28 Şubat'ın kalemleri zan altında

Yeni Şafak
00:006/05/2006, Cumartesi
G: 6/06/2017, Salı
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

Sabah Grubu'nun eski sahibi Dinç Bilgin'in 28 Şubat sürecindeki asker-medya ilişkilerini açıklaması, 'yalan haber ve yazıları 'servise' koyan dönemin yazar ve yöneticilerinin gazeteciliğinin sorgulanmasına neden oldu

Sabah ve ATV'nin eski sahibi Dinç Bilgin'in 28 Şubat'ta asker-medya ilişkisine yönelik itirafları, medya dünyasına bomba gibi düştü. Bilgin'in Kanal 7 televizyonundaki "Sözün Özü" programında yaptığı açıklamalar, dönemin etkili gazetecilerinin "gazetecilik değerlerinin" sorgulanmasına neden oldu. Bilgin'in özellikle, 28 Şubat sürecini anlatırken, "Önce Ankara büroları devşirilir. Orada yapılan haberler gazetenin mutfağında etkili olur" şeklindeki sözleri, o dönemde Ankara'dan asker kaynaklı haber yapan gazetecileri işaret etti. Dönemin ikinci büyük medya patronu "devşirildiklerini" söylediği gazetecilerin ismini vermedi ancak o dönemde kendi yayın organları dahil, "ismini vermeyen askeri bir yetkili"ye dayanarak haber yapan ve yazı yazan tüm gazetecileri zan altında bıraktı.

YORUM YAPMAK İSTEMEDİLER

Dönemin Ankara'da görev yapan etkin gazetecilerinden bir kısmı Bilgin'in itiraflarını değerlendirmekten kaçındı. 28 Şubat döneminde Hürriyet Gazetesi'nin Ankara Temsilciliğini yapan Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Dinç Bilgin'in özeleştirilerinde kendi adının geçmediğini belirterek, bu sebeple konuşmak istemediğini kaydetti. Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara Temsilsilcisi Mustafa Balbay da konuyla ilgili değerlendirmeden kaçınırken, dönemin Milliyet Genel Yayın Yönetmeni olan Hürriyet yazarı Yalçın Doğan ise Dinç Bilgin'in özeleştiri yaptığı televizyon programını izlemediğini belirterek, görüş bildirmedi.

TÜRENÇ ÜSTÜNE ALINMADI

Andıç belgesini yayımlayan Hürriyet Gazetesi'nin o dönem Yazı İşleri Müdürü olan Tufan Türenç, Bilgin'in açıklamalarını "içtenlikli" bulduğunu ve etkilendiğini belirtirken, aynı özeleştiriyi o dönem için kendilerinin yapmasına gerek olmadığını ima etti. Türenç, Dinç Bilgin'in açıklamalarının Sabah gazetesiyle ilgili olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Ama önemli olan özeleştiriyi zirvedeyken yapabilmek. Yani düştükten sonra zaten yapabilecek başka bir şeyiniz kalmıyor. Zirvedeyken o özeleştiriyi yapabilecek çaptaysanız bu çok yararlı olacaktır. Genelkurmay ve bir iki komutan istedi diye bir patronun boyun eğmemesi gerekiyor." Türenç, 28 Şubat dönemindeki medya-asker ilişkilerine benzer durumların şu an için yaşanıp yaşanmadığına ilişkin soruya ise, "O dönem yaşanıyorsa şimdi de yaşanıyordur gibi bir mantık yanlıştır" diye cevap vedi. Türenç daha sonra bambaşka bir üslup takınarak şöyle konuştu: "Sivil-asker meselesinde eğer siviller ülkeyi doğru dürüst yönetirlerse askerin kışlasından çıkmasına gerek kalır mı? Ama Türkiye'de son 50 yıla bakarsanız, daima asker ne zaman etkili olmuş, sivil irade işini doğru dürüst yapamadığı zaman. İyi yönetildiği zaman asker zaten kışlasından çıkmamıştır. Sivil-asker ilişkisinde kabahati sivil otoritede buluyorum. Türkiye'de sivil otorite ülkeyi adam gibi yönetmelidir. Ancak o zaman siyasi otorite askeri otoriteyi egemenliği altına alabilir."

BİLA: AMACI ANLAMADIK

28 Şubat döneminden bu yana Milliyet Gazetesi'nin Ankara Temsilciliğini yapan Fikret Bila, Andıç'ın kendilerine de geldiğini fakat kullanmadıklarını belirterek, şöyle konuştu: "Sayın Bilgin çok samimi bir özeleştiri yapmış ama bunun kendi gazetesiyle sınırlı olduğunu düşünüyorum. Andıç bize de gelmişti. Ancak biz kullanmadık. Buna karşılık Sabah ve Hürriyet kullandı. Dinç Bilgin 'Hürriyet bu haberi kullanacak' diye duyduğunu ve duyar duymaz da yayınladıklarını söylüyor. Haber değeri olan ve gerçeği yansıtanla yansıtmayanı ayırmak gerekiyor." Milliyet Gazetesi'nin yayınlarının da o dönemde anti demokratik sayılacak bir üslubun bulunduğuna ilişkin değerlendirmeleri hatırlattığımızda ise Fikret Bila, şunları söyledi: "Mesela Umur Talu'nun bu konuda açıklamaları var, yani baskı geldiğine ilişkin. Ama işten çıkartma veya yazıya müdahale gibi bunun bir sonucu olmadı Milliyet'te. Zaten Genelkurmay'