
Belki sizlere oldukça iddialı gelebilir ancak dünya ekonomisi tarihin en büyük felaketlerinden birisinin eşiğinde. Sebebi ise ABD yönetiminin bir süredir iyiden iyiye körüklediği “ticaret savaşları”. Süreç ilk başladığında adını hemen “ekonomik korumacılık” koyanları uyarmış bunun korumacılıktan daha ileri bir durum olduğunu hatta “ekonomik ırkçılık” olarak bile nitelendirilebileceğini ifade etmiş, bu anlayışın dünyayı “ekonomik felakete” sürükleyebileceğini belirtmiştim. İtiraf etmek gerekirse sürecin bu kadar hızlı işleyeceğini başlarda ben de tahmin etmemiştim.
Sorunu teşhis etmek için kavramları iyi tanımlamak ve içini doldurmak gerekir. Genel kabul görmüş teorilere göre ekonomik krizler yerleşik kapitalist sistemin doğal bir çıktısıdır. Bazı iktisatçılar da krizleri kapitalist sistemin devamı için bir gereklilik olarak da görürler. Bu bakımdan ekonomik krizler hatalı ya da eksik yürütülen faaliyetlerin neticesinde ortaya çıkar. Oysa dünyanın şu anda karşı karşıya olduğu risk bir krizin çok ötesinde. ABD yönetimi, uluslararası hukuku hiçe sayarak; ambargolar ve yaptırımlarla küresel ticareti baltalıyor, ticaret neticesinde yapılması gereken para transferini engelliyor, hukuksuz vergi artırımları yapıp yıkıcı gümrük vergisi miktarları uyguluyor, müttefiklerinde kur şokları yaratacak açıklamalar yapıyor, terör örgütlerine binlerce tır silah veriyor, yargı süreçlerine pervasızca müdahale etmeye çalışıyor ve nihayet dini küresel siyaset malzemesi haline getirecek politikalar uyguluyor. Özetle, dünyayı telafisi oldukça zor olacak bir felaketin eşiğine sürüklüyor. Unutmayalım; krizler telafi edilebilir ancak felaketler telafisi mümkün olmayan yaralar açar.
Her zaman belirttiğim üzere, dünyanın ekonomik ağırlık merkezi hızla Batı’dan Doğu’ya kayıyor ve ABD bundan aşırı derecede rahatsız. Dahası, dünya giderek daha fazla kutuplu hale geliyor ve ABD dünyanın geri kalanında eskiden olduğu kadar rahat hareket edemiyor. 2008 Krizi de tam olarak atlatılamayınca da ABD giderek panikliyor. Stratejik gücünü kaybetmeye başlayan ABD daha fazla kas gücü kullanarak ibreyi yeniden kendine döndürmeye çalışıyor. Bu bakımdan ben bu yıkıcı tavırların nedenini kendine aşırı güvenen bir ülkenin şımarıklığı değil, gücünü kaybeden bir aktörün paniği olarak görüyorum.
ABD’nin keyfi bir uygulama ile Halkbank’a yaptıkları bütün dünyanın gözü önünde oldu. Daha fazlasını da uluslararası hukuku ayaklar altına alarak şu an tüm Türkiye’ye karşı uygulamaya başladı. İran’a, Çin’e ve Avrupa Birliği’nin geneline yaptıkları da malum. Bu hukuksuz ve keyfi uygulamalar aslına bakarsanız büyük bir “küresel uyanışı” da tetikledi. Şu an Türkiye, Almanya, İtalya, Rusya, Çin ve diğer pek çok ülke en üst düzeyde ABD’ye ve dolara olan güvenin giderek zayıfladığını söylüyor.
Mesela Almanya’nın Dışişleri Bakanı Heiko Maas İran Nükleer Anlaşması’nın kurtarılabilmesi için Avrupa Birliği’nin ABD’den ayrı olarak bir ‘ödeme sistemi’ oluşturması gerektiğini ileri sürüyor. Rusya Ekonomi Bakanı Silvanov, halihazırda da Rusya’nın dolar üzerindeki yatırımlarını büyük oranda azalttığını, doların şimdiye kadar uluslararası bir döviz olarak bilindiğini ancak son dönemde çok tehlikeli bir konuma geldiğini vurguluyor. Dahası petrol satışlarında dolardan vazgeçilebileceğine yönelik sinyaller veriyor. Bizim de Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak doların güven yitirdiğini ve adeta politik cezalandırma aracına dönüştüğü söylüyor. Dahası da var ancak özeti şu: Dünya alternatif küresel ödeme mekanizması arıyor, ülkeler yerel paralarla ticareti teşvik ediyor, merkez bankaları kendi aralarında yeni swap (para takası) anlaşmaları yapıyor ve rezerv tutulan altınlarını ABD’den çıkarıyor.
Süreci kimin ve nasıl başlattığını biliyoruz. O halde süreci tersine çevirerek bu felâketin engellenebileceği de aşikâr. Türkiye son derece akıllı bir strateji ile tüm süreci “uluslararası hukuk” zeminine oturttu ve dünyanın geri kalanını da sürece dahil etti. Şimdi hükümetler en üst düzeyde açıklama yaparak ABD’nin hukuksuzluğunu dile getiriyor. Bu bakımdan ABD’nin içindeki aklıselim kişi ve kurumların hızlı bir şekilde süreci hukuk içine taşıması ve başta Türkiye olmak üzere alınan hukuka aykırı uygulamaları geri çekmesi gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.