Dünyânın çatı katı

04:0012/01/2023, Perşembe
G: 12/01/2023, Perşembe
Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak·Süleyman Seyfi Öğün - Dünyânın çatı katıTıp otoritelerinin ifâdesine göre, insanın bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesi, çocukluktan başlayarak mikroplarla ne kadar içli dışlı olduğuna bağlıymış. Elbette riskli bir süreç bu. Çok sayıda da kayba yol açabiliyor. Ama, bunları atlatabilmiş olanlarda bağışıklık sistemleri çok sağlam oluyormuş. Meselâ, koruma gâyesiyle ebeveynleri tarafından tecrit edilen çocukların, hayâtlarının ileri evrelerinde bağışıklık sorunları yaşamaları mukaddermiş.

Tıp otoritelerinin ifâdesine göre, insanın bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesi, çocukluktan başlayarak mikroplarla ne kadar içli dışlı olduğuna bağlıymış. Elbette riskli bir süreç bu. Çok sayıda da kayba yol açabiliyor. Ama, bunları atlatabilmiş olanlarda bağışıklık sistemleri çok sağlam oluyormuş. Meselâ, koruma gâyesiyle ebeveynleri tarafından tecrit edilen çocukların, hayâtlarının ileri evrelerinde bağışıklık sorunları yaşamaları mukaddermiş. Türkçede
eski toprak
diye bir ifâde de bu durumu anlatıyor olsa gerekir. Sokaklarda, tarlalarda, tozun toprağın içinde
“saldım çayıra, Mevlâm kayıra”
usûlü çocukluk geçiren insanların uzun yaşamalarını ifâde eder.
Modern medeniyet, tabiatla olan bağlarımızı büyük ölçüde kestiği için
modern insan bir bağışıklık meselesiyle
karşı karşıya. Çok şey yazılıp çiziliyor bu hususta. Ama meselenin bir de
kültürel cephesi
var. Yine Türkçede
“kavrulmuşluk”
, “
şerbetlenmişlik
” gibi kelimelerle ifâde edilen hâlleri hatırlayalım. Sokaklarda, tozun toprağın içinde, itişe kakışa, vuruşa vuruşa yaşanmış bir çocukluğun, insanlara sonraki hayâtlarında karşılaşacağı sorunları göğüslemek adına direnç kazandırdığının da altı sıklıkla çizilir. Medenî insan bu açıdan da hayli nahif bir manzara çıkarır karşımıza. Bir de modern medeniyetin zihin emeğini beden emeğinin üzerinde bir değer olarak selamlaması, kutsaması da var. Bu da tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor.
Modern İsveç, Norveç, Danimarka toplumlarından bahsedildiğinde bu tarz değerlendirmeler canlanır zihnimde. Bu coğrafyalara gitmişliğim yok. Ama bu değerlendirmelerin, biraz târih, biraz edebiyat, biraz sinema üzerinden edindiğim intibâlara dayandığını itiraf etmeliyim. Beni çok şaşırtan, bu toplumların
Viking
geçmişleridir. Kuzeyin bu çetin, savaşkan, vuruşkan ve renkli topluluklarının torunları tarafından ne kadar temsil edildiği tartışmalı olmalıdır. Geçen sene Adamus Bremensis’in, Barbarlıktan Medeniyete Vikingler kitabını okumuştum. Tam da bu geçişi çok akıcı bir anlatımla ortaya koyuyor.
Ormancılık ve madencilik işkolları üzerinden, kapitalistleşen dünyâya entegre olan Baltık dünyâsı kısa zamanda, güçlü hânedanlıkların liderliğinde altyapılarını da güçlendirdi, sanayileşti ve dünyâ liginin en üst basamaklarına yerleşti. Meselâ İsveç 10,5 milyon nüfûsu ile 635 milyar dolara yakın bir GSYİH’ya sâhip. Kişi başına 60.000 dolar isâbet ediyor. İhracat fazlası ise yaklaşık 2 milyar dolar civârında. Tam bir
refah
toplumu
. Sosyal devlet desteği ise dünyâda en ideal ölçülerde işliyor. Güçlü bir orta sınıfa sâhip. Siyâsal olarak ise dünyânın en özgürlükçü demokrasilerinden birisinin hüküm sürdüğü bir yer. Ama zamân içinde bâzı ekonomik sıkıntılar ve için için çözülmeler ortaya çıkıyor. İsveç, son on senelerde
ağır sanayiden hafif sanayiyeye kayan bir sektörel
süreç yaşıyor. Artık bir zamanların efsâne İsveç çeliğinin yerinde yeller esiyor. O sağlamlığı ile meşhur Volvo arabalarını ise 2000’lerin başında Ford’a satıldığı haberini aldık. İşsizlik ise %10 civârında. İnsanlar çalışmak azim ve kararlılığını taşımıyor. İşsizlik paralarıyla geçinmeyi tercih ediyor. Nüfus azalmasa bile artmıyor.
Hızlı bir yaşlanma
var. Kültürel olarak
yalnızlığın ve yabancılaşmanın derin bir dert
olduğunu işitiyoruz. Moral bir çöküntü son derecede yaygın. Her sene 500 kişi intihar ediyor. Bu her 100.000 kişiden, yaklaşık 19’unun intihar ettiğine işâret ediyor. Square ve The Bothersome Man gibi ustalıklı filmler, Kuzeyli toplumların o karanlık, nahif, kırılgan hâlet-i rûhiyelerine güçlü ışıklar tutuyor.
İsveç, tıpkı Finliler gibi, II. Umûmî Harp sonrasında kurulan dünyâda
tarafsızlığı
seçti. İsveç toplumu kendisini dünyânın yüksek tansiyonlarının dışında tuttu. Sanki, dünyâ apartmanında kendilerine
korunaklı bir çatı katı
tuttular.
II. Umûmî Harp sonrasında kurulan dünyâyı ayakta tutan sütunların devrilmesinin; Berlin Duvarı’nın yıkılması, Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi beylik göstergelerinin dışında, esas şimdi yaşanmakta olduğunu düşünüyorum. Almanya ve Japonya’nın ordulaşması bunlardan birisidir. Diğeri de İsveç ve Finlandiya’nın tarafsızlıktan vazgeçip NATO’ya girmeye karar vermiş olmasıdır. (Yakında İsviçre ve Avusturya da bu modaya uyarsa hiç şaşırmayacağım). Tabiî ki esas mesele,
sağlam bir jeopolitik ve jeoekonomik
bir meseleye,
Arktik’in paylaşımına
oturuyor. Akıl Odası programında bunun altını çizdik). Bu dinamik, akıllanmış, uslanmış çatı katını karıştırıyor.
Yeniden bir Vikingleşme
sürecine evriliyorlar. Buna, son zamanlarda pagan geçmişlerini yücelten kültürel programlar da eşlik ediyor. Sürecin folklorik bir hoşluktan bambaşka yerlere evrileceğini düşünüyorum. Bilhassa gençliğin buna çok iltifat ettiği haberleri geliyor. Norveçli manyak Breivik kriminal bir mesele olmaktan çıkıyor, kitaplar yazıyor, kültleşiyor. (Ritüel filmini kesinlikle tavsiye ederim). İsveç’te son seçimleri sağın alması tesâdüf olmasa gerekir. Dünyânın çatı katındaki dönüşümü tâkip etmek heyecan verici. Bakalım; bağışıklığı zayıflamış, moral çöküntüler yaşayan bu refah toplumları bu dönüşümü nasıl idrak edecek?
#GSYİH
#Viking
#NATO