Gezi Parkı direnişi ya da özenilmiş bir burjuva isyanı!

Cem Sancar
00:0030/06/2013, Pazar
G: 29/06/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Gezi Parkı direnişi ya da özenilmiş bir burjuva is
Gezi Parkı direnişi ya da özenilmiş bir burjuva is

Bir anda ülke Batı''nın tazyiki altında kaldı! Batılı hükumetler, başbakanlar, sözcüler, atıp tutmaya başladılar. Taksim Tahrir''di, Türkiye bitmişti!  Bu Türkiye çok olmuştu, İslam dünyasında Arap baharıyla birlikte itibarı artmıştı, zenginleşiyordu. IMF''ye posta koymuş, İsrail''i tarihinde ilk defa diz çöktürmüştü. Tam sırasıydı, ağzının payı verilmeliydi. Hazır, Batılı yaşam tarzlarına hayran olanların kalkışması da varken! Tam sırasıydı.

İşin en başında gezi parkında çadır kurup direnenlere yöneltilen haksız şiddeti protesto ettik ve hükümeti -elbette başbakanı- göreve çağırdık. Bu haksızlık uzarsa işe sırtlanların karışacağını gırtlaklarımızı yırtarak bağırdık. 

Bir köprüye isim verirken empati duygusu üstünde durulması gerektiğini, gelişen demokrasimiz için halkın dört yılda bir hatırlanacak bir unsur olmayacağını, geldiğimiz noktada katılımcı, müzakereci bir demokrasiye geçmemizi, bunun aynı zamanda İslam''ın orjininde, peygamberimizin uygulamasında içkin olduğunu ifade ettik. 

Polisin, reformlara acil ihtiyaç duyduğunu, eylemin ilk gününde çadır yakma sertliğini savunanların geçmişin çıyan kafasını taşıdıklarını, yükselen ülkenin altını oyduklarını, bir barış dilinin bir an evvel kullanılması ihtiyacını dilimizde tüy bitene kadar tekrarladık.

Geçmişten bugüne tarihinde kara lekelerle gelen medya ise bu olayda şaşkın bir penguen tavrı takınarak olayların tahrikçi kanallardan izlenmesine ve halkın kara propaganda altında yanıltılmasına neden oldu.  Fakat uyarılar kara öfkenin gazında kayboldu gitti. Sağduyu köşede kaldı, akıl tutuldu.

Basiretler bağlanmıştı bir kere...

POLİS ÇEKİLİNCE 

Polis sonunda -çok geç ama- çekilince vandallar önce Taksim''i terk etmekte olan polise saldırdılar. Sonra Taksim''i yaktılar, yıktılar. Durmadılar, başbakanlık ofisine saldırdılar. Taraftar grupları getirildi, Mustafa Keser''in askerleri ve ne kadar Yeni Türkiye düşmanı, Silivrici varsa meydana taşındı. 

Gezi Parkı eylemi, Başbakana oy vermiş insanların bile en başta masum demokratik tepki olarak gördüğü şey, bütün ülkede seçilmiş bir başbakanı düşürmeye, Ergenekoncuları dışarı çıkarma, cumhuriyetin son on yılının muazzam kazanımlarını berhava etmeye, vesayetsiz bir demokrasiyle yolunu bulmaya çalışan ve tüm dünyada prestiji artan bir ülkenin itibarının altına bomba koymaya vardı.

Polis çekilmişti ama, ortak noktası Batılı yaşam tarzlarının müridi ve Kemalizm olan; şu veya bu şekilde İslamı bir tür gericilik olarak itham eden, genetik şifrelerinde, Müslüman işaret, simge ve tarzlarına düşmanlık kodlanmış bir topluluk saldırıya devam etmekteydi. Hem de tüm ülkede... 

Despotik partinin de fırsatçı atılımıyla vicdan dışı bir hezeyan ülkenin mavisini karattı. Duvarlara seçilmişlere yönelik, herhangi bir yerde edildiği anda büyük kavgalar çıkartacak yüz kızartıcı sözler yazıldı, toplu halde hakaretler edildi. Başbakana ve eşine, çok sarhoşken bile kabul edilmeyecek sözler söylendi, orda burda örtülü insanlar taciz edildi. Bir ara gösterilerin simgesinin havaya kaldıran bira şişeleri olduğunu da gördük... Slogan belliydi: AKP defol, Tayyip İstifa ve MK''in askerleriyiz!

İLLÜSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
TWİTTER CİNNETİ

Sosyal Medya tam bir cinnet geçirdi. Hiç  beklemediğimiz, yakından tanıdığımız insanlar, yakılması gereken mağazaları, dükkanları hedef gösterdiler, asparagas fotoğraflar, apartma sahtelikler paylaştılar, küfürler kafurlar gır gitti. Yıkım ve saldırı üstüne güzellemeler yazıldı. Taksim, Kemalist Devrim tarafından ele geçirilmişti, Şimdi sıra tüm ülkedeydi. Ancak düşman bir ülkenin ajanına münasip gelebilecek insafsızlıkta haberler paylaşıldı.

İnönü stadyumunda 200 şeriatçı palalarla bekletiliyordu! Panzer kızı ezmişti! Köprünün üstünde geçen insanlar fotomontajlandı, 100 ölü vardı hükumet saklıyordu. Biraz daha direnin, yakın yıkın taş atın, 48 saat içinde Avrupa Birliği-Birleşmiş milletler AKPyi düşürecekti. Helikopterden bomba atıyorlardı. Biber gazının içinde başka kimyasallar vardı, portakal gazı diye bir Saddam gazı atılıyordu. Yeni bir TOMA çıkacaktı ortaya, bu araç nükleer bir saldırı aracıydı, göstericiler folyo sarmalıydı, ancak o zaman kurtarılabilirlerdi, vs vs... Bunlar binlerce kez paylaşıldı.

Delirme büyüdü. Tüm bu asılsız provokatif haberler anında İngilizceye çevrildi, yabancı ajansların muhabirlerinin adreslerine servis edildi. Hepsi gözümüzün önünde oldu, hepsini izledik. Bunları kişisel sayfalardan silmek, kurtarmaz kimsenin utancını...  Kimler miydi bunlar? Bazılarını artist olarak tanıyorduk, bazılarını filmci, televizyoncu, yazar, çizer olarak. 

ULUSLARARASI BİR KALKIŞMA  

Bir anda ülke Batı''nın tazyiki altında kaldı! Batılı hükumetler, başbakanlar, sözcüler, atıp tutmaya başladılar. Taksim Tahrir''di, Türkiye bitmişti!  Bu Türkiye çok olmuştu, İslam dünyasında Arap baharıyla birlikte itibarı artmıştı, zenginleşiyordu. IMF''ye posta koymuş, İsrail''i tarihinde ilk defa diz çöktürmüştü. Tam sırasıydı, ağzının payı verilmeliydi. Hazır, Batılı yaşam tarzlarına hayran olanların kalkışması da varken! Tam sırasıydı.

Mesele artık ağaç değildi, işin yönü değişmişti... Ecnebiler Atatürk posterleri taşıdılar, biraz daha azmetseler ADD''ye filan üye olabileceklerdi. Neyse ki darbeciler Silivri''de paşa paşa oturuyorlardı da, sabah sokaklarda yeni bir darbe, teknokrat bir hükümet ve 20 yıllık bir geri gidiş görmedik. Neyse ki... 

Batılı çokbilmişlerin neler yazıldı dergilerinde, gazetelerinde? Halkın büyük çoğunluğu tarafından desteklenen, askeri vesayetleri yenen, Türk-Kürt barışına soyunan bir başbakanın Hitler karikatürleri yapıldı, faşist ilan edildi.  

Sonunda başbakan yapılması gerekeni yaptı, nasıl bir demokratik halk desteğiyle geldiğini cümle aleme hatırlattı. Miting düzenledi. Tarihin en büyük katılımıyla yanıt verdi. 

Ama meydana toplanan 1 Milyondan fazla kişi CNN INT''te başbakanı protesto gösterisi olarak verilebildi mesela! Bu kadar azıtmış, kendini kaybetmişti yabancı medya...

TAKSİM DAYANIŞMASI FELAKETİ

Başından beri direnişin temsilcisi olduğu söylenen, Platform ve Dayanışma diye iki ayrı isimle seslenen ve kafaları karıştıran grup polisin çekilmesiyle birlikte demokratik sivil bir insiyatif olarak insiyatifini tamamen kaybetti! Dayanışma, ülkeyi; legal hükümetine, onu destekleyen insanlarına karşı kaotik bir kalkışmaya sürüklemek isteyen ''Histerik Şaşırmışların'', eline geçti.

Dayanışmanın yetersizleri; samimi, sivil, çevreci, söz hakkı isteyen genç-yaşlı insanlarının yüzeye çıkan yenileştirici gücünü böylece heba etmiş oldular. Sonunda başbakanın geri adım atması ve olayın görüşmeler yoluyla çözülmeye kalkılması karşısında Stalinist meydan okumaları anımsatan, haddini aşıp neredeyse ülkeye dizayn vermeye ulaşan, muhtıra özentisi bildiriler yayınladılar. 

