisine tanımak üzere olduğumuz haklar ancak uzun ve kanlı mücadeleler sonunda elde edilebilmiştir. Bu mücadelelerin toplum bünyesinde meydana getirmiş olduğu yaralar, toplumu bölen sınıf ayrılığı şuuru, Batı ülkelerinin birçoğunda hala onarılamamıştır. Bu bakımdan, Yüksek Heyetinizin, şu birkaç gün içinde bu hakları, bu tür mücadelelere ihtiyaç kalmaksızın Türk işçisine tanımak suretiyle toplum ve tarihe büyük bir hizmette bulunmuş olacağınız şüphesizdir. Batı ülkelerinde, tatbikat önden, kanunlar arkadan gelmiştir.... Yapmakta olduğumuz işin güçlüğü buradadır."
Görüyorsunuz; Ecevit bir yandan Meclis''ten geçirmeye çalıştığı yasalarla ülkede sendikal hareketin önünü açmaya çalışırken, öte yandan "toplumu bölen sınıf ayrılığı şuuru"ndan son derece şikayetçidir... Ecevit bu yasalarla bir yandan dolaylı olarak Türkiye''nin de (nihayet!) "sınıflı bir toplum" olduğunun yasal çerçevede kabulünün yolunu açarken, öte yandan yasanın getireceği hakları hâlâ "Yüksek Heyet"in Türk işçisine sunacağı bir lütuf olarak algılar gibidir...
Aziz Çelik''in Ecevit''in konuşmasına ilişkin yorumu da şöyle:
"Bu sözler onun devletçi kimliği ile sosyal demokrat veya demokratik solcu kimliği arasındaki ikilemin bütün izlerini taşımaktaydı. Klasik sosyal demokrasi sınıf ayrılığının ürünü bir ideoloji iken Ecevit sınıf bilincini toplumu bölen bir sorun olarak görmektedir."
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.