Yazarlar Trump ne diyor?

Trump ne diyor?

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

BM’nin 73. Genel Kurulu’nda yapılan konuşmalar, ortaya çıkan görüşler liderlerin dünyanın sorunlarına bakışlarındaki farklılıklar yeni bir döneme gidildiğinin işaretini vermektedir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Trump ne diyor?
Haber Merkezi 20 Eylül 2018, Perşembe Yeni Şafak
Trump ne diyor? yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Birinci Dünya Savaş’ının sona ermesinin yüzüncü yılında bu genel kurul aslında son bir asırda nereye gelindiğini göstermesi bakımından da oldukça önemli mesajlar içermektedir.

ABD başkanı alaycı konuşması ile yine şaşırtmadı. Ancak saldırgan psikolojisini sergilemekten çekinmeyen ve kişisel saplantılarını da içeren konuşmasının içinde ABD’nin yeni ve devamlılık arz eden politikalarının da ipuçlarını yerleştirdi.

“İLKELİ GERÇEKÇİLİK” VE ÇELİŞKİLERİ

Trump’ın konuşmasında; uluslararası ilişkilerin ve devletler arasında mutlak barışın ilkelerini daha on sekizinci yüzyılın son çeyreğinde Ebedi Barış adlı kitabında ortaya koyan Kant’tan alıntılar olduğu gibi; BM’nin temelini teşkil eden Cemiyet-i Akvam’ın kuruluşunda etkin rolü olan Wilson’un prensiplerinden de alıntılar vardı.

Trump’ın ‘küreselleşmeyi reddeden ve vatanperverliği’ öne çıkaran söylemi; daha doğrusu ABD’nin ‘yeni bir politika’ iddiası, konuşmanın en çarpıcı tarafını oluşturmaktadır. Ancak bu yaklaşımın bizdeki ‘Ba’de harabi’l Basra’ (Basra harap olduktan sonra) deyimini de hatırlatmaktadır. ABD imparatorluğu kurma rüyası ile küreselleşmeyi icbar eden ve bu uğurda özellikle de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı, Afganistan’ı yangın yerine çeviren ABD siyasi çevrelerinin bu yeni politikayı samimi bir şekilde benimseyeceğinde büyük kuşkular vardır. Gerçi bu söylem, siyaset bilimcilerin son yüz yılın politikalarının dünyayı gerdiğini ve küreselleşmenin yerine artık içe dönük bir sürece girileceğini ileri süren görüşleri ile de uyumluluk göstermektedir. Görünüşte iyi haber gibi ise de esasında bu yorumun arka planında devletlerin, özellikle büyük güçlerin daha saldırgan bir tavır geliştirip, barışı daha fazla tehdit edeceği öngörüsü de yatmaktadır. Nitekim Trump’ın konuşmasının diğer bölümlerinde buna işaret eden yığınla ifadeler bulunmaktadır.

Trump son bir yılda yaptıklarını ve dünyadan beklentilerini anlatırken, sanki BM Genel Kurulunda değil de ABD senatosunda konuşur gibiydi. BM’in kuruluş felsefesini bir yana terk etmişti. Konuşması uluslararası barışı öncelemiyor, aksine devletler arasında ayrımcılığı ve ideolojik kamplaşmayı öne çıkarıyordu. Bir taraftan devletlerin birçok soruna kendilerinin çözüm bulması önerisi yaparken; diğer taraftan “sosyalizmi hedef alan” yaklaşımı da ABD’nin hala soğuk savaş psikolojisinden çıkmadığını göstermesi bakımından büyük anlam taşıyordu. Venezüella’da açıkça sistem değişikliği önerisi ve İran’a karşı yaptırım talepleri ise ABD’nin müdahaleci zihniyetinin değişmediğini gösteriyordu.

Trump bundan sonra “realist/gerçekçilik” politikaları esas alacağını vurgulaması önemli görülse de BM Genel Sekreterinin konuşmalarındaki gerçeklikler ile taban tabana zıtlıklar içermekteydi. Anlaşılan Trump “ilkeli realizm” diyerek realizme yeni bir anlam yüklüyordu.

