İster küçük ölçekli olsun isterse büyük ölçekli, bireyler ya da topluluklar, önlerine çıkan bir ''kriz''i hangi enstrümanlarla atlatmaya çalışırlarsa, kullandıkları enstrümanlar, kriz sonrasında, o bireylerin ya da toplulukların ''karakteri'' haline gelir... Darbeler karşısında çeşitli kişi ve kurumların tutumları tam bu çerçeveye göre bir sonuç doğurmuştur. Darbelere yandaş olanlar açısından zaten sorun olmamıştır, ama darbelere karşı olmalarına rağmen, bu karşıtlığı sağlam temellere oturtamayanlar, bütün karşıtlıklarına rağmen dolaylı yollardan darbelerin ''siyasi yörüngesi''ne girmekten kurtulamamışlardır. Sivil ya da siyasi bütün uzantılarıyla ''muhalefet''in genel karakteri budur Türkiye''de...
Muhalefetinin seyrini ve dozunu, siyasete müdahalelerin ''neticesi''ne göre şekillendiren bir siyasi gelenek, siyasetin genetik epistemolojisini oluşturmaktadır mevcut durumda. Siyasete müdahale edilmesi kime iktidar fırsatı açıyorsa, onun açısından, darbeler ülkeyi uçurumun eşiğinden döndüren son çare olarak adlandırılmaktadır. Kendilerine iktidar yolu kapananlar içinse, darbe yapılmasını gerektirecek kadar vahim bir durum yoktur; darbe yoluyla temin edilen ''sulh ve sükun ortamı''na eldeki imkanlarla da kavuşmak pekala mümkündür... Darbeye muhalefet edenlerin yaklaşımındaki tümüyle dışlayıcı olmak istemeyen ve kapıyı hafif aralık bırakan bu tutum çok önemli burada. Ülkeyi uçurumun eşiğine getiren olaylara karşı son çare olarak darbelere başvurulabileceği dışlanmıyor bu tutumda, sadece ''o şartlar''ın oluşmadığı söyleniyor. İşte açık bırakılan o ''aralık'', sözde darbeye muhalefet edenlerin, darbenin şekillendirdiği yeni ortama ''eklemlenme yeteneklerini'' sergilemeleri anlamına geliyor. Böylece, ''normala hayata'' geçildikten sonra kurulan hükümetler, darbenin dolaysız siyasi enstrümanı olarak görev yaparken, ''muhalefet'' de dolaylı enstrüman olarak sahnede yer almaktadır.
İktidar ve muhalefetin siyasetin imkanlarını kullanarak, siyasete müdahale eden bir sürecin devamlılığını temin etmeleri ''artçı darbe'' olarak adlandırılabilir. ''Artçı darbe''nin görünür uzvu olan hükümetlerin pozisyonunu anlamak görece kolaydır. Fakat görünmez uzvu durumundaki ''muhalefet''in işlevinin demokrasinin üzerine örttüklerini kaldırıp gerçeği görmek o kadar kolay değildir. Çünkü muhalefet, tanımı gereği darbenin kendisine de siyasi hayattaki enstrümanlarına da karşı olmak yükümlülüğündedir. Bu görevini yerine getirmediği zaman, ''artçı darbe''nin gerçek hamisi konumuna düşmektedir. Bunda ilk fırsatta hükümetin yerine kendini ikame etme çabası vardır. Darbenin temin etmeye çalıştığı ''siyasi zihin iklimi''nin meşrulaşmasında ve daha incelikli yollarla egemenleşmesinde belirleyici olan da esasen budur.
Bu kadar argüman durduk yerde gelmedi aklıma ve teorik nitelikli bir yazı yazmak üzere niyetlenip de yazmıyorum bu satırları. ''Post-modern darbe''nin ardından kurulan hükümeti suçlayan ve demokrasinin önünü kesmekle itham etme konusunda gayet cömert olan bir ''muhalefet'' var ortalıkta. Bu ''muhalefet''in icraatları da meydanda. Siyasi üretim anlamına gelmeyen ne varsa piyasaya süren, ''siyasetsizleşme''yi siyaset adına meşrulaştıran, bizzat ''post-modern darbe''nin görünür uzantısı olan konularda biçimde demokrat olan ama görünür uzantısı olmayan konularda son derece otoriter reflekslere sahip olan bir ''muhalefet'' bu. Bu haliyle siyasete yapılan müdahalenin gerçek hamisinin kendisi olduğunu bile farkedemeyen bir ''muhalefet''. ''Türkiye''de muhalefet var mı?'' sorusunu en acı sonuçlarıyla hissettiren ve sorduran bir ''muhalefet''... Kod adı ''artçı darbe'' olan bir ''muhalefet''...
Başlıklar :

