Nesne: İNSAN

04:0026/02/2026, Perşembe
G: 26/02/2026, Perşembe
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Kölelik çağında köleye köle olduğunu fark ettirmek ne kadar zorsa, modern dijital çağda da bireyin kendisini hâlâ özgür ve karar verici bir özne sanması nedeniyle nesneleştirildiğini fark ettirmek o kadar zordur; çünkü modern köleliğin en görünmez ve en derin biçimi bu yanılsama üzerine kuruludur.

Kürşat Bahaeddin Carda / Gazeteci

İnternet ve yapay zekâ teknolojileri hayatın neredeyse her alanını kuşatmış durumda. Her teknolojik gelişme, insan yaşamını kolaylaştırırken aynı zamanda bir bedel de üretir; ancak söz konusu olan internet ve yapay zekâ olduğunda, faydaya odaklanılırken bu bedel çoğu zaman görmezden gelinir. Yenilikleri sorgulamadan kabullenmek ve saf bir faydacılıkla hayatın parçası hâline getirmek, artık ayrıntı bile sayılmayan tehlikeleri sıradanlaştırmaktadır.

Daha rahat, daha hızlı ve daha teknolojik bir geleceğin bizi beklediği, işlerimizin yapay zekâ tarafından kolaylaştırılacağı anlatılırken; bu süreçte insanın önce gereksizleştiği, ardından değersizleştiği bir “nesneleştirme” sürecinden neredeyse hiç söz edilmez.

Bugün sıkça yapay zekânın insan seviyesine ulaşacağı tartışılır. Oysa asıl mesele, yapay zekânın insan seviyesine çıkması değil; insanın yapay zekâ seviyesine indirilmesidir. İnsanın giderek algoritmikleşmesi yani yapay zekâlaşması, onu duygu, anlam ve irade taşıyan bir özne olmaktan çıkarıp işlevsel bir makineye dönüştürür. Bu sürecin adı ne olursa olsun, sonuç değişmez: İnsanın makineleşmesi, yani nesneleşmesi. Bu geleceği kurgulayanların temel hedefi de tam olarak budur.

DUYGUDAN ALGORİTMAYA FITRATTAN FONKSİYONA

Bugün nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ sistemlerine veri sağlayan bir altyapı olarak, “çığır açıcı” diye sunulan projeler ve uygulamalar üzerinden insanın nesneleştirilmesini fiilen mümkün kılmaktadır. Akıllı şehirlerde sensörler ve kameralar aracılığıyla sürekli izlenen insanlar; yapay zekâ destekli gözetim sistemleriyle davranışları analiz edilen kalabalıklar; giyilebilir sağlık teknolojileri sayesinde bedensel işlevleri anlık olarak ölçülüp dijital kayda dönüştürülen bireyler ve mobil cihazlar üzerinden crowdsensing yani kitle algılama uygulamalarına veri sağlayan kullanıcılar birlikte düşünüldüğünde, nesnelerin internetinin artık yalnızca cansız varlıkları değil, insanı da erişilebilir, yönlendirilebilir ve optimize edilebilir bir nesne olarak teknolojik sistemin içine dâhil ettiği açıkça görülmektedir.

Bu noktada çoğu yapay zekâ uygulamasının neden “ücretsiz” olduğu sorusu da cevabını bulur. Çünkü bedel para değil, insanın kendisidir. Yapay zekâ sistemlerinin yakıtı, diğer nesneler gibi insanın bizzat veri sağlayan hâlidir.

VAROLUŞSAL BİR TEHDİT

Modern teknoloji eleştirisinin kurucu isimlerinden Heidegger’e göre, teknolojinin en büyük tehlikesi dünyayı yok etmesi değil; insanın kendi özünü unutup kendisini de bir “ham madde” olarak görmeye başlamasıdır. İnsan, her şeyin efendisi olduğunu sanırken aslında devasa teknolojik sistemin içindeki en “uysal” ve en “ikame edilebilir” parça hâline gelmiştir. Heidegger bu tespitiyle, insanın kendisini bir nesne olarak kavramaya başlamasının taşıdığı ontolojik tehlikeye işaret eder.

Bu bağlamda insanın teknoloji karşısında nesneleşmesi üç düzeyde okunabilir: Verileşme yani insan davranışlarının ölçülebilir veri nesnelerine dönüştürülmesi; tahmin ve yönlendirme, yani özgür iradenin algoritmik öngörülerle otomatikleştirilmesi ve temsilin ikamesi, yani insanın sesinin, yüzünün ve düşünme biçiminin taklit edilebilir hâle gelmesi. Bu noktada nesneleşme yalnızca ekonomik değil, doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak belirir.

