Paralelcilerin
Cumhuriyet gazetesi imamı
gibi çalışan malum eleman,
soruşturmasına maruz kalınca
demiş.
Demek ki, “İkinci el
" yakmaya devam edecek. Cumhuriyet gazetesi bir süredir bu yakıtla çalışıyor.
“İkinci
" diyorum, çünkü paralel örgütün bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatına bu ülke topraklarında yaptığı saldırıdan elde ettiği malzemeyi
aylar önce tüketmişti.
Yanlış anlaşılmasın; Aydınlık gazetesinin, matine suare
deyip de mahut malzemeyi kullanması dışında bir çelişkisi yok.
Zira baştan beri
'ı desteklemişlerdi, tıpkı
'ı destekledikleri gibi.
Lakin Cumhuriyet gazetesinin
diyen
ve şürekâsı öyle değil.
Her daim “üst
"la gayet uyumlu hareket ettiler.
Şürekası dedim de aklıma geldi…
“Casusluk" soruşturmasına neden olan “MİT Tırları" haberi nedeniyle Cumhuriyet gazetesinin
tebrik eden
,
'a bomba yağdırırken, (mealen) “Şimdi Bağdat'ta çay içip seyretmek vardı" şeklinde hayıflanmıştı.
Sevgili Çandar
'de ne demişti biliyor musunuz?
Şunu:
“Suriye rejiminin mukadder çöküşünü gözyaşlarını içine akıtarak izleyen başka çevreler de var ve bunların arasında, paradoksal biçimde, bazıları iktidara çok yakın
'İslamcılar'ın
bir bölümü de yer alıyor. Bunlar, dünyanın her köşesinde ve Ortadoğu'daki her gelişmenin ardında, ABD'nin yazdığı bir 'master plan' bulunduğuna inandıkları ve akılları küfür ile eş anlamlı 'BOP'la dolu olduğu için, Suriye ve dolaylı olarak İran'ı karşısına yerleştiren herhangi bir gelişmeye alerji duyuyorlar ve Türkiye'nin Suriye'ye karşı 'macera'ya girişmesi ihtimalini öne çıkartıyorlar…"
Sevgili Çandar şimdi kalkmış hiç utanmadan “MİT Tırları" muhabbeti yapabiliyor.
O tarihlerde şöyle cevap vermiştim:
“Medyada Suriye politikamıza eleştirel yaklaşan benim bildiğim hepi topu iki - üç 'İslamcı' kalem var'. Bunlar da her şeyden (…) Suriye rejimine de asla ve kat'a
ağıt yakmıyorlar. Tam aksine,
Baas rejimlerinin alayına bidayetinden beri (hem de kromozomlarına kadar) karşılar…"
(21 Kasım 2011, Yeni Şafak)
Evet, Üstadımız
başta olmak üzere, gazetemiz yazarlarından
ve bendeniz Suriye'nin
olduğunu söylüyorduk.
Çandar da işte buna karşı çıkıyordu.
Gelgelelim bu konuda hiç yalnız değildi.
Açın bakın
arşivine; Türkiye'yi
'ye girmesi için nasıl fiştekleyip durduklarını göreceksiniz.
Sonra ne oldu?
Ne olacak, mezhep kavgası tehlikesine dikkat çekerek Suriye'ye girmeye karşı çıkan herkesi “İrancı" olmakla suçlayan paralel çete MİT TIR'larına operasyon yaptı.
Neden peki?
Çünkü
“dönemin başbakanı" Sayın Erdoğan
da bu tuzağı görmüş,
“bizi mezhep savaşına çekmek istiyorlar, bu kirli savaşa girmeyeceğiz"
yollu bir çıkış yapmıştı.
katliamı, Sevgili Çandar'ın dediği gibi
değil, bir bedeldi.
Doğrusunu isterseniz,
de
17 Aralık darbe teşebbüsü
de nihayetinde bir “bedel"den ibaretti.
Türkiye'nin “üst akıldan" bağımsız hareket etmesinin bedeli…
politikamıza eleştirel yaklaştığımız için dün bizleri jurnalleyen sevgili Çandar bugün paralelcilerin
ihaneti üzerinden Türkiye'yi bütün dünyaya karşı teröre destek veren ülkeymiş gibi göstermeye çalışan
“Cumhuriyet gazetesinin atanmamış imamı"
nın
lagalugasını tebrik ediyor.
Ben de bu birbirlerine yuvarlanma tekniklerini tebrik ediyorum; doğrusu pek yakıştılar.
Cumhuriyet'in atanmamış imamı da
dahil hiçbir netameli dönemde susmamış, hep vesayetçilerden yana konuşmuştur.
Şimdi de paralelcilerin vesayeti adına konuşmaktan başka bir şey yapmıyor.
Sadece haksızlık karşısında susmuştur. Haksızlık ve zülüm karşısında.
Mesela, Suriye asıllı ABD vatandaşı 3 Müslüman gencin hunharca katledilmesi karşısında dut yemiş bülbüle dönmüştür.