Tam biz, aman barış geliyor, gezi parkı eylemi acısıyla tatlısıyla yeni bir demokrasi deneyimine ve kazancına dönüşüyor derken, başbakanla başka, dışarıda başka konuştular. Bir direnişin masaya oturmuş temsilcilerinde olması gereken zihin açıklığını, dürüstlüğü, cesareti gösteremediler. Tek çadır derken, ülkeyi (1MilyonkişiTaksime!)Taksim''e davet ettiler, o gün üstelik daha önce ilan edilmiş AKP mitingi varken anlaşılmaz, inatçı bir aymazlıkla miting düzenlemeye kalktılar! Bölgenin normale dönmesine katkı sağlayamadılar, AKM''nin üstünü temizleyemediler, sivil darbe isteklilerine ve yakıp yıkıcılara karşı doğru dürüst bir açıklama yapamadılar.

Taksim''i, Beyoğlu''nu işgal eylemine, hükümete gözdağı vermeye devam ettiler ve yine bir takım bildiriler yayınlayarak olayın karşılıklı bir otoriterliğe, restleşmeye erişmesini özler göründüler. Taksim deneyiminin bir şölene, bir katılımcı demokrasi dönemine dönüşmesine izin veremediler. Kazanım hanelerini sıfırladılar. Barikatların ardında küflenmiş 19.Yüzyıl şarkıları söylediler. Ondan sonrası ise zaten bilinmekte. Yeniden şiddet, yeniden gaz, inatlaşma...

FABRİKA AYARLARI

Aydınlara, sanat kültür takımına, entelektüel sosyeteye gelince. İyi çocuklar, şakacı çocuklar, romantizmiyle, yaşlılara mahsus ekşimiş bir gençlik tapınmasıyla, sadece hükümeti eleştirerek, olumlu hareketleri olumsuzlayarak, yaşadığımız son on yılı yok sayarak, başbakanla partisini ayırmaya çabalayan küçük numaraları onaylayarak, kitle faşizminin sonuçlarını, ırkçılığı ve hakaretleri görmezden gelerek, eylemden önce parkın mezbelelik, Taksim''in çöplük olduğunu söyleyecek bir fesat raddesine kadar gelerek, karşı fikir ileri sürenleri gerçek bir mahalle baskısıyla ötekileştirerek, vandalizm hakkında tek bir kelime etmeden, yakılıp yıkılan şehirlerden bahsetmeyi kendilerine yediremeyerek, olayın bütüncül sosyolojisini okuyup kazanımları ortaya çıkaran bir barış dilini kullanmayarak, -Ergenekon tutuklamalarıından beri yakından tanıdığımız- hep yaptıkları şeyi yaptılar; küçümsedikleri gariban halka korku saldılar. Halkı ve onun temsilcilerini tehdit ettiler. 

Caddebostan, Cihangir, Nişantaşı gibi şeçkinlerin, altlarından 80 yıllık haki koltukları çekilmiş Kemalist Aristokrasisiyle birlikte; bidonkafalı, varoş, karakafa velhasıl Müslüman karşıtı, adı konmamış tuhaf, kindar bir dinin keşişleri olaraktan, halkın yaşam tarzlarına duydukları büyük nefreti faş ettiler. 

Bütün okumuş yazmış maskeler de düştü tabii böylece. 

Her şeyi bilenleri ve hiçbir şeyi bilmeyenleri, güzellik sergileyicileri, rol yapanları ve yüksek perdeden konuşucuları, liberalleri filan hep birlikte fabrika ayarlarına geri döndüler. 

Tüm kardeşlik uygulamaları, kazanılmış sosyal yenilikler silindi. Fabrikadan çıkarken sürücüye kazınmış eski yazılımlara geri dönüldü. O kolonyalist, cahil-cühelaya modernliğin dinini öğreten o kibirli, o turistik rahip kimlikler ortaya döküldü. 

BURJUVA DEVRİMİ DEYİP DE

Bu arada bazı iyi niyetli, şehirli aydınların da, bu eylemlerden bir burjuva demokratik devrim çıkarmaları enteresan sonuçlardan biri oldu! 19. Yüzyıl Bolşevik-Maocu bir kavram olan, ''önce burjuva -milli demokratik- devrimi'' sonra sosyalist devrim hikayesi yeniden gündeme geldi.

