Hız değil, itimat!

00:0030/03/2008, Pazar
G: 2/09/2019, Pazartesi
Mustafa Özel

Referans gazetesi 2007 yılının "en hızlı balıklarını" seçti ve gıda sektöründe ARBEL bu ödüle layık görüldü. Malûm, bize çocukluğumuzda büyük balığın küçük balığı yuttuğu söylenirdi. Meğer işin doğrusu, hızlı balığın yavaş balığı yuttuğu imiş!Arbel''in hızına örnek olması için sadece son üç yılın satış rakamlarını vereyim: 2005 yılında 520 milyon dolar, 2006''da 600, 2007''de ise 800 milyon dolar. Değirmenci İbrahim Bey''in oğlu Mahmut Arslan, 12 Eylül darbesinden bir gün önce kurduğu şirketle bugün

Referans gazetesi 2007 yılının "en hızlı balıklarını" seçti ve gıda sektöründe ARBEL bu ödüle layık görüldü. Malûm, bize çocukluğumuzda büyük balığın küçük balığı yuttuğu söylenirdi. Meğer işin doğrusu, hızlı balığın yavaş balığı yuttuğu imiş!

Arbel''in hızına örnek olması için sadece son üç yılın satış rakamlarını vereyim: 2005 yılında 520 milyon dolar, 2006''da 600, 2007''de ise 800 milyon dolar. Değirmenci İbrahim Bey''in oğlu Mahmut Arslan, 12 Eylül darbesinden bir gün önce kurduğu şirketle bugün dünya bakliyat liderliğine oynuyor. Evet, yanlış duymadınız, dünya liderliğine oynuyor. Kanada, ABD ve Avustralya''da şirketleri var. Geçen yıllarda takdirle seyrettiğimiz Beynelmilel, Babam ve Oğlum gibi 12 Eylül filmlerinin hüznünü ancak bir Anadolu çocuğunun böylesine şenlikli başarısı dengeleyebilirdi.

Mahmut Arslan''ı Boğaziçi Üniversitesi yurt odalarında tanıdım. Bir yıl iki kişilik bir odayı paylaştık. Kişiliğinin en önemli yanı neşesiydi. Şartlar ne olursa olsun, Mahmut hep iyi şeyler düşünür ve her şeyini paylaşırdı. Benim gibi o da okuldan burs alıyor muydu, hatırlamıyorum. Fakat zengin aile çocuğu olmamasına rağmen, cüzdanında ne var ne yok hepsini birkaç arkadaşıyla adeta ortaklaşa harcardı.

1979''da mezun olup Mersin''e döndü ve babasının işini geliştirdi. Güney''e indiğimde o mütevazı yazıhanesine uğrar, orada Necati, Sabri gibi kendisi kadar esprili arkadaşlarıyla şen şakrak sohbet ederdik. "Mercimeğinden gene kurt çıktı" deyip, Nizipli A. Mahmut''u makaraya alırdık. Kardeşleri Hasan ile Hüseyin, birer efendilik ve feragat abidesiydiler. (Enişte Davut ile Kaynata Kadir Abi''yi unutursam, bana bi daha çay ısmarlamazlar!)

Bir ara siyasete heves etti, fakat çabuk "akıllandı". En büyük siyasetin, işini dünya çapında geliştirmek olduğunu fark etti. Birkaç yıl önceki bir buluşmamızda, “Mahmut” dedim, "başarını bir tek faktöre bağlasak, onun ne olduğunu bana söyleyebilir misin?" Hiç tereddüt etmeden İTİMAT dedi. "Bundan 25-30 yıl önce, yabancı şirketler bana açıktan 3-4 milyon dolar para gönderirlerdi ve ben onların namına bakliyat alırdım. İtimat olmasa, hiçbir başarı kök salamaz. ARBEL, 1980''den bu yana Mersin''de levhasını değiştirmeyen üç, dört şirketten biridir. Bakliyat sektöründe şirketler maşaallah mantar gibi biter, fakat yine mantar gibi yiterler. Beni tanıyorsun: Fazla zeki değilim; çok çalışkan olduğum da söylenemez. Fakat takım oyununa çok yatkınım ve insanları asla yanıltmam. İlişkilerimde sürpriz yoktur. Kırk yıl önce nasılsam, şimdi de öyleyim. Bütün arkadaşlarım sırtlarını bana dayayıp nefeslenebilirler!"

Üniversitede beraber geçirdiğimiz üç beş yılı hatırlıyorum da, itimat kelimesine bir de "lojistik kabiliyeti"ni eklemek geçiyor içimden. Zaten insan takım oyununa yatkın olunca, stratejik bir üstünlük yakalıyor. Mahmut hayatı dolu dolu yaşadığından tabii ki sabah akşam ders çalışmıyordu. Bu yüzden 2. sınıftan 3''e geçemedi. Dert değil elbette! Fakat sorun şurada: Mühendislik 2. sınıf futbol takımı acaba Mahmut''u oynatacak mıydı? Geçen yıl takımdaydı ve bu yıl 3. sınıf takımıyla oynaması gerekiyordu. Üçler Mahmut''u seviyorlardı fakat teknik bir sorun yaşanmasın diye buna yanaşmadılar. Yeni 2. sınıf (yani geçen yılın 1. sınıfı) ise çok güçlü bir kadroya sahipti. Kaptanları Varujan sanırım Beşiktaş paf takımında oynuyordu.

Sezonun ilk maçı Mühendislik 2 ile Mühendislik 3 arasındaydı. Maç saatine doğru Mahmut ortadan kayboldu. Maça çeyrek saat kala 3. sınıflar formalarını giyip sahaya çıktılar. (Üniversitenin şimdi çimlerle kaplı orta bahçesi futbol sahasıydı.) İkinci sınıflar ise hala forma arıyorlardı. Mahmut son beş dakikada formalarla çıkageldi ve nefes nefese: Varujan sen 9 numarayı giy, Ahmet sen 11 numarayı. Kemal sen orta solda oyna, al sana 6 numara diyerek bütün formaları dağıttı ve 5 numarayı da kendine ayırdı. Hakemler ve rakip takım oyuncuları orta yuvarlakta beklediklerinden kimse itiraz etmedi. Mahmut''un kaptanlığında Mühendislik 2 maçı 4-1 kazandı. Ve Mahmut Arslan mezuniyetine kadar kaptanlığını sürdürdü.

Bütün bunları yaşamış biri olarak derim ki: Dünya bakliyat şampiyonluğu Mahmut''u kesmez!