Düşünce Günlüğü Trablusgarpın işgali ve en ağır sonucu

Trablusgarp’ın işgali ve en ağır sonucu

İspanyolların saldırılarından mustarip olan halkın yardım talepleri İstanbul’da makes bulunca Trablusgarp bölgesi, 1551 itibarıyla kesin olarak Osmanlı Devleti hâkimiyetine girer. Devlet-i Aliyye’nin neredeyse son günlerine kadar egemenlik sahası içinde kalan Trablusgarp, İtalya’nın işgaliyle bugün dahi sona ermemiş bir kargaşanın merkezi olacaktır.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Trablusgarp’ın işgali ve en ağır sonucu  ​
Düşünce Günlüğü

GÖKHAN GÖKÇEK/TARİHÇİ YAZAR

İspanyolların saldırılarından mustarip olan halkın yardım talepleri İstanbul’da makes bulunca Trablusgarp bölgesi, 1551 itibarıyla kesin olarak Osmanlı Devleti hâkimiyetine girer. Devlet-i Aliyye’nin neredeyse son günlerine kadar egemenlik sahası içinde kalan Trablusgarp, İtalya’nın işgaliyle bugün dahi sona ermemiş bir kargaşanın merkezi olacaktır. Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan beri yaklaşık 150 yıldır siyasi, iktisadi ve askeri anlamda bir çözümsüzlüğün içinde olan Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki öncülüğünde ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra da aradığını bulamaz. Oluşan olumlu, hava iç siyasetteki uzlaşmazlıklar ile dış siyasetteki rakiplerin müdahaleleri sonucunda dağılır ve emperyalist vizyon sahibi ülkelerin iştahını bir kere daha kabartır.

Modernleşme sürecini İngiltere, Fransa ve Almanya’ya nazaran çok daha yavaş ve kırılgan olarak ilerleten İtalya, mistik Roma anlatılarına öykünürcesine gözünü Afrika’ya dikmiştir. Etiyopya’da aldığı hezimetten sonra Trablusgarp’ı sömürge emellerine uygun bir yer olarak belirler. Bölgeyi hedef alan İtalya, kısa zamandır buraya yatırım yaparak işgal girişimi öncesi bir nevi ‘yumuşatma’ politikası da gütmektedir. Bölgeye artan İtalyan ilgisiyle beraber bilhassa 1911 yılında İtalya’nın, Trablusgarp’a dair emelleri kamuoyunda konuşulmaya başlanır. Yaklaşık iki yıl Roma’da büyükelçilik yaptıktan sonra sadrazam olan Hakkı Paşa söylenenlerin aksine Türk-İtalyan ilişkilerinin dostluk içinde yürüdüğünü ve Trablusgarp’ın İtalyanlar tarafından işgalinin söz konusu olmadığını beyan edecektir. Savunma Bakanı Mahmut Şevket Paşa bu gelişmeler yaşandığı sırada, Sadrazam ile Trablusgarp’ın olası işgaline karşı gerçekleştirilecek direnişe dair bir görüşme yapar.

DEĞİŞMEYEN İŞGAL YALANI: GERİ KALMIŞLIK

İtalyan Büyükelçi, 28 Eylül 1911 tarihinde Trablusgarp bölgesinin iyi yönetilemediğini bahane eden gerekçeye matuf olarak Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom verir. Özetle İtalya; gümrüklerin yönetimi ile asayişin temininde tek yetkili olmayı ve tayin edilecek valinin tasdik makamı olmasını talep eder. Bu, işgali meşrulaştırmak için öne sürülen yalanların, ‘hukuki’ görünen bir sonraki gayrimeşru adımından başka bir şey değildir. Osmanlı Devleti’nin red cevabıyla birlikte İtalya, 29 Eylül 1911’de top atışlarıyla işgal girişimine başlar. Adriyatik sularında seyreden Alpagu ve Tokat adlı zırhlılar saldırıya uğrarken, Hamidiye zırhlısı da İtalya tarafından batırılır. Mısır’ın elden çıkması sonrasında Trablusgarp ile kara sınırı kesilen Osmanlı Donanmasının aldığı darbeler, denizden takviyeyi de güç hale getirecektir. Seyirde yer alan tüm donanma kuvvetleri Çanakkale boğazını korumak üzere talimat alır. Ancak işgalin kabulünü hızlandırmak isteyen İtalya, Rodos başta olmak üzere Adalar Denizi’ndeki pek çok Osmanlı toprağını da top atışlarına tutarak ilhak girişiminde bulunur.

Kara bağlantısından sonra deniz bağlantısı da İtalyan donanması tarafından kesilen Osmanlı Devleti, Trablusgarp’taki direnişi koordine etmek adına gönüllü ve idealist subaylardan oluşan bir grubu bölgeye gönderir. Mısır ve Tunus üzerinden yeni kimliklerle bölgeye gelen isimler arasında yer alan Enver Bey Bingazi’de, Mustafa Kemal Bey ise Tobruk – Derne’de direnişin komutasını üstlenir. Onlarla beraber bölgede direnişe katılan Neşet ile Ali Fethi Beyler de İtalyan işgaline karşı büyük yararlılıklar göstereceklerdir. Türk tarihine daha sonra damgasını vuracak bu komutanlar, Senusi Şeyhi Ahmed Şerif ve Süleyman el-Baruni gibi kanaat önderleriyle müşterek hareket ederek, yerel halktan bir gönüllü ordu ihdas edeceklerdir. Ancak düzenli orduya karşı mahalli nitelikle yapılan bir direniş sonuç vermeyecek ve bölge; Düvel-i Muazzama’nın baskı yapması ve yardım girişimlerini alenen önlemesi sonucu, On İki ada ve Rodos ile birlikte İtalyanların hâkimiyetine terk edilecektir.

KELEBEK ETKİSİ: BALKAN HARBİ

İşgale karşı Osmanlı tebaaları büyük tepkiler gösterip yardımlar toplarken, Balkan devletlerinin de Osmanlı Devleti topraklarından pay alma niyetleri, korku dolu yüksek seslerle konuşulmaya başlanır. Nitekim tedrici bir şekilde topraklarının işgal edilmesine göz yumulan Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan devletleri aldıkları ‘diplomatik’ desteklerle Balkan Harbi’ni başlatırlar. Türk tarihinin en acı sahnelerinin yaşandığı Balkan Harbi esnasında Müslüman Türk unsur, kadim Türk topraklarından katliamlarla sürülür. Trablusgarp’ın kaybının böylesi bir ‘kelebek etkisi’ olduğunu bilmek, farklı bir okuma olarak zihnimizde mutlaka yer etmelidir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.