Vesayet burjuvazisinin kalın aristokrasisi ile bağlarını koparmamanın bir sonucu olan bu yanılgı; AKP''nin önderliğinde geniş halk katmanlarının yaptığı şeyin bir burjuva devrimi olduğunu, bu ülkenin asıl burjuvalarının Müslüman olduğunu, devlet eliyle değil, ticaret yaparak yükselen bu yeni-burjuvazinin ülkeyi dizayn ettiğini göremeyen bu aydınların, 10 yıldır ülkede süren Doğulu Devrimi anlamadıkları ortaya çıktı. Bundan böyle olayın geniş, çok renkli bir İslam Dairesinde olup bittiğini-biteceğini fark edemediler. Böylece, yeni durumlara yönelik yeni kavramlara aşina olacağımız günlerin bizi beklediği de anlaşılmış oldu.

MUHAFAZAKARLAR: SIKIŞMIŞ KAPLAR  

Muhafazakar aydınların ise kendi içine kapanmış birleşik kaplar timsali, olan biteni yekun olarak komplo ve mutlak olarak dışarıdan yönetilen darbeci bir kalkışma olarak gördüklerinden -ki geçmişte yaşananlar böyle bir korkuyu haklı çıkarmaktadır- giderek direnişin ilk gününü bile tenzih etmeyi bırakarak, olayı toptan lanetlemeye vardılar. Protestonun haklı, samimi dinamiklerini kaçırdılar. Ahmet Kaya sevdiler ama ''şarabın gazabından kork''mayı unuttular.

Ayaklanan kitlelerin içindeki ciddiye alınmama, görüşü sorulmama, yenilmişin öfkesini göremediler. Hele Ehlibeyt kitlelerin yüzlerce yılın sendromuyla ezik yalnızlığını hissedemediler. 

Hazcı kentlilerin Batıcıl korkusunu, ister Y de, ister Z, Cumhuriyetçi ailelerin evlatları olaraktan yeni şehirli neslin sanal alemlerde tangırdayan yönsüz hoşnutsuzluğunu, o tehlikeyi seçemediler. 

Resmin tek tarafına kapandılar, hakikatin diğer yanına gözlerini kapadılar. Elbette kendilerini muhafazakar olarak niteleyenlerin arasında sıkı çıkışlar yapanları da gördük. Bu da geniş ölçekte, bir yüreklere su serpintisi hissi yarattı. Kuş bakışı konuşan bir akıl anlamında ümit verdi.

BARIŞ İÇİN

Şimdi ne olacak? Şu olacak: Herkes kendini ortaya koyacak. Zaten maskeler düştü ve saklayacak fazla bir şey kalmadı. Onun için açık konuşalım:  Kemalist burjuvaların derdini, düşünceleri ne olursa olsun genç eylemcileri, kendilerini haklı-haksız solcu olarak niteleyenleri ve şehrin endişeli modernlerini dinleyerek, kimseleri dışlamadan, bu günleri genişletilmiş bir demokrasinin temeli yapabiliriz diye; geniş dindar kitleler ve onların partisiyle, memnuniyetsiz insanlar arasına bir kablo çekilebilir, iç açıcı bir iletişim başlatabilir diye bir fikrim var.

Bence böyle bir imkan bu topraklarda, Anadolu Ruhu denen bu muhteşem Çoğul Türkü''de daima var,

hep de oldu... Sanal veya Sokakta, Polis veya Gösterici, İktidar veya Muhalif, kibri, kini, savaş dilini, şiddeti kesin bir lisanla reddederek, yaşamsal bir ateşkes yapabileceğimize inanıyorum. Şerri işte ancak böyle Hayra dönüştürebiliriz diye umutlanıyorum. 

Bunun için kalbi olanların, her türlü samimi girişime açık olduğunu düşünüyorum. 

Elbette farklı düşüneceğiz. Analizlerimiz farklı olacak. Fakat, Allah''a aşık sıradan bir insan, referandumda, ömrü boyunca yaptığı seçim boykotunu bırakıp öyle yetmez ama evet filan değil, üç kere evet demiş biri, bu halkın arasına gizlenmiş Sufi ustaların peşinde bir çırak ve kalbi eşitlikten, fakir fukaradan yana -bu anlamda solda- atan, hakikatin yoksulun kapısında olduğuna inanan ve de muhafazakar bir hayat tarzı sürmeyen bir meşrebin çocuğu olaraktan; sükunetin ve muhabbetin, düşüncelerimizi ifade edebileceğimiz bir konsensusu tesis edeceğine inanıyorum. 

Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Kendine yazar, aydın, sanatçı filan süsü verenlerin sırça köşklerdeki, laf dolandıran diplomatik, ''monşer'' hayatı da böylece bitti. İyi de oldu. 

Gelen muteber bir zamandır. Her düğüm kendi çözümünü içinde taşır. Sen merak etme Çekirge. 

Bu ülke, güzel bir ülke...