Yazarlar Dursun Gürlek ya da Simurgun izinden yürümek

Dursun Gürlek ya da Simurg’un izinden yürümek

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Çalkantılı bir devirde yaşadığımız malumdur: Gemi azıya almış olan İslamofobya cümlesinden, bölgemizde ve uzak diyarlarda süren savaşlar, zorbalıklar, istilalar, ilhaklar, toplu kıyımlar, sürgünler, terör örgütlerine peşkeş çekilmek istenen topraklar, halklar ve şehirler...

Bunların düşünen ve yazan insanların kimyasını bozmaması mümkün mü? Çünkü her iki eylem de asgari dinginliği, istikrarı, düzeni zorunlu kılar ve konu özellikle insan hayatına, vatan kaygısına bitiştiğinde, bu kaygı herşeyi kendi rengine boyar.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Dursun Gürlek ya da Simurg’un izinden yürümek
Haber Merkezi 17 Aralık 2017, Pazar Yeni Şafak
Dursun Gürlek ya da Simurg’un izinden yürümek yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Benzeri nedenlerle yazmayı bırakan Ömer Seyfeddin’e, bizim Orta Asya’dan çıktığımız günden beri hep böyle yaşadığımızı, fakat yine de bu yaşayış içinde şanlı bir geçmişi üretebildiğimizi söyleyen Ziya Gökalp’e kulak vererek üstesinden gelebiliriz vaki bozulmanın, eylemsizliğin, tembelliğin ve suskunluğun.

Bir de, konu çalkantı ise bizden önce bunu çok daha şiddetli düzeylere yaşayan zatların düşünme ve yazma konusundaki ısrarlarına, gayretlerine bakarak aşa biliriz ancak malum olumsuzluğu.

Bunu düşündüğümde hemen şu üç zatın adları gelir aklıma: Bursalı Mehmed Tahir (1861-1925), Hüseyin Vassaf (1872-1929) ve İbnülemin Mahmud Kemal (1870-1957). 

Doğum, vefat ve eser tarihlerine baktığımıza bu zatların yaşadığı devre göre, kendi devrimizi çalkantılı olarak nitelemekten utanç duymamız gerekir belki de. Çünkü onlar, yıkılan bir ocağın henüz soğumamış külleri içinde düşünmeye ve yazmaya devam etmişler ve dolayısıyla, geçmişi ve geleceği bizim şimdimizde toplamayan birer simurg olmuşlardır.

Adlarını zikrettiğim zatları, benim hatırımda buluşturan şey ise, Katib Çelebi’nin Keşfü’z-zunûn mukaddimesinde naklettiği şu hadis-i şerife bağlı gayretleri olsa gerektir:

Bir mümin kişinin hayatından bahseden ve onu anlatan o kişiyi diriltmiş gibidir.

Bu bağlamda, Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri’ni, Hüseyin Vassaf’ın Sefine-i Evliya’sını, İbnülemin Mahmud Kemal’in, Son Asır Türk Şairleri’ni, Osmanlı Devrinde Son Sadrıazamlar’ını ve Son Hattatlar’ını zikretmem, ilgili hükmümü ispata yeterli gelecektir.

Günümüzde tek bir şiirle, hikayeyle, öyküyle, denemeyle... şöhret basamaklarını tırmanma tutumunun dinî, siyasî ve edebî şahsiyetler hakkında yazma, diğer bir ifadeyle bizi biz yapan zatların hayatları ve eserleri konusunda emek harcama çabasının önüne geçtiği malum olduğu gibi, az sayıda da olsa halen iyilerin iyiliğini anlatmaya talip olanların varlığı da malumdur. Aslında bunların sayılarının azlığını bir olumsuzluk olarak görmemek gerekir çünkü, iyi işin taliplisi sadece iyiler arasından seçilir.

Bunu, Dursun Gürlek Hoca'mın, İbnülemin Mahmud Kemal İnal–Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Efendisi (Kubbealtı Yayınları, İstanbul 2017) adlı eserine dokunabiliyor olmanın verdiği sevinç ve cesaretle söylüyorum. 

Gürlek Hoca'm, bu eserini Ebussûd Efendi’nin şu meşhur dörtlüğün hem ilk iki mısraına bağlı kalarak hem de son iki mısraını (biz) zamane gafillerinin kulağına fısıldayarak yazmış gibi geldi bana: 

Mahv olup gitmez murûr-ı dehr ile bâkî kalır

Hâme ile safha-i evrâkda mastûr olan

Hâb-ı gafetten uyan fehmet cihânın hâlini

Ey zamâne devlet ü ikbâline mağrûr olan.

Kendisi tanıyanlar bilirler Gürlek Hoca'mızın mütevazılığını ki, bu söz konusu eserinde de aynıyla vaki olmuştur. Takdim yazısında, “Hemen belirtmek isterim ki bendeniz kemâl erbabından olmadığım gibi, kaleme aldığım bu eser de mükemmel değildir.” deyişini, yine kendi kelimeleriyle, “Sadece büyük bir biyografi alimi değil” aynı zamanda edebiyatçı, şair ve musıkiye derin bir ilgi duyan İbnülemin Mahmut Kemal’i adeta ev ortamındaki rahatlığıyla, bugünün söyleyişiyle en doğal haliyle anlatmak “Günümüzde size değil de kime nasip olabilirdi ki?” sorusuyla karşılamak gerekir.

'Çalkantılı devir' diyerek başlamıştık yazımıza. Çalkantılı devirlerin en çetininde yaşadığı halde, devletin ve milletin sürekliliğinden bir an olsun umut kesmeyerek, karınca misali çalışkanlığıyla geleceğin inşasına katkıda bulunmuş bir zatın, Gürlek Hoca'mızın elinden çıkan portresi artık elimizin altındadır.

Onun bu eseriyle bizlere söylediği şey de bence tam olarak şudur:

Meyus olmak Müslüman'a yakışmaz; hiçbir şey onun tembellik etmesine gerekçe olamaz.

Her devrin durumu kendisine özgüdür ve olaylar bir yenisine yer açmak üzere mutlaka tamam olur.

Bizlerse olayları, olduranın hayırlı takdirine havale edip, her ne yetenekle donatılmışsak ve her ne iş ile meşgulsek onun hakkını vermekle yükümlüyüz.

Teşekkürler Dursun Gürlek Hocam, teşekkürler.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.