BM Genel Sekreteri Guterres, konuşmasında, “küresel yönetime olan güvenin azaldığını vurgulayıp, dünya düzeninin daha kaotik bir hal almasından, evrensel değerlerin aşınmasından, suçların cezasız kalmasından, çok uluslu sistemin tehdit altında olmasından söz ederken çok daha ilkeli “realist” bir duruş sergilediği ortadadır. Bu tehditler karşısında daha fazla stratejik işbirliği öneren BM Genel Sekreterine karşılık Trump, BM’nin bazı kurullarından çekileceğini ilan etmesi ve özellikle dünyayı tehdit eden göç meselesinde uluslararası işbirliğine karşı durması realizme karşı büyük bir çelişki değil midir?

KÖRFEZ VE FİLİSTİN

Gelelim bölgemize: Kendi içine kapanmayı, kendi vatanına odaklanmayı hedefleyen Trump paradoksal bir biçimde konuşmasında elini Körfez’in yakasından çekmeyeceği de ortaya koymuştur. Körfez ülkeleri ile olan işbirliğine, esasında ticari sömürüye devam ederken, petrolün fiyatını ucuzlatma talebi ile petrole dayalı ekonomileri hedef alacağı ve doğan karmaşadan daha fazla çatışmayı destekleyeceği çıkarımı yapmak mümkündür. Nitekim Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliği’nin başını çektiği Yemen Savaşı koalisyonuna desteğini sürdürerek, hem BM Genel Sekterinin “Yemen için dikkat çektiği trajediyi” hiçe saymakta ve hem de silah endüstrisini cesaretlendirmektedir.

Aynı koalisyonun Suriye meselesinde de önemli rol aldığını ima ederken, geçmişe değil muhtemelen önümüzdeki sürece, yani Suriye dosyasında Türkiye-Rusya karşısında onlar ile işbirliği yapacağının işaretlerini vermektedir. Aslında burada Fırat’ın doğusunda kimleri işin içine alacağını söyleyerek Türkiye’yi karşı yeni bir hamle yapmaktadır. Daha ilginç olanı ise, bütün dünyanın takdir ettiği Türkiye’nin göçmen politikalarını göz ardı ederken; Ürdün’ü örnek göstermesidir. Elbette Ürdün’ün gayretleri de takdire şayandır. Ancak Trump’ın takdirinin altında Filistin konusunda ortaya attığı “asrın projesi”ne Ürdün’ü razı etmektir. Yani bu bir takdir ifadesinden ziyade bir tehdidi de barındırmaktadır.

YENİ BM’YE DOĞRU

Trump’ın konuşmasından daha pek çok çıkarımlar yapma mümkündür. Yapılacaktır da. Bütün çelişkilerine rağmen bu konuşma kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ama bir sonuç olarak acaba tarih farklı bir coğrafyadan mı tekerrür ediyor? sorusunu da sormamızı gerektirmektedir.

Trump’ın korumacı, saldırgan ve müdahaleci, barışı ve uluslararası işbirliğini baltalayıcı, ticareti sınırlayan konuşması karşısında; Cumhurbaşkanı Erdoğan, adalete, insan haklarına, gelir dağılımındaki eşitsizliğe vurgu yapan ve daha fazla uluslararası işbirliği ve serbest ticareti öneren konuşması yüz yıl öncesini hatırlatmaktadır.

ABD Başkanı Wilson, 1919’da bütün mağrurlukları ile Paris’te toplanarak mazlum milletlerin kaderini tayin eden galip Avrupalılar karşısında milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını ve “açık kapı” politikalarını savunarak, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşu için yola çıkmıştı.

Acaba yüz yıl sonra tarih, “dünya beşten büyüktür” ilkesini ortaya koyan Erdoğan’ın çağrısı ile BM’nin yeniden yapılanmasına giden bir süreci mi hazırlamaktadır?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.