
1823'te Hugh Glass adında bir avcı, boz bir ayı tarafından saldırıya uğrar. Saldırının sonunda bacakları ve kaburgaları kırılır. Ölümcül bir şekilde yaralanan Glass, birlikte yola çıktığı ekibini yavaşlatmamak için arkadaşları tarafından ölüme terk edilir. Oysa o doğal şartlara karşı oldukça uyumludur ve yavaş yavaş iyileşir. Bitki kökleri ve kurtlar tarafından parçalanan hayvanların etlerini çiğ çiğ yiyerek yaşama tutunur. 6 haftaya yakın bir sürede 160 kilometre yol kat ederek kendisini terk edenleri takip etmeye başlar. Yaşamak için oldukça geçerli bir sebebi vardır: İntikam
Hugh Glass'ın yaşadığı bu hikâye, 1971 yılında Vahşi Adam (Man in the Wilderness) adıyla sinemaya aktarıldı. 2002 yılında ise aynı hikâye, Michael Punke tarafından Diriliş: Bir İntikam Hikâyesi(The Revenant: A Novel Of Revenge) adıyla romana dönüştürüldü. Bu roman ise bu kez Alejandro G. Inarritu tarafından Diriliş adıyla beyaz perdeye aktarıldı. Alejandro G. Inarritu; Paramparça Aşklar ve Köpekler, 21 Gram ve Babil filmleriyle de birbirleriyle alakasız; fakat bir o kadar da bağlantılı insan hikâyelerini başarılı bir şekilde aktarırken Diriliş filminde bu kez farklı bir anlatım tercih ediyor ve tek bir hikâyeyi klasik bir kurguyla aktarıyor.
Ünlü yönetmen, tercihini biyografik filmlerde oldukça başarılı bir performans sergileyen Leonardo Di Caprio'dan yana kullanmış. Diriliş, Leonardo'nun oynadığı dokuzuncu biyografik film. O; Martin Scorsese, Steven Spielberg, Danny Boyle, James Cameron, Sam Mendes ve Woody Allen ve son olarak da Alejandro G. Inarritu olmak üzere 7 akademi ödüllü (Oscar) yönetmenle çalışmış oldu. Böylece ünlü oyuncunun çalıştığı pek çok ismin, ödül almasına rağmen onun almaması dikkat çekici. Leonardo'nun bu kez şeytanın bacağını kırıp kırmayacağı bilinmez ama bu kez çok çabaladığı aşikâr. Mesela onun bir vejetaryen olmasına rağmen gerçekten bir yaban öküzünün karaciğerini yemesi, hayvan cesetleri arasında uyuması, boz ayı tarafından parça parça edilmesi, uçurumdan düşmesi… Hem daha ne olsundu Oscar alamamanın mazereti?
Filmin tamamen doğal ışık ve ortamda çekilmesi isteğiyle Kanada'da başlayan film macerası karın ve ışığın beklentiye uygun olmaması sebebiyle setin Arjantin'e taşınmasına sebep olmuş. Üstelik kutupların pek yakınına. Elbette bu durum bazı aksilikleri de beraberinde getirmiş: ekipten birçok kişi zorlu hava koşulları sebebiyle işte çalışmayı göze alamamış. Ancak bunun filme tezahürü adeta doğal ve görsel bir şölene dönüşmüş. Bu yüzden, Yerçekimi (Gravity) ve Cahilliğin Umulmayan Erdemi(Birdman) filmleriyle iki kez üst üste en iyi görüntü yönetmeni Oscar'ını alan Emmanuel Lubezki, Diriliş filmiyle de üçleme yaparsa, şaşılmamalı!
1820'lerin Amerika'sında geçen hikâyenin doğal unsurları İngiliz, Kızılderili ve Fransızlar olunca ırk temelli çatışmalar da belirginleşiyor. Tam bu ortamda, filmin kötü adamı Tom Hardy; John Fitzgerald rolünde devreye giriyor. Fitzgerald, önce Hugh Glass'a sonra da onun Kızılderili oğluna (Hawk) ırkçı sataşmalarda bulunur. Buna oldukça sinirlenen Hawk, bağırarak Fitzgerald'ın üstüne yürür. Hugh Glass da oğlunun elinden tutar ve onu yerine oturtur.
Unutmadan, Tom Hardy'nin en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar'a aday olduğunu da belirtelim. Olur da Tom Hardy bu ödülü alır, Leonardo Caprio alamazsa bu, onun için ikinci travmaya dönüşebilir.
Diriliş filminin romana tam anlamıyla sadık kalmadığını da söylemek gerekir. Zaten filmde uyarlama değil esinlenme ifadesi kullanılıyor. Inarittu, ölüme terkediliş hikâyesini bir de evlat acısıyla birleştiriyor ve intikam hikâyesini derinleştiriyor. Filmin özeti sayılabilecek en çarpıcı diyaloglar da onu izlenmeye değer kılıyor:
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.