Mebrur olmuş bir hac için...

00:0012/01/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Sami Hocaoğlu

Diğer tüm ibadetlerin “makbul olması” istenir. Fakat sıra hacca gelince “makbul”ün yerini “mebrur” (doğru-dürüst yapılmış, sırrına erilmiş, hakkı verilmiş, amacına ulaşmış, kalite katılmış, iyilerin haccına dahil edilmiş) hac alır. Tıpkı, diğer ibadetler için kullanılmayan “semboller” (şe''âir) kavramının hacca tahsis edilmesi gibi. Bu istisnai kavramlar, haccın tüm ibadetler içerisindeki müstesna konumunu ifade ederler.Bir istisna daha var: Diğer ibadetlerin aksine, hac çağrısı, “insanlığa” yönelik

Diğer tüm ibadetlerin “makbul olması” istenir. Fakat sıra hacca gelince “makbul”ün yerini “mebrur” (doğru-dürüst yapılmış, sırrına erilmiş, hakkı verilmiş, amacına ulaşmış, kalite katılmış, iyilerin haccına dahil edilmiş) hac alır. Tıpkı, diğer ibadetler için kullanılmayan “semboller” (şe''âir) kavramının hacca tahsis edilmesi gibi. Bu istisnai kavramlar, haccın tüm ibadetler içerisindeki müstesna konumunu ifade ederler.

Bir istisna daha var: Diğer ibadetlerin aksine, hac çağrısı, “insanlığa” yönelik bir çağrıdır. Hz. İbrahim''e “İnsanlığa hac için çağrı yap!” ayetinde de, “Ona ulaşmaya güç yetirebilen herkese beyti haccetmek, Allah''ın insanlık üzerindeki hakkıdır” ayetinde de bu açıktır.

Hacca giden her şuurlu müminin içinde hissettiği en derin kaygı şu soruda dile gelir: Acaba haccım kabul oldu mu?

Şuurlu hacıları, hacı sayesinde hac yapan ''harcırahlı'' din görevlilerinin Allah''ın kesesinden rüşvet dağıtma babında yaptığı “Haccım kabul oldu mu diyen günaha girer” yollu ucuz garantiler avutmaz. Bilirler ki Allah''tan başka hiç kimse, hiçbir ibadet için “kabul” garantisi veremez. Zaten Allah Rasulü de hacca ilişkin müjde taşıyan tüm hadislerinde, “mebrur olmuş bir hac” itirazi kaydını düşer.

İyi de, mebrur olmuş bir hac nasıl olmalı, veya ne yapılmalıdır ki, o hac mebrur olsun?

Bu suale cevap vermeden önce, haccın illet, hikmet, ruh ve maksadını anlamamızı temin eden başka sualler sormamız şarttır. Mesela şu sualler gibi:

Hac ibadeti bir avantaj mıdır?

Eğer avantaj ise, bu durumda hacca gidemeyenler, “baştan kaybetmişler” sınıfına mı dâhildirler?

“Bir yol bulabilen” çok azı hariç yoksullar hacca gidememektedirler. Gidebilen varsılların oranı, gidemeyen yoksullar yanında devede kulak bile değildir. Bunlar içinde gidemediği için yüreği yanıp kavrulanların sayısı, eminim ki, gidenlerden kat kat fazladır. Gidemeyenlere, birinci derecede yakını olmadığı için haccına cevaz verilmeyen kadınları, ayrıca hastaları, özürlüleri, siyasi ve idari engeller yüzünden gelemeyenleri de katın.

Şimdi adamın çenesini “haa” makamında düşüren soru şu: Yoksul olduğu için hacca gidemeyen milyonlara mukabil, sırf binlerce euro''su olduğu için hacca gidenlerin tümüne din görevlilerinin bol kepçe dağıttığı “anadan doğduğu günkü gibi günahı sıfırlanmış olma” avantajı, “Ver parayı, sildir günahı” anlamına gelmez mi?

