Yazarlar Şu kültür meselesi

Şu kültür meselesi

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Sayın Cumhurbaşkanı da durumdan şikayet etti. Efendim mesele şudur: Refah Belediyelerinden bu yana iyice tecrübe kazanan inşaatçılar Ak Parti döneminde güzel binalar, kültür merkezleri inşa etti.
Çeşitli salonlar, sinema-tiyatro-konser-spor vb. kongre merkezleri, kütüphaneler, açıkçası mekân olarak istenilen konfor her şey yerli yerinde.
Ancak bu salonları dolduracak yeterli faaliyet yok. Olanlar da kayda değmez. Belli bir seviyeyi tutturamıyor.
Salon ve ekip hazır olsa dahi izleyici-dinleyici salonu dolduramıyor. Boş salona oyun oynamak, konuşma yapmak tatsız bir şey. Halkımız doğrusu siyasi alanda gösterdiği gayreti, hevesi kültürel alanda göstermiyor.
Bunun üzerinde duralım.
Geçmişte çocuk bir atmosfer içine doğuyordu. Bütün hayatı düzenleyen dinî bir atmosfer. Dört yaş, dört ay, dört gün sonra bir “Amin Alayı” ile mektebe başlıyordu. Mektepte öğrendikleri ile evde, sokakta duydukları birbiri ile çelişmiyordu. Dünyaya bakışı, hayat tarzı, ufku, hedefleri, ahlâkı ve inançlarından şüphe duymuyordu. Yani bir kriz-entelektüel yaşamıyordu.
Bu sebeple mimarisi, minyatürü, şiiri, musıkisi, tezhibi, hattı, el sanatları, halısı, kilimi, sokağı, bahçesi, şadırvanı, çeşmesi, hamamı, medresesi, kitabı, ebrusu tabiatla olan ilişkisi bir tutarlılık gösteriyor, babadan oğula, ustadan çırağa devrediliyor, yenilik pek makbul sayılmıyordu. Makbul olan eskinin gittikçe incelen formu içine geleneği devam ettiren ama öncekilerden farklı olan bir nefes üflemekti.
Örnek isterseniz Sinan ile Şeyh Galib derim. Sinan'ın Selimiye'si inanılmaz bir incelik taşır. Ağırlığından o kadar kurtulmuştur ki, sanırsınız az sonra göklere yükselecek.
Sinan bunu nasıl yaptı?
Fikrim odur ki, cami içinde mekana hakim olan fil ayaklarını geri çekerek duvara yapıştırdı ve mekan tasavvuftaki “hiç” menziline ulaştı. Öyle bir ışık aldı ki, nur içinde kaldı.
Galib Dede ise “Hüsn ü Aşk”ında böyle bir makama ulaşmıştır.
Sonra işte bildiğiniz gelişim yaşandı. Osmanlı kendinden şüphe etmeye başlayınca hayat tarzını değiştirdi, batıya uydu.
Elbette asırların mirası öyle kolay kolay çekip gitmez. Türkiye'de bugün dahi halkın %51'i yer sofrasında yemek yiyor.
Ancak redd-i miras ettikten sonra, “eskiyi at, yeni yolu tut” dedikten sonra, bunu zorla millete kabul ettirmeye kalkışınca ruhunu kaybetti.
Eskiyi attık yerine yeni bir şey koyamadık. İki arada bir derede kaldık. Maarif çöktü.
Hakim sermaye ve hakim kültür tamamen taklide dayanıyordu. İslam kültürünün yaşaması, gelişmesi engellenmişti. Yeni nesiller yazı bilmedikleri için bir mezar taşını dahi okuyamıyorlardı. İlham alacakları tüm kanallar kapanmıştı.
Şimdi belki yeniden açılmaya çalışılıyor ama “Gitti kervan kaldık dağlar başında”.
O salonları dolduraracak yeni eserlerin yeni sanatçıların vücut bulması uzun sürecek bir çilenin çekilmesi sonucu elde edilebilir.
Batı kültüründen tamamen yakayı kurtaracağımızı sanmıyorum. En azından modern teknoloji buna izin vermez.
Ama bir “Medine Müdafaası” filmi çekebiliriz. Fahrettin Paşa'nın ruhu bize yardımcı olacaktır.
Yenilse bile asla teslim olmayan bir ruh.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.