Nüfus artışı ve zenginlik

00:0013/10/1999, Çarşamba
G: 10/09/2019, Salı
Nurettin Canikli

İktisatçılar zaman zaman tartışırlar. Nüfus artış hızının yüksekliğinin ülkenin kalkınmasını engelleyen bir faktör olduğu iddia edilir.Bu düşünceye göre nüfusun artış hızı düşürebilirse ekonomik kalkınma o kadar hızla gerçekleştirilebilir. Toplumun üretimi, yani milli geliri her yıl % 5 oranında artıyor ve nüfus artış hızı da, örneğin, % 3 ise milli gelirdeki gerçek artış % 2''nin altında olur. Kısaca nüfus artış hızını milli gelirdeki artıştan düşüyoruz.Bunun nedenini anlamak zor değil. Milli gelirde

İktisatçılar zaman zaman tartışırlar. Nüfus artış hızının yüksekliğinin ülkenin kalkınmasını engelleyen bir faktör olduğu iddia edilir.

Bu düşünceye göre nüfusun artış hızı düşürebilirse ekonomik kalkınma o kadar hızla gerçekleştirilebilir. Toplumun üretimi, yani milli geliri her yıl % 5 oranında artıyor ve nüfus artış hızı da, örneğin, % 3 ise milli gelirdeki gerçek artış % 2''nin altında olur. Kısaca nüfus artış hızını milli gelirdeki artıştan düşüyoruz.

Bunun nedenini anlamak zor değil. Milli gelirde meydana gelen artış öncelikli olarak artan nüfusa yönlendirilir. Bir başka ifade ile milli gelirdeki net artış ancak artan nüfus dikkate alınarak belirlenebilir.

Yukarıdaki hesaba göre kişi başına düşen milli gelirdeki artış da nüfus artış hızından doğrudan etkilenir. Kişi başına düşen milli gelirin 5.000 dolar, milli gelirdeki artış hızının % 6 ve nüfus artış hızının % 2 olduğu bir ülkede kişi başına düşen milli gelir % 6 oranında artmaz. Daha az artar. Nüfus artış hızı, kişi başına düşen milli gelirdeki artışı azaltır.

Nüfus artış hızı % 2 olarak gerçekleşirse kişi başına düşen milli gelir 5.196 dolara ulaşır. Nüfus artış hızı 0 (sıfır) olsa idi milli gelir 5.300 dolar olurdu. Nüfus artışı % 4 gibi bir oranda vuku bulsaydı kişi başına düşen milli gelir 5.096 dolarda kalırdı.

Görüldüğü gibi nüfus artış hızı yükseldikçe kişi başına düşen milli gelirdeki artış nisbi olarak azalıyor. Aralarında ters bağlantı mevcut.

Bu bağlantı siyasilerin de ilgisini çekmiştir. 12 Eylül döneminin Devlet Başkanı Sayın Kenan Evren, belirttiğimiz ekonomik temele oturtulmuş mantığı ile, özellikle Doğu''da, nüfus artış hızının sınırlandırılması için yoğun şahsi gayret içinde bulunmuştu. Ülkemizde birçok dernek ve vakıf, ekonomik gerekçelerle nüfus planlamasını ana gaye edinmiştir. Bunların birçoğu da yabancı orijinli kuruluşlardan maddi destek almaktadırlar.

Cumhurbaşkanı da ilgileniyor

Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanı da yaptığı bir açıklamada, kişi başına düşen milli gelirin yetersiz olmasının nedeninin yüksek nüfus artış hızı olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı''na göre nüfus artışı % 3 seviyelerinde bulunmasaydı bugün kişi başına düşen milli gelir 6.000 değil 10.000 dolar civarında seyrederdi.

Sayın Cumhurbaşkanı 100 yıllık problemin kaynağını bir çırpıda ortaya çıkardı. Ekonomimizin içinde bulunduğu yetersiz seviyenin sorumlusu tespit edildi. Sayın Demirel''in değerlendirmelerine bayılıyorum. Kısa ve öz. Demek oluyor ki suçlu nüfus artışımız. Her şey onun başının altından çıktı. Bizi, ekonomimizi yakan hızlı nüfus artışımız.

Dolayısı ile 75 yıldır bizi yönetenlerin hiç kusuru, kabahati yok. Aslında biz Avrupa ve Amerika''dan daha iyi yönetilmişiz. Ama şu kör olası nüfus artışı yok mu, her şeyi berbat etti.

Cumhurbaşkanı böyle diyor. Bu tür değerlendirmeler aldatmacadan ibarettir. Mantık oyunudur sadece.

Öncelikle belirtelim ki kişi başına milli gelirimiz Avrupa ülkelerinin çok uzağında ise sorumlu sadece ülkeyi yönetenlerdir. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. 2.5 yıldan beri uygulanan ekonomi politikalarının sonuçlarını hepimiz görüyoruz. Ya da Avrupa, Rusya ve Amerika''nın 1960''lı yıllarda metro ve raylı sistemlerle çözdüğü ulaşım probleminin ülkemizdeki sorumlusunu yöneticiler dışında aramak hangi mantığa sığar? Örneklerin çoğaltılması mümkün.

Nüfusun hacmi yaşanılan coğrafya ile bağlantılıdır. Coğrafya nüfusun sınırını da belirler. Ülkemiz topraklarının tamamı yerleşime ve tarıma uygundur. Toprakları verimlidir. Yeteri kadar su potansiyeli vardır. Hatta fazlası da. Bol güneşe de sahibiz. Ülkemizi benzer coğrafya özelliklerine sahip Avrupa ülkeleri ile karşılaştıralım. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya. Hemen hepsinin toprak yüz ölçümleri bizden az. Nüfusları bize yakın. Bir kısmının ki fazla. Bu ülkelerde kişi başına düşen milli gelir ülkemizdekinin 3-4 katı. Bugün bizim 5 milyon insanımız bu Avrupa ülkelerinde işçi olarak çalışıyor. Yani bırakın fazla nüfustan şikayeti, dışarıdan iş gücü ithal ediyorlar.

Aynı değerlendirmeyi Japonya için de yapabilirsiniz.

Demek ki nüfusumuz fazla değil. Coğrafyamız bu kadar nüfusu rahatlıkla ve refah içerisinde besleyebilecek kapasiteye sahip. Nüfusumuz fazla değil ama başka fazlalıklarımız var. Ya da şöyle soralım. Avrupa''dan farkımız nedir? Farkımız yönetenlerimizdir. Onlarda İnönüler, Demireller, Ecevitler, Yılmazlar, Çillerler yok. Tek farkımız bu.

Nüfus ekonomik kalkınmanın motorudur. Askeri gücün kaynağıdır. Ekonomik büyüme için gerekli olan tüketim seviyesinin temel belirleyicisidir. Ve belki en önemlisi, optimal büyüklükteki pazarın ortaya çıkaracağı rekabetin ve sermaye temerküzünün sonucu kalite ve fiyat avantajı, nüfusun eseridir. Ve büyük hacim olgusu günümüz ekonomik ortamında gittikçe önem kazanmaktadır. Uluslararası şirket birleşmeleri, Avrupa Birliği gibi ekonomik ağırlıklı birliktelikler lginç örneklerdir.

Nüfus artış hızını düşük refah seviyesinin nedeni olarak göstermek sorumluluktan kaçma ve Müslüman nüfusun sınırlandırılması çabasıdır.