İyiler ve kötüler

00:0024/03/2014, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Süleyman Seyfi Öğün

Artık çok az zaman kaldı. Türkiye sandığa gidiyor. Türkiye"nin tecrübeli kamuoylarının hassasiyeti sayesinde olgun bir seçimi hep birlikte idrâk edeceğiz. Diğer taraftan bu seçimin artık mutlak bir yerel seçim olmaktan çıktığını sağır sultan bile duydu. Türkiye, bu seçimde sâdece siyâsal tercihlerini belirlemeyecek. Çok parametreli, hatta sanki referanduma benzer bir seçim bu. Görünen o ki, 30 Mart günü, ülkeyi yıllardır yöneten siyâsal partiye mâtuf güven oylanacak.Yerel bir seçimi referanduma

Artık çok az zaman kaldı. Türkiye sandığa gidiyor. Türkiye"nin tecrübeli kamuoylarının hassasiyeti sayesinde olgun bir seçimi hep birlikte idrâk edeceğiz. Diğer taraftan bu seçimin artık mutlak bir yerel seçim olmaktan çıktığını sağır sultan bile duydu. Türkiye, bu seçimde sâdece siyâsal tercihlerini belirlemeyecek. Çok parametreli, hatta sanki referanduma benzer bir seçim bu. Görünen o ki, 30 Mart günü, ülkeyi yıllardır yöneten siyâsal partiye mâtuf güven oylanacak.

Yerel bir seçimi referanduma dönüştürmek hoş bir gelişme değil. Bunu önce muhalefet böyle algıladı ve kurdu. Aşağı yukarı, Gezi olaylarından bugüne, muhalefet, hükûmetin meşruluğunu odağa alan bir siyâset yürütmekte. Dolayısıyla yerel bir seçimi katıksız bir referanduma dönüştürmek istemesi bu siyâsetin bir gereği olarak işleniyor. Buradaki sıkıntı, meşruluğun demokratik seçimler üzerinden sağlaması yapılan bir süreç olmaktan çıkarılmasıdır. Keskin, ödünsüz söylemine bakılacak olursa, muhalefete göre iktidar partisi, seçimlerde başarılı olsa bile meşru değildir. Bu, özünde çok çarpık bir bakış. Çünkü zihinleri ve derûnî beklentileri, hukuk ve demokrasi dışı yolları da yavaş yavaş mâzur göstermeye başlayan bir noktaya savuruyor. Hükûmetten kurtulma isteği öylesine tutkulu bir hâle geliyor ki, bu uğurda ilke kaybı bile göze alınabiliyor. Bunu, hükûmetin söyleminin savunmacı düzeyde katılaşması ve keskinleşmesi izliyor. "Madem öyle işte böyle" diyerek, demokratik meşruiyetini tâzelemek adına yerel seçimleri referanduma dönüştüren sürece destek veriyor.

Siyasetin keskinleşmesi bir yere kadar anlaşılabilir. Ama son kampanyalarda bu keskinlik Makyavelist bir nitelik kazandı. Artık siyâsal mücâdele önlenemez bir îtibâr kavgası hâline getirildi. İtibarsızlar ya da îtibârsızlaştırılmak istenen "kötüler" ve onların maskelerini indiren mûteber "iyiler" arasındaki bu mücâdele olanca bulanıklığı ile yerel seçimlere yansıtılmak isteniyor. En vahimi de, bahsedilen bu bulanıklığın siyâsal mücâdelede olağanlaşması ve artık en temel belirleyici hâline gelmiş olması. Öyle bir noktaya geldik ki, artık siyâsal gerçeklik gayrı meşru bir network üzerinden gelen, ne idüğü belirsiz çevrelerin saldığı tapeler, görüntüler üzerinden kuruluyor. Vah ki, vah... Garip olan bu salgının siyâsal kadrolar tarafından işine geldiği nispette onay görmesi ve sonuçları düşünülmeden kullanılması. Siyâset burada rüştünü maalesef ispatlayabilmiş değil. Dar görüşlü bir fırsatçılıkla harekete etmekten öteye gitmiyor. Siyâsal hasımlarını vuran tapelere ses çıkarmamak; hatta bunları yeri geldikçe kullanmak; öte yandan kendisini vuran tapelere veryansın etmek sorunu çözmüyor. Bu işler başladığı noktada siyâset sınıfının, kendi aralarında hiç bir fark gözetmeden ilkeler temelinde ortak bir dirençle bertarâf edilebilmeliydi. Öyle olmadı.

Sözüm ona "iyiler", "kötüler"in kirli çamaşırlarını ortaya çıkarıyor. İnsanlara ağır îtibâr kayıpları yaşatılıyor. Bunun, sâdece bazı îtibârsızların hak ettiğini bulması olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Çünkü sürecin kimi nerede ve nasıl vuracağı alabildiğine belirsiz. Bugün tapelerin keyfini çıkaranlar, yarın onların kurbanı olabileceğini hesap etmek zorunda. Ortada radyoaktif serpinti etkisi yaratan bulutlar dolaşıyor. Rüzgârın nereden eseceği ise belirsiz. Bugün çok uzağımızda sandığımız bulutları bir anda tepemizde de bulabiliriz.

Ne tuhaf değil mi? Siyâsetin kirlerini ortaya döken süreçler sivil bir kirlenmişliğin üzerinden geliyor. Siyâsetin kurumsal ya da kişisel kirlerini açığa çıkardıkça arılanmış olmuyoruz. Çünkü bunun mâliyeti; arılanması ve durulması mümkün olmayan başka ve daha derin bir kirlilik. Sivil kirlilik en kötüsü; çünkü kültürel antropolojinin; "katı ve kuru kir" ile "cıvık ve yapışkan kir" arasında yaptığı tipolojiyi aşıyor. Yeni bir tür kir bu. Gaz halinde dolaşıyor. Çoğu kez görülmüyor bile. Ama radyoaktif elementlerle yüklü. X-Ray etkisiyle içinden geçtiği bedenlerin içini dışına çıkarıyor. Ama ortamı kanserojen hale getirmekten geri kalmıyor...