Güzün gelen ödül

00:0015/01/2007, Pazartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Mehmet Şeker

Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü''nün bu yıl üstad Sezai Karakoç''a verileceği açıklandı. İsabet. Zayıf da olsa, cılız bir sesle de olsa kimseden itiraz gelmedi."Senin kalbinden sürgün oldum ilkin / Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği / Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında / Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim / Af dilemeye geldim affa layık olmasam da / Uzatma dünya sürgünümü benim" diyen...Aynı çağda, aynı şehirde, aynı semtte yaşamaktan bahtiyarlık duyduğum

Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü''nün bu yıl üstad Sezai Karakoç''a verileceği açıklandı. İsabet. Zayıf da olsa, cılız bir sesle de olsa kimseden itiraz gelmedi.

"Senin kalbinden sürgün oldum ilkin / Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği / Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında / Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim / Af dilemeye geldim affa layık olmasam da / Uzatma dünya sürgünümü benim" diyen...

Aynı çağda, aynı şehirde, aynı semtte yaşamaktan bahtiyarlık duyduğum Sezai Karakoç''un birkaç şiirini okuyacaksınız bugün. Daha fazlası kitaplarında.

* * *

ANNELER VE ÇOCUKLAR

Anne öldü mü çocuk / Bahçenin en yalnız köşesinde / Elinde siyah bir çubuk / Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş / Simsiyah görünür gözüne / Elinde bir ip nereye / Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten / Durmaz bir yerde / Anne ölünce çocuk / Çocuk ölünce anne

* * *

BALKON

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon / Ölümün cesur körfezidir evlerde / Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların / Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon / Bir tabut kadar yer tutar / Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen / Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda / Ölüleri balkonlara gömecekler / İnsan rahat etmeyecek / Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye / Koşa koşa gidiyorum / Alnından öpmeye gidiyorum / Evleri balkonsuz yapan mimarların

* * *

ÇEŞMELER

Benim yalnızlığımdan / Damıtılmış çeşmeler / Kurumuş unutulmuş / Çeşmelerin akışıyım / İnsanlık içinde

Ay görmez onları onlar ayı görür / Aydan haberlidirler / Söylediklerinin çoğu / Ay hakkındadır / Aya dair / Ayın tarihine ait

Fındıklılı Mehmet Ağa / Çeşmesi / Silahtar Tarihinin yazarı / Yenilmez karpuzlar / Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda / İçilmez / Bozuk suyunda / Gece yarısı / Ayışığında / Yaz ay ve ben / Silinmeye yüz tutmuş yazı / Ölümü hecelemiştik / Ortalığı dolduran sesinde / Ta... aşağılarda olan yatıra / Bir türkü söylüyordu / Ölüm ötesinde açmış / Menekşeler kimliğinde

Ölüydü insanlar / Yalnız yaşıyordu o yatır / Ve o çeşme / Ben de / Sıratı andıran bir çizgide / Soluyordum devrildim devrileceğimi / Hayatı ve ölümü birlikte / Aynı geçmezlik ve değişmezlikte / Aynı yenilik ve tazelikte / Ürpererek geçiyordu yarasalar / Uzaklardan / Beyoğlu''nu bir telgraf gibi / İleterek birbirine

* * *

ÇOCUKLUĞUMUZ

Annemin bana öğrettiği ilk kelime / Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde

Annem bana gülü şöyle öğretti / Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi

Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus / Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus

Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde / Binmiş gelirdi Ali bir kırata

Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından / Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte

Biz o atın tozuna kapanır ağlardık / Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü / Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman

Ali olmaktan bir sedef her çocukta

Babam lambanın ışığında okurdu / Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık / Fetihlerde bayram yapardık / İslam bir sevinçti kaplardı içimizi

Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık / Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık

Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi

Kediler mangalın altında uyurdu / Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı / İnanmış adamların övüncüyle / Sabırla beklerdik geceleri

Şimdi hiçbirinden eser yok / Gitti o geceler o cenk kitapları / Dağıldı kalelerin önündeki askerler / Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi