YAZI DİZİLERİ

Helikopter tuttunuz, siz beni öldürecek misiniz?

Partililerin 'helikopter kiralayalım' ısrarı üzerine şu sözler dilinden dökülüvermişti: "Bırakın bu helikopter işlerini, hava koşulları kötü olunca uçamayız. Tehlikeli bir şeyler olur. Siz beni öldürecek misiniz." Sanki ölüm, içine doğmuştu.

Abdülkadir Selvi Yeni Şafak
2007 Genel Seçimleri'nden sonra 2009 Yerel Seçimleri gelir çatar. Muhsin Başkan Sivas'ın alınması için kente adeta karargah kurar. Bazı il, ilçe ve beldelere gitmeyi de ihmal etmez. Kendi ifadesiyle 'devletin imkanları kullanmadıkları için her yere gidemezler'

HAKK'TAN 'GEL' ÇAĞRISI

25 Mart günü Kahramanmaraş'ın Göksun İlçesi Çağlayancerit Beldesi'nden çağırırlar; ama o gün bir de Yozgat'ın Yerköy İlçesi'nde miting vardır. Bu seçimlerde yapmadıkları bir şeyi yaparlar

ve helikopter kiralarlar. Partililerin 'helikopter kiralayalım' ısrarı üzerine, "Bırakın bu helikopter işlerini, hava koşulları kötü olunca uçamayız. Tehlikeli bir şeyler olur. Siz beni öldürecek misiniz" diyerek arkadaşlarına takılır. Sanki ölüm, içine doğmuştur; ama o yine de, "Çağlayanceritlililer çağırdı, duramadım, geldim" der. Halbuki Hakk çağırmıştır ve vakit gelmiştir artık; helikopter de, kar da, tipi de, boran, fırtına da artık bahane.

25 Mart 2009 Çarşamba...

Saat 16.00 suları... 55 yıllık mücadeleyle dolu bir hayat, demokrat, maneviyatçı, milliyetçi, vatanperver, kitabını seven bir kalp durur. Ölüm haktır; ama bu şekli acı dolu Türkiye için.

Büyük birlik, siyaset döneminde sağlanamamış; ama cenazesindeki törende onbinlerce insan bu birliği sağlamıştır. Siyaseten mücadele ettiği Deniz Baykal bile, "Dava adamını kaybettik" diyerek geç de olsa bir hakkı teslim eder.

HAVALANAN KIRMIZI HELİKOPTER

Havalanan kırmızı helikopter, bembeyaz karlarla kaplı, soğuk dağlara çarparak düşer. Helikopterdeki Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 3 çalışma arkadaşı, 1 gazeteci ve pilot hayatını Hakk'ın rahmetine yürürler. O günü hem miting yapan, hem de dağlarda arama kurtarma çalışmalarına katılan BBP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Öznur'dan dinleyelim:

"Partimizin Amasya mitinginden döndükten sonra Yerköy'deki mitinge katılmak üzere yola çıkmıştım ki acı haberi verdiler, şok oldum. Ankara'daki arkadaşlarla irtibata geçmeye çalıştım, her taraftan telefonlar gelmeye başladı. Tam bir bilgi kirliliği yaşanıyordu. Kimi 'hastanede', kimi 'enkaz bulunamadı' diyordu. Kayseri'ye gittiğimizde manzara vahimdi. Ortada ne Genel Başkanımız vardı ne de diğer arkadaşlarımız. Bölgeyi bilen arkadaşlarımızın kılavuzluğunda dağlara çıktık. Kar, fırtına, sis dağlar geçit vermiyordu. Alperen gençlerimizle, köylülerimizle 1 metreyi bulan kara rağmen arama kurtarma çalışmalarına devam ettik. Maalesef ki kar makineleri, dozerler ve kepçeler yeterli değildi. Gecenin karanlığında cep telefonlarıyla önümüzü görmeye çalıyorduk. Eğer 21. Yüzyıl'da, teknolojinin bu çağında düşen helikopterin enkazına ulaşılamıyorsa, bu manidardır."

Korutürk'e 3 açık mektup

Sahabe ruhluydu. İslami değer ve inançlara bağlıydı. Takva ve tevekkül sahibi gönül adamıydı. Kur'an ve sünnet çizgisinde bir hayat sürdü. BBP'nin milliyetçilik anlayışı da milletin milliyetçiliğidir. Cumhuriyeti kuran irade BBP'nin savunduğu fikri dünyanın temelini de oluşturur. BBP Genel Merkezi girişinde 'milliyetçilik, maneviyatçılık, demokrasi' ifadeleri yazıyor büyük harflerle. Bir anlamda Yazıcıoğlu'nu da, hayatını da özetliyor bu sözcükler. Hakkı Öznur anlatıyor: "Türk-İslam ülküsünü benimsedi. Nizam-ı Alem ve İlahi Kelimetullah davasını savundu. Yazıcıoğlu gençlik lideri olmasının ötesinde 12 Eylül'ün o fırtınalı yıllarında soğuk savaşın hüküm sürdüğü o puslu yıllarda hep milli ve yerli bir duruş ortaya koydu. Ülkü Ocakları'nda iç eğitim çalışmalarını başlattı. Ülkücü aydınlar Seyyid Ahmet Arvasi, Osman Yüksel Serdengeçti, Erol Güngör, Galip Erdem, Nevzat Kösoğlu gibi birçok akademisyen ve ilim adamı büyük katkı sağladı. Necip Fazıl ve Cemil Meriç de ülkücü gençlerin ziyaret ettikleri önemli isimlerdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e 3 kez açık mektup yazdı. Devlet yetkililerini "Türkiye askeri darbeye, kaosa sürükleniyor, engel olun" diye uyaran da Muhsin Başkan'dı.”

Sorunun cevabını reddetmiş biriyim

Muhsin Yazıcıoğlu'nun yeğeni Mehmet Yazıcıoğlu'nun okul arkadaşından duyduğu bir olay canını çok sıkar. Amcasına gelip arkadaşının bir hocasının kendisine "Yazıcıoğlu, üniversitedeyken sınav zamanı silahını sıraya koyar, hocaları tehditle sınavları geçerdi" iddiasını sorar: "Amcam bu id-diayı benden duyunca çok üzüldü. Bana dedi ki, 'Bak yeğenim, veterinerlikte okurken derslere çok giremezdim; ama sınav zamanı çok çalışırdım. Veremediğim dersler de oldu. Hatta bir dersim kalmıştı okulu bitirmek için. Tek ders sınavlarına girdim. Tam 4 kez tek ders sınavına girmeme rağmen veremedim. Hatta son sınavda hoca yanıma geldi, cevapları yazılmış kağıdı bana uzattı; kabul etmedim! Hakkım olmayan bir şeyi almak istemedim. O sınavı da veremedim ve okuldan atıldım. Sonra bir hak daha tanıdılar ve tek dersi 5. sınavda vererek okulu bitirdim' dedi. O iddiaları ortaya atanların da solcu üniversite hocaları olduğunu belirtti."

Koruması olmadan tek başına gelirdi

Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz. ile başlattığı tasavvuf seyrini, daha sonraki dönemlerde Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz'nin oğlu olan ve Sivrihisar'a 40 km uzaklıktaki Ağabeydin Beldesi'ne bağlı Bilvanis Köyü'nde ikamet eden Seyyid Fevzeddin Hz'ne intisap ederek devam ettirir. Ankara'ya da yakın olan bu mekana sık sık gelen Yazıcıoğlu'nun görüştüğü Seyyid Fevzeddin Hz. ile Şakir Kurter ve Fatih İnci görüştü:

GELEMEZSE TELEFON EDERDİ

“Muhsin Yazıcıoğlu'nun Menzil'e ilk gelişi cezaevine düşmeden önceydi. Menzil'le aralarındaki sıkı bağlar 1974 yılından sonra başladı. Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz'ne öyle ihlasla bağlıydı ki, hocasına tam teslimiyet içindeydi. Tasavvuf, edep ve ahlakı o kadar iyi anlamıştı ki, teslimiyeti de buradan geliyordu. Tasavvuf ile tanışmasından sonra artık o eski ideolojik yapıyı terk etmiş ve yerine İslam merkezli bir anlayış geliştirdiği için, kendi menfaatini göz önünde bulundurmaktan ziyade devletin, milletin, halkın, insanların menfaatlerini ön planda tutmuştur. O, Allah'ın (CC) emri Resullullah'ın (SAV) sünnetinin dışında hiçbir iş yapmamaya özen gösterirdi. Sık sık buraya gelip bizi ziyaret ederdi. Gelemediği zamanlar mutlaka telefon ederdi. Buraya gelişleri bile öyle sadeydi ki, yanında koruma getirmez, bir tek şoförüyle gelir, kendi ihtiyacı olan konuları konuşurdu. Siyasi konulara hiç girmezdik. Bu ziyaretleri 2-3 ayda bir tekrarlardı. Vefatından önce çok sık bir telefon trafiğimiz oldu, bazen haftada 2 kere arardı. En son beni ziyarete geldiği tarih ise Şubat gibiydi.”

Artık en çok sevdiği yerde

Her yıl İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy için Taceddin Dergahı'nda düzenlenen anma törenlerine katılan ve burayı çok sevdiğini her fırsatta dile getiren Muhsin Yazıcıoğlu, dergahın yanı başındaki mezarlığa defnedildi.

Başkan okyanus olmayı istiyordu

37 yıllık dostu Dr. Turan Güven, Yazıcıoğlu ile ilgili bir anısını şöyle dile getiriyor:

"Partideki bazı insanlar partiyi büyümesini engellediler. Okyanus olmayı istiyordu başkan, oradakiler ise göl. Muhsin Başkan gariban dostuydu. Partiye birgün bir kadın geldi. Yüzünde izler vardı. Kocası eski ülkücülerden biriydi. Kadın da ne emniyetten, ne de başka bir yerden yardım istemiş, gelmiş başkanın kapısını çalmış. Adamın numarasını alan Başkan, açtı telefonu eski ülkücüye 'senin bacaklarını kırarım, bacımı neden dövdün' diye çıkıştı. O da 'Başkanım çok özür dilerim, ellerinden öperim' diyerek söz verdi. Genelde cebinde parası olmazdı; ama kendisine gelenlere az ya da çok verirdi. Genel başkan yardımcısı olduğum günlerde partiye yaşlı bir kadın geldi. Kocası ölmüş. 'Ben Muhsin oğlumu arıyorum' dedi. Ben de kendisine 'şu anda yok' dedim. Benim ilaçlarım bitti, ilaç alacağım, benim ilaçlarımı Başkan alırdı. Para istemiyorum dedi. İlaçlarını aldık. O, herkesi sabırla dinlerdi."

CENAZEDE büyük birlik

Başkan'ın cenaze töreni de fikriyatı gibi oldu. TBMM'de yapılan resmi törende Alperenler, "Ya Allah Bismillah Allahu Ekber", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez", tekbir ve salavat sesleriyle bir ilki yaşatarak uğurladılar. Kocatepe Camii'ndeki cenaze töreni de milyonları buluşturdu. Başka bir ifadeyle "Hedeflediği Büyük Birlik'i cenazesinde sağladı." Bu yaşlarda ölümü akıllarına getirmeyen aile nereye gömüleceği konusunda bir süre kararsız kaldıktan sonra büyük Şair Mehmet Akif Ersoy'un da mezarının bulunduğu Taceddin Dergahı'na defnedilmesini istediler ve 'Reis', 'Büyük Şair' ile birlikte Dergah'ta yatarak sonsuzluğun sahibine ulaştı.

Sevda yolunda aşkı ararken

Ben sevda yolunda,

aşkı ararken

Karanlık dünyama

bir ışık yaktın

Su damlası gibi

gönlüme aktın

Bir anlık bakışınla

kalbimi yaktın

Kırağı vurmuştu

hüzün bahçelerime

Solan sevgilerime

bin sevda kattın

Kara saçlarına

kaderimi bağladım

Buğulu gözlerinde

ben

mutluluktan ağladım.

- BİTTİ -

Yorum

ÖNERİLEN VİDEO
Yetimlerin babası: Bahattin Yıldız
+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.