Doğrular kamçı gibi şaklayacak

00:0011/07/2000, Salı
G: 12/09/2019, Perşembe
Nazlı Ilıcak

Geçenlerde, Kenan Evren''in üslubunu eleştiren bir yazı yazdım; baktım, Milliyet, Marmaris''te eski Cumhurbaşkanı''nı bulup sormuş: "Nazlı Ilıcak size küstah dedi. Sizin cevabınız ne olacak?"Evren de açmış ağzını yummuş gözünü, beni menfaatperestlikle suçlamış: "Eskiden Demirel''e bir bilen derdi... Sonra, döndü. Şimdi onu da eleştiriyor. Ne olacak, menfaatperestlik!!!"Evren ile polemikGazeteler bir âlem. Tuzu kuru olanlara hitap ediyorlar ya... Memleketin asıl sorunlarını bir kenara bırakmışlar,

Geçenlerde, Kenan Evren''in üslubunu eleştiren bir yazı yazdım; baktım, Milliyet, Marmaris''te eski Cumhurbaşkanı''nı bulup sormuş: "Nazlı Ilıcak size küstah dedi. Sizin cevabınız ne olacak?"

Evren de açmış ağzını yummuş gözünü, beni menfaatperestlikle suçlamış: "Eskiden Demirel''e bir bilen derdi... Sonra, döndü. Şimdi onu da eleştiriyor. Ne olacak, menfaatperestlik!!!"

Evren ile polemik

Gazeteler bir âlem. Tuzu kuru olanlara hitap ediyorlar ya... Memleketin asıl sorunlarını bir kenara bırakmışlar, polemik yaratacak haber arıyorlar.

Kısa bir süre önce, Mehmet Barlas''ın şempanzesi Hürriyet''e konu oldu. Bu defa, benim makalemdeki bir cümleden hareketle, Milliyet gazetesi, Evren''i tartışmanın içine çekiyor.

Okumayanlar için hatırlatalım. Erbakan''ın mahkûmiyeti üzerine Evren, "Bu karar inşallah bundan sonra çıkacak liderlere örnek olur. 12 Eylül''de biz bunu mahkemeye vermiştik, 4 sene ceza aldı. Ama Askerî Yargıtay bozdu" demişti.

Bazı ilim adamları ve siyasetçilerin yanı sıra, makalemde Evren''in yorumunu da değerlendirdim:

"Kenan Evren''in açıklamaları biraz daha az bilimsel, biraz daha küstah... Dünyanın her yerinde düşünen ve düşüncesini ifade eden değil, darbe yapan, siyasete müdahale eden askerler cezalandırılır. Ama Türkiye''de çark tersine dönüyor. "Bu" ve benzerleri halâ Anayasa''nın koruması altında."

Hücum

Adet oldu, kişiler kendilerine yönelen iddiaları cevaplandıracaklarına saldırmayı tercih ediyor.

Meselâ Evren, "Dünyada da darbeler meşrudur" diyemediği için beni menfaatperestlikle suçluyor. Çünkü Demirel''e "bir bilen" derken şimdi eleştiriyormuşum.

Aman paşam, menfaatperest olsam, siz, Demirel''i "tencereyi pisletmekle" suçlarken, ben ona, "bir bilen" demek yerine, sizin tencerenizi kaynatır, maymununuzu oynatırdım. Ve 28 Şubat döneminde, Demirel Cumhurbaşkanı iken, sizin yaptığınız gibi "Allah başımızdan Demirel''i eksik etmesin" diye dua ederdim.

Eksik etmesin de... peki niye o zaman, siyasi yasaklar koydunuz, geleneği olan partileri kapattınız, Türkiye''yi köksüz politik oluşumlara mahkûm ettiniz?