Böyle bir yaklaşım, daha baştan ibadetin ruhunu öldüren bir yaklaşım olmaz mı? Allah''a, İslam''a, Kur''an''a, Allah Rasulü''ne iftira olmaz mı? Bu yaklaşım, sırtından para kazanılmış hacıya “Endişeye mahal yok, ödediğin binlerce euro''nun karşılığını Allah''tan alacağına garanti ediyoruz” anlamına gelmez mi?

İslam gibi mustaz''afları, ezilenleri, düşkünleri ve yoksulları el üstünde tutan mübarek bir din, böyle bir yaklaşımın kokusuna geçit verir mi?

Yukarıdaki anlayış, aslında hac üzerinde hiç tezekkür, taakkul, tedebbür ve tefakkuh etmemiş, yani tefekkür etmemiş atıl bir aklın ürünüdür. Bu akıl, haccı bir “sorumluluk” ve “yükümlülük” olarak değil de, bir “avantaj” sayar. Bu akıl, haccın “sembollerden” (şeair) oluştuğunu söyleyen ilahi uyarıyı görmezden gelip, parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakan akıldır. Camdan değil, cama bakan akıldır. Haccı, hac mekanlarında başlayıp biten bir olay olarak algılar. Buna göre hac makami değil, mekani bir olaydır. Orada başlayıp orada biter.

Cevap açıktır:

Hac bir avantaj değil sorumluluktur. Tıpkı zekat verecek servete sahip olup da zekat vermek gibidir. Üzerine hac farzı terettüp edenin hacca gitmesi bir yükümlülüktür. Ancak her giden hacı dönmez. Kimisi “acı” gider “acı” döner, hatta kimisi “tatlı” gider “acı” döner.

Hac bir “oldu-biti” değil, bir tatbikattır. Hacca gidenin hacı olup olmadığı, döndüğünde hayatına “tatbik” edip etmediğine bağlıdır. Bu nedenle haccın kabulü orada değil, döndükten sonraki davranışlara bağlı olarak burada belli olur. Arafat''ta marifete, Meş''ar''da (Müzdelife) şuura, şeytan taşlarken dost-düşman bilincine, kurbanda teslimiyet sırrına, tavafta Allah''la yaptığı sözleşmeye sadakat bilincine, sa''yde ebedi zemzem olan vahyin rahmet kaynağını bulmak için sa''y u gayret göstermeye söz verip kana kana içme bahtiyarlığına erenlerin haccı, bu sırra erebildikleri ve hayata koyabildikleri oranda “mebrur” olacaktır.

Nice gidenlerden Kâbe kaçtığı gibi, nice gidemeyen âşıklarının yüreğini Kâbe bir hacı gibi gider tavaf eder. Yoksa bir haccım sırasında kulaklarımla duyduğum, “Bizi bunun için mi şu dağın (Arafat) başına getirdiler?” diyen, yine Kâbe''yi yatır/baba türbesi zannedip “Babayı döndük geldik” diyeni nereye koymalı? Dinle imanla alakası olmadığı halde sırf A-Sınıfı turizm belgesi var diye pastadan pay verilen ve “20 yıldır hacca adam getiriyorum, bir kez bile orayı (Kâbe) merak etmedim” diyen ''dinsel turizm'' kârcısını nereye koymalı?

Bu yüzden, haccı rakamlara kurban edenlere, Allah Rasulü''nün ömründe tek bir kez haccettiğini hatırlatırım. Allah Rasulü''nün veda haccı, hayatını ümmete vasiyetidir. Bu yolla, yaşadığı örnek/model hayatı kodlar ve semboller üzerinden aktarmıştır. “Haccınızı benden alın” derken, aslında “Razı olunmuş bir hayatın kodlarını benden alın” demiş oluyordu.

Ezcümle: Hacca gitmek başlamaktır, bitirmek değil; “Allah''a söz vermek”tir, “Allah''tan söz almak” değil; sorumluluktur, avantaj değil; tatbikattır, teşrifat ve tenzilat değil…

Bu yazının devamının gelip gelmemesi, okur tepkisine bağlıdır.