|
Yazarlar

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a Ayasofya için en çok sorulan soruyu sordum

04:00 . 13/07/2020 Pazartesi

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet

Ayasofya’nın 86 yıl sonra yeniden cami statüsüne kavuşması, toplumun büyük çoğunluğu tarafından heyecan ve coşkuyla karşılandı.

Siyasi alanda da Türkiye şartlarında olabilecek en geniş konsensüsün sağlandığı söylenebilir.

İYİ Parti’den Meral Akşener’in “Açamaz” dediği önceki sözlerini “İlk defa yanıldım” diyerek düzeltip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tebrik etmesi, CHP yönetiminin parti içinden ya da müzahir çevrelerden gelen kimi tepkilere rağmen Ayasofya üzerinden “laiklik yaygarası” koparmaması dikkate değer hususlar.

Bu meseleyi kendisi dindar olduğu ya da olmadığı halde ‘dindarların fazladan bir cami elde etme talebi’ olarak gören, “O kadar cami varken Ayasofya için neden bu ısrar” sorusuyla konuya sorgulayıcı ama ikna olmaya açık bir tarzla yaklaşanlar kadar, 86 yıl önce cami iken niçin, hangi amaçla müzeye çevrildiğini bilip pozisyonunu ona göre belirleyen, o nedenle cuma günkü kararı homurdanarak karşılayanlar oldu.

Bunu, İstanbul’un çok kültürlülük iddiasından uzaklaşma hamlesi olarak görenlere ise, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın cuma akşamı yaptığı müthiş konuşma önden verilmiş bir cevap olarak düşünülebilir.

Ayasofya meselesinin özünde bir ‘bağımsızlık’ meselesi olduğu anlaşılsa, bu sorular pek fazla akla gelmeyecek hâlbuki.

Cami iken müze haline dönüştürülmesi, bu büyük mabedin ruhunun teslim alınmasından sonra bedeninin eline tutuşturulması gibi bir metaforla anlatılabilir.

On yıllar boyu “Zincirler kırılacak, Ayasofya açılacak” sloganının ne diye atıldığını zannediyorsunuz?

Ayasofya’da 24 Temmuz’da cuma namazı kılınacak.

Milyonlarca kişi o günü sabırsızlıkla bekliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Danıştay’dan çıkan karar sonrası Ayasofya’nın yönetiminin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrini öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nı sosyal medyadan duyurmuştu.

Önceki akşam Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ı arayıp kamuoyunun merak ettiği bazı soruları kendisine yönelttim.

MOZAİK, İKON VE DİĞER RESİMLİ SEMBOLLERİN DURUMU NE OLACAK?

Bu sorulardan bir tanesi, Ayasofya içindeki mozaik, ikon ve sembollerin durumuyla alakalı.

Erbaş’a “Bunların durumu ne olacak” diye sordum.

Diyanet İşleri Başkanı’nın cevabı şöyle oldu:

“Bu konuya çalıştık. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bir açıklaması olacak. Namaz vakitlerinde teknolojik imkânlarla bir karartma yapacağız. Namazdan sonra da tekrar ziyaretçilere açacağız.”

-Peki, cemaatle namaz saati dışında namaz kılacaklar için bir sorun olmaz mı?

-Yok, hayır bir sıkıntı olmaz. Kıble tarafında bir şey olmadığı için namaza zarar verecek bir özelliği yok zaten. Ancak biz yine de ihtiyaten cemaatle namaz esnasında karartacağız.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a kişisel hissiyatını sordum. Ayasofya ile ilgili bu gelişmeyi kendi duygu ikliminde nasıl karşıladığını.

“Mutluluğumuz anlatılamaz, kelimeler kifayetsiz. Gerçekten ifade edemeyeceğimiz kadar mutlu olduk. Çünkü bizim için 86 yıllık bir hasretti, bir özlemdi. Gençliğimiz hep ‘Zincirler kırılacak Ayasofya açılacak’ sloganlarıyla geçti” dedi.

SELANİK’TE BİR TANE CAMİ BIRAKMADILAR

Bir de tabii, yurt içinden, yurtdışından gelen tepkiler, itirazlar.

Ayasofya kararı için Yunanistan’ın Kültür Bakanlığı, “Erdoğan’ın bu kararı Türkiye’yi 600 yıl geri götürdü” diye provokatif bir açıklama yaptı.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a Atina’dan ve Avrupa’dan gelen Ayasofya tepkilerini sorunca, Yunanistan’ın camilere neler yaptığını hatırlatan okkalı bir cevap verdi.

Şunları söyledi:

“Selanik’te bir tane cami bırakmadılar. Orası kaç yüzyıllık İslâm beldesi olmasına rağmen doğru dürüst cami yok. Bir tane cami yıkılmamış durumda ama orayı da kapatmışlar.

Dolayısıyla Avrupa’nın, Batı’nın söyleyebileceği hiçbir şey yok. Zaten İslamofobi en çok cami saldırılarıyla devam ediyor Avrupa’da. Türkiye’de ne Hristiyanların mabetlerine ne de Yahudilerin mabetlerine dönük herhangi bir sıkıntı yok.

Hiçbir sıkıntı yaşamadan ibadetlerini yapıyorlar.

Türkiye’de 435 mabet var İslâm mabetlerinin dışında. Kendilerine yetiyor. Türkiye’de ne kadar Hristiyan varsa o Hristiyanların tamamının ibadet edebileceği ibadethaneleri var. Yetmiyor diyen de yok, bizim ibadethaneye ihtiyacımız var diyen bir gayrimüslim de yok.”

#​Ayasofya
#Diyanet İşleri Başkanlığı
#Ali Erbaş
#Selanik
3 yıl önce
default-profile-img
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a Ayasofya için en çok sorulan soruyu sordum
Sokak köpeği kaosunu bir yılda bitirecek seferberlik
Peygamber aşığı bir alim: Ali Ulvi Kurucu
Vadedilmiş topraklar
Unutulmuş güzler ormanı
Sınırsız ve kimliksiz