Berkan''ın tahlili

5 Temmuz 2000 tarihli Radikal''de İsmet Berkan, sosyo-ekonomik grupları, hane başına yaptıkları harcamaya göre değerlendiriyor. Nüfusun yaklaşık % 15''i, 9 milyon kişi, hane başına ayda 2 bin 270 dolardan (1,5 milyar liradan) fazla harcıyor. Bu 9 milyon arasında 2 milyon 800 bin kişi "krem dö la krem''i"(!) oluşturuyor. Bu grubun aylık harcaması 5200 $ (3,5 milyar) ve üzeri. Geri kalanlar, ayda hane başına 500 milyon lira ilâ 180 milyon lira arasında bir para ile geçiniyor.

İşte, sık sık duyduğumuz "İki Türkiye var. Biri İsviçre seviyesinde yaşıyor, diğeri Bengladeş" cümlesinin rakamlandırılmış hali.

Gazeteler bu 9 milyon kişiyi barındıran 2 milyon civarındaki haneye hitap ediyor. Bu yüzden hep haberler pespembe. Bu yüzden irtica tehdidi(!) karşısında halkın değerlerini hiçe sayan 28 Şubat kutsanıyor. Bu yüzden ekonomideki büyük başarıdan söz edilebiliyor. Ve bu yüzden, yağma Hasan''ın böreği görmezden geliniyor.

Gene Mesut Yılmaz''ın aklanması(!) konusuna geleceğim.

Adama soruyorsun: Türkbank ihalesinde veya çetelerde, üstelik muhalefet saflarında bulunmanıza rağmen neden Mesut Yılmaz lehinde oy kullandınız?

"Çünkü Yılmaz''ın, sütten çıkan ak kaşık gibi tertemiz olduğuna inanıyorum" diye cevap veremiyor. Ne yapıyor? Size saldırıyor: "Sen menfaatperestsin. Hep iktidardan yana oldun, paraları kaptın vs..."

Çakıl taşı olsak, dikkat bile çekmez bu gibi sözler ama, bizimkisi öyle değil. Sel gitse bile kum kalıyor. Her an tarihe hesap vermek zorundayız.

Üstelik, 9 milyonun dışında kalan mağdur ve mazlum kitlenin vekâletini taşıyoruz; onlar adına hesap soruyoruz, yağma Hasan''ın böreğini paylaşanlardan. Demek ki onların güvenini kaybetmemeliyiz.

İlksan meselesi

Hesabını veremeyenler, dönüp bize İlksan çirkefini atıyor. Önce Özal''ın, sonra Demirel''in yağdanlığı olmakla bizi suçluyorlar. (Oysa yasaklı yıllarında hep Demirel''in yanında olduğum için hiçbir zaman Özal''ın yağdanlığı sıfatını taşımadım.)

İlksan''ı bir izah ediverelim. Esasında, o konuyu ihtiva eden bir kitap yayınladım: "Özal dönemi basındaki kavgalar ve Tercüman olayı" (Yedirenk yayınları).

Şahsen, Nazlı Ilıcak olarak, İlksan ilişkilerinin içinde hiçbir zaman bulunmadım. Ama iddiaları biliyorum. O günlerde, esas suçlama, İlksan''a satılan Sefer Usta Çiftliği''nin, İSKİ Ömerli Barajı Koruma havzasında olduğu için, imarı bulunmadığı iddiasına dayanıyordu. Halbuki arazinin sadece bir bölümü imara kapalıydı. Zaten o tarihte İSKİ Genel Müdürlüğü de şu açıklamayı yapmıştı: "İlksan''ın satın aldığı arazinin yaklaşık 1 milyon 600 bin metrekaresi, orta mesafeli koruma alanı; 1 milyon 800 bin metrekaresi ise uzak mesafeli koruma alanıdır. Orta mesafeli korumalı alanında % 5 tabana oturan iki katlı, uzak mesafeli koruma alanında ise % 10 tabana oturan gene iki katlı konut yapılabilir. Bu hesaba göre, asgari 520 bin metrakarelik bir inşaat alanı mevcuttur. 100 metrekareden hesap edildiğinde 5200 konutun inşa edilebileceği ortaya çıkar."

