
Churchill ile Napolyon arasında gidip gelen ama son kertede Bonapart’a atfedilen bir söz var; “İran’ı kontrol eden, Hindistan’a açılan geçiti de kontrol eder”…
19’uncu yüzyılda İngiltere-Rusya-Fransa arasındaki rekabeti sadeleştiren bir durum özetidir. Bugün de geçerlidir. Yeni aktörler gelmiştir, vardığı yer/hedef (Çin) büyümüştür, “geçitteki ülkelerin” durumu daha farklıdır ama özü jeopolitik kıymetini korur…
Sonuçta, Batı’nın bu geçidi kontrol ederek Hindistan ve Çin hedeflerini ibra etme, Batı Asya ve Ortadoğu’yu buna göre parselleme ve stratejik düzen verme gayretlerini izliyoruz…
***
Başarılı olabilirler mi, ona bakıyoruz…
Sinefil dostlar muhakkak rast gelmiştir, “Hindistan’a bir geçit/A passage to India” diye 84 yapımı bir film vardı…
20’li yıllarda İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan’da geçer ve İngiliz bir doktor ile Hintli bir kadının aşkını anlatır. Esas konumuz İran Savaşı ile direkt ilgisi yoktur ama Doğu-Batı arasındaki duygusal ve kültürel anlayış köprüsünün-ki o da bir geçittir-“imkânsızlığını” anlatır. Yerli yerindedir…
Filmin yönetmeni aynı zamanda ‘Arabistanlı Lawrence’ ve ‘Dr. Jivago’nun da yönetmeni olduğundan, ‘konuya vakıftır’ diyebiliriz. David Lean, klasik sinema tarihinin en büyük “epik” yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu anlamıyla, ABD’nin İran’a yönelik “Epic Fury” harekâtına da nanik yapar…
Hülasa, “eşit sayılmayan ülkeler ve aralarındaki geçitlere”, savaşlar ve kolonilerle gelen konjonktürel hakimiyetlerin kazanım getirmeyeceğini “aşkla” anlatır…
***
Peki, Trump ya da Netanyahu bunu anlayabilir mi?
Ukrayna savaşının bitmemesi, ikinci yılın sonundan itibaren daha belirgin olmak üzere, Rusya açısından işe yarar forma dönüşmüştü. O noktadan sonra Ukrayna artık önemsizdi, Avrupa’yı dibe çekiyordu ve çekti de. Fransa Merkez Bankası Başkanı’nın devlet bütçesi üzerine kaygısını anlatan, ‘artık paramız kalmadı’ beyanı son örnektir. Trump ABD’sinin tüymesinin bir nedeni odur. Bugün Avrupa o denli “tokatlanmış” durumda ki, Putin, “anlaşırsak petrol/gaz verebilirim” diyor…
Benzer durum İran özelinde yaşanacakmış gibi görünüyor. Rusya ve Çin açısından ABD-İsrail’in Tahran’ı düşürme aklı sadece “bataklık” yaratmıyor, çamuru ağırlaştırıyor. Bastığınızda bot yerde kalıyor…
Körfez ülkelerinin tek tek durumu, Batı üslerinin durumu, petrol ve LNG fiyatları, Hürmüz, tedarik zincirleri, vs., İran’ı ne kadar ve nasıl vurursanız vurun-ki bu da büyük para-kati sonuç alınamayacağı daha belirginleşiyor. Bizzat Trump söylemiş bulunuyor, “vuracak yer de kalmamıştır”, “tükenme” sayınız…
Rusya ve Çin için bunun artık bitmesi değil, “kontrollü biçimde sürdürülmesi” avantajlı hale geliyor…
ABD’nin bir hedefi olmadığı konusunda herkes mutabık ama aynı zamanda “takvimsizlik” olduğunu görmeliyiz. Ani son ihtimaldir ama ABD-İran savaşı uzun süreli yıpratma harbine de dönüşebilir…
Hesaba göre Trump ABD’si, Ortadoğu’yu düzenleyip/hazırladığında güçlerini Pasifik’e aktaracaktı, bugün Pasifik’teki güçlerini Ortadoğu’ya aktarıyor…
***
Aptallığın bile sınırları olduğu konusundaki genel kabul, Trump, Netanyahu’nun İran’ı yok etme/haritadan silme aklına boyun eğdiğinde çöktü. Yıpratma savaşı, sadece istemediği değil, beklemediği bir sonuç olacak…
Trump, İran’ı ağır yenilgiye uğratmış havasını kendi kamuoyuna yedirmek için ağzına ne gelirse söylüyor. Oysa modern çağ savaşlarının en kadim tuzağına yakalanmış görünüyor; hızlı ve güçlü bir vuruşun çabuk askeri ve politik sonuçlar doğuracağına inanmak…
***
Kısa süre sonra, İran savaşı devam etsin etmesin, ABD ara seçimlerini konuşmaya başlayacağız ve “belirleyici gerçekliğiyle” yüzleşmek zorunda kalacağız. Trump yönetimini ibra etmeyen bir sonuç “kargaşaya” yol açacak. Kazanması halinde de “belirsizlik” aynen devam edecek ve kalan Başkanlık süresi başladıklarını bitirmeye yetmeyecek…
ABD’nin kazanamaması, İran’ın kazanması zaten gerekmiyor, herkes için açmazlar yaratacak. Bölge ülkeleri için bu açmazlar farklı hesaplaşmalar getirecek. Türkiye adına, ABD de kazansa, İran da kazansa üzerine düşünülmesi gereken hayli problem üretecek. ABD kazanır ve bugün hayal bile etmediği “zafer”, Tahran’da Batı eğilimli bir iktidarı yükseltirse zımni olarak İsrail’le de “komşu” olacağız. İran kazanırsa, ‘Pax-Trump’a bölgede ağır darbe alacak, buna bağlı ilerleyen süreçler tehlikeye girecek. Evvel yazmıştık, doğu-batı arasında Ortadoğu’da çizilen sınır resmiyet kazanacak, Rus ve Çin ağırlığı daha belirgin hissedilecek…
***
Yeni İran liderliğinin, Mücteba Hamaney’in ilk açıklamaları demir leblebi. Dışişleri Bakanı Arakci’nin söylemleri de öyle. Tahran’ın en güçlü seslerinden Ali Laricani’nin dili de keskin. Bunlar sadece İran’ın uğradığı haksız saldırıya reaksiyon, isyan kabilinden kabul edilemez. Gelişen/değişen konjonktürü onlar da görüyorlar…
Korku iklimi bölgeye hakim oluyor ve İsrail de bundan payını alıyor, Körfez ülkeleri de. Netanyahu’nın günlerce ortada gözükmemesi, “öldü mü, yaralandı mı” tartışmalarını getirdi ama daha beteri söz konusuydu; saklanmak.. Yani korkmak!
Adı geçen ülkelerin iç dengeleri tali sorunlar olarak ele alınıyor ya da görmezden geliniyor ama Körfez ülkelerinin monarşilerini kaybetme endişeleri, yaklaşan İsrail seçimlerinin dayattığı bıçak sırtları gittikçe kıyıcı hale geliyor…
Türkiye, İran Savaşı ansızın sona erse de uzun süreli yıpratma savaşına dönüşse de bunu ABD’nin yenilgisi olarak mı, İsrail’in boğulması olarak mı, yoksa İran’ın ezildiği, daha kalkamayacağı bir tabloyu mu şekillendireceği üzerine sağlam bir öngörüyü şimdiden kestirmek zorunda…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.