Yazarlar Bu ülkenin sahibi kim olacak?

Bu ülkenin sahibi kim olacak?

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık anlatıyor:
“Ben bakanlık görevine gelince şunu gördüm: Müsteşarım korgeneral. Müsteşar yardımcılarım tümgeneral. Daire başkanlarım tuğgeneral. Alttaki şube müdürlerinin çoğu albay ve yarbaylardan oluşuyor. Ben bir talimat verdiğim zaman müsteşarım gidip onu Genelkurmay 2. Başkanı'na soruyor.”
Araya girip Fikri Bey'e biz soruyoruz.
Peki sizin verdiğiniz talimatla Genelkurmay 2. Başkanı'nın verdiği talimat ters düşünce müsteşarınız kimi dinliyor?
Kimden rütbeyi alacaksa onu dinliyor.
Mesele orada görev yapan korgeneral ya da altındaki asker kişilerin şahsi pozisyonu değil.
Bakan Işık da zaten, bunun bir sistem sorunu olduğunu, bu nedenle müsteşarının bazen çok zor durumda kaldığını söylüyor.
Daha vahim bir örnek var karşımızda.
15 Temmuz akşamı, memleketin 'öbür tarafa' gidip geldiği saatlerde, aracıyla sürekli yer değiştiren Başbakan Binali Yıldırım, Eskişehir'deki Havacı bir generale, darbeye karışmamış uçakların havalanarak darbeye karışan F-16'ları durdurması talimatını veriyor.
Ama Eskişehir'deki general, yazılı talimat istiyor, Başbakan'ın bu talebini reddediyor.
Ta ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, her anı ölüm kalım riskiyle dolu o yolculuk sonrası İstanbul'a inip 1. Ordu Komutanı'nı vekaleten Genelkurmay Başkanı atayana kadar.
Ümit Dündar paşa emir veriyor ve Eskişehir'deki general, yine bir 'asker kişi' olan üstü emir verince ancak harekete geçiyor.
Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da açıklamasına yansıdığı gibi şunu biliyoruz. Darbe girişimi Akıncılar Üssü'ndeki pistin bombalanması ile ancak sona eriyor.
Verdiğimiz bu örnekleri, Türkiye'deki darbe kültürünün bugüne kadar canlı kalmasının sebepleri olarak da okuyabilirsiniz.
ORDUNUN CUNTACILARI CEZBEDEN BAĞIMSIZ YAPISI
İki hafta önce çıkan KHK ile TSK'nın yapısını kökten reforme eden düzenlemeler, bu farkındalık üzerine gelişti.
Konuştuğumuz hükümet yetkilileri, bunların alelacele telaş içinde yapılmış işler olmadığını, son birkaç yıldır bu mesele üzerinde kafa yorup formül ürettiklerini ve ancak şimdi kaçınılmaz hale geldiği için harekete geçtiklerini söylüyor.
Model alınan ülkelerin de, bu meseleleri çok önceden aldıkları önlemlerle çözen Avrupa ülkeleri ve ABD olduğunu öğrenmiş olduk.
Mesela, yukarıda Milli Savunma Bakanı'na atfen verdiğimiz örnekte olduğu gibi, asker, kimden rütbe alacaksa onu dinliyor.
Bizde terfilere bakan Yüksek Askeri Şura'da bundan böyle 10 sivil, 4 asker yer alacak.
Bu da demek oluyor ki, terfilerde, bundan böyle sivillerin de sözü geçecek.
Yıllardır söylendiği gibi bu eğer, askerin kendi içindeki emir-komuta zincirini sarsacak bir düşünce ise, bunu diyenlere şunu sormak lazım:
Peki, Yüksek Asker Şura mekanizmasında sivil ağırlığın olduğu Avrupa ülkeleri ile ABD'de emir-komuta zinciri bizdekinden daha mı sıkıntılı durumda?
Adama şunu da sorarlar:
“Bizi kendi halimize bırakın” diyorsunuz da, bu darbeler, darbe girişimleri gökten gelen leylekler tarafından mı başımıza bela ediliyor diye.
İlker Başbuğ, TSK ve yargı içinde örgütlenen FETÖ'nün, terör örgütü lideri damgasını vurarak mağdur ettiği, yıllarca cezaevinde yatmış bir isim.
Darbe girişimi sonrası yaptığı açıklamalardan TSK'ya siyasi dokunuş olarak görülen bu düzenlemelere şiddetle karşı çıktığını öğrendik.
Başbuğ ve Kemalist çizgideki 'asker kişilerin' özetle söylediği şu: “Ordu içindeki FETÖ yapılanması temizlensin, sonra TSK bize bırakılsın, siyaset bu işlere karışmasın, Ordu bağımsız yapı olarak varlığını sürdürsün”
O halde bu çıkışın okumasını şöyle de yapabiliriz:
“TSK, bu ülkenin sahibi olmaya devam etsin, FETÖ temizlendikten sonra, FETÖ sızmasından önce olduğu gibi gerektiğinde darbeler de yaparak bu gücünü sürdürmeye devam etsin!”
Bu yaklaşım biçiminin kimseye bir hayrı olmadığı gibi, bu sözlerin sahiplerine de bir fayda getirmediği, hatta son yıllarda gördüğümüz gibi Ordu'yu 'ele geçirilecek bir mevzi' olarak görme anlayışının Kemalistlere de ciddi bedeller ödettiği görülmüyor mu?
FETÖ'nün 40 yıl yatırım yaparak bu 'mevzileri' ele geçirme çabası ve başarısının arka planında da 'ülkeye sahip olmanın' yolunun 'TSK'ya sahip olmaktan' geçtiği düşüncesi yok muydu?
Tecrübeyle sabit oldu ki, TSK, 'ülkenin asıl sahibi olma' gibi, 'üzerine vazife olmayan her konuda' koruma kollama rolünü üstlenmek gibi amaç dışı işlerle uğraşmak yerine, sadece ülkenin dış güçlere karşı 'korunup kollanması' amacına yönelse, bir de TSK'nın insan unsuru da Türkiye sosyolojisinin ortalamasını yansıtan bir bünyeye kavuşsa, herkes rahat edecek.
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, "Bu konuları TSK mensuplarıyla da konuşmaya başladık. Onları da ikna edeceğiz" diyor.
Evet şimdi bunun tam zamanı.
Neden derseniz, ikna etmek için, TSK'nın bu yenilenmeye rıza göstermesi için bundan daha elverişli bir ortamı ileride bulamayabiliriz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.