Medyanın yaygarası, gerçeklerin üzerini örtüyordu.

Sefer Usta Çiftliği''ni daha sonra Aydın Doğan aldı. Yani İlksan, diye hedef gösterilen arsa bugün Aydın Doğan''ın!

"İmarsız arazi İlksan''a satıldı" diye kıyamet koparan Sabah gazetesine ne demeli? Ömerli Baraj havzasında, o da Samandıra baskı tesislerini inşa etti. Mülki amirlere ve dostlara davet üstüne davet düzenleyip bu tesisleri tanıtıyor. Oysa İSKİ yönetmeliği konut inşaatına izin veriyor ama baskı tesisi gibi büyük işletmeler yasak.

"Verdimse verdim"

İşte Türkiye''de, gerçeklerin üzeri böyle örtülmeğe çalışılıyor. Vatandaşa, hep bir takım slogan bilgiler aşılanıyor.

Demirel, "Verdimse verdim" demiş İlksan''a. Araziyi almak için öğretmenlere kredi tahsis edildiğini kastetmiş o cümlelerle. Para, bütçede görülüyor. Bu şekilde hırsızlık, yolsuzluk olur mu? Tek dayanakları arazinin imâra kapalı olduğu yalanıydı. Kemal Ilıcak''ın yüreğine böyle indirdiler. Mehmet Ali''nin üzerine atılan dolandırıcılık iftirası da, kaderin değil, siyasetin ve doyumsuz rakiplerin cilvesiydi.

Mehmet Emin Karamehmet, Turkcell''in sahibi olmak için, devlete 500 milyon $ ödemekle yetinmedi. İlâve olarak, -talep üzerine(!)- beni ve oğlumu işten attı. Arkasından, ne tesadüf(!) bir iki gün sonra, Mesut Yılmaz''a bağlı olan TRT, bir yıldır süren bir hukukî ihtilâfı ileri sürerek Mehmet Ali ve Emin Şirin hakkında dolandırıcılık iftirasında bulundu.

Sonunda, 3. Ağır Ceza Mahkemesi, konunun Akşam ile TRT arasında, üstelik sonuçlanmamış bir hukuki ihtilâfı kapsadığını anladı ve beraat kararı verdi. İftiranın yol açtığı haksız tutuklamaları manşetten duyuran gazeteler, eşimin ve oğlumun beraat kararını okuyuculardan köşe bucak gizlediler.

İdare Mahkemesi ise, esas sorumlunun Akşam gazetesi, Ilıcak ile Şirin''in de sadece kefil olduğu hükmünü verdi.

Şu işe bak, dünyanın 29''uncu en zengin adamının şirketinin borcuna oğlum ile eşim kefil!

Kimin sözcüsü

Bütün bunlar neden başımıza geldi? Herhalde Evren''in dediği gibi menfaatperest olsak, Demirel''e "Allah seni başımızdan eksik etmesin" diye dua eder, 10''uncu yıl marşını söyler, müesses nizamın gözbebeği olurduk.

Bu arada, gazete fotoğraflarından nü "tablo"ları yapar, 28 Şubat rüzgârıyla yaptığımız tabloları da bol bol satardık.

Ama mağdur ve mazlumların sözcüsü olmayı tercih ettik. İsviçreli gibi yaşayanların değil, Bengladeşlilerin sesi olduk.

Haksızlığın, adaletsizliğin, hırsızlığın hesabını sorduk.

Türkiye, Anayasa''nın öngördüğü gibi, laik bir cumhuriyet, aynı zamanda demokratik bir hukuk devleti olsun istedik. Millet devletini sevsin. "Devlet" millete tepeden bakmasın.

Yolsuzluk, yapanın yanında kâr kalmasın.

İşte bu yüzden, siyasetin yoluna düştük.

Doğruları bir kamçı gibi şaklatmağa devam edeceğiz.