KIYMETSİZLEŞTİRİLEN İNSAN

Geriye dönüp bakıldığında, Aydınlanma düşüncesiyle akıl mutlaklaştırılmış; Sanayi Devrimi ile bilim, hakikati açıklayan bir vasıta olmaktan çıkarılarak üretimi ve insanı yöneten bir otoriteye dönüştürülmüştür. Bu süreç, bugünün dijital dünyasının zeminini hazırlamış; varlık artık anlamın açığa çıktığı bir alan olmaktan çıkıp hesaplanabilir ve yönetilebilir bir kaynağa indirgenmiştir.

Bugün nesneleşen insanın kıymetsizliği açıkça ortadadır: Tek bir bombayla binlerce insanın, zararlı bir haşerat gibi yok edildiği savaşlar; üzerinde deneyler yapılan toplumlar, açlığa ve sefalete terk edilen coğrafyalar… İnsan acısı artık ahlaki bir karşılık üretmez olmuş, ölüm bile istatistik tablolarında soğuk bir veriye indirgenmiştir.

SINIRI KİM ÇİZECEK?

İnsanın nesneleşmesi, onun doğadaki herhangi bir varlık gibi araçsal bir değere indirgenip indirgenemeyeceği sorusunu zorunlu olarak gündeme getirir. İnsanı insan olmaktan çıkarıp doğadaki sıradan bir unsur hâline getirdiğimizde, nasıl ki ağaç artık yalnızca kesilip işlenecek bir ham madde olarak görülüyorsa, insan bedeni de aynı mantıkla müdahale edilebilir, düzenlenebilir ve yeniden tasarlanabilir bir nesneye dönüşür. Bugün insan bedenine çip yerleştirilmesi, biyometrik olarak sürekli izlenmesi ve bilişsel süreçlerine müdahale edilmesi birer ihtimal değil; farklı biçimlerde hayata geçirilmiş uygulamalardır. Bu tablo, insanın varlık âlemindeki özgün ve dokunulmaz konumundan fiilen çıkarıldığını göstermektedir. Artık soru nettir: İnsan kendi sınırlarını mı tayin edecek, yoksa sınırları onun adına çoktan çizilmiş bir nesne olarak yaşamayı mı kabullenecek?

NESNE OLMAYI KABUL ETMEK

Asıl büyük kırılma, insanın nesnelerden yalnızca biri olarak konumlandırılmayı içselleştirmesi ve kendisine bu yönde muamele edilmesine sessizce razı olmasıdır. Oysa insan, “İnsanoğluna şeref verdik ve onu yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık” hitabıyla muhatap kılınmıştır. Bu ilahi hitaba sırt çevirerek, değersiz ve anlamsız bir nesne gibi gösterilmeyi kabullenmesi, fiilen gerçekleşmese dahi insanın kendi varoluşunu inkâr eden edilgen bir düşünsel intihar anlamına gelir. Üstelik taşın ve ağacın bile bir anlamı olduğunu kabul ederken kendisine verilmiş, içi dolu ve aşkın anlamı reddederek kendisine hiçbir anlam atfetmemesi anlam yitimini derinleştirir; bu derinleşme ise, bir süre sonra fiilî intiharlara zemin hazırlar.

HÂLÂ UMUT VAR MI?

İnsanı bu aşağıların aşağısı konuma sürükleyen modern dijital düzen hem sorunu üretir hem de sorumluluğu bütünüyle insana yükleyerek çözümü yine kendi sunduğu “kurtuluş” senaryolarında aratır. Böylece insan, bu çıkmazdan kurtulma vaadiyle bir özne olarak direnmek yerine, yönetilebilir ve yönlendirilebilir bir nesneye dönüşmeyi rıza ile kabullenir.

Kölelik çağında köleye köle olduğunu fark ettirmek ne kadar zorsa, modern dijital çağda da bireyin kendisini hâlâ özgür ve karar verici bir özne sanması nedeniyle nesneleştirildiğini fark ettirmek o kadar zordur; çünkü modern köleliğin en görünmez ve en derin biçimi bu yanılsama üzerine kuruludur.

Buna rağmen insanın, bireysel ve toplumsal düzeyde nesneleşmeye rıza göstermeyip bir irade ortaya koyması, insanlık adına umudun hâlâ var olduğunu göstermeye yeter mi? İrade malum gücü önceler. Güç ise, konumuz gereği bilgi ve bilginin harekete geçmiş hâlidir. Bu iradenin ortaya konması gereken yer ise hayattır.

O hâlde soru açıktır: Biz kimiz? Ve neyi bekliyoruz?


#toplum
#insan
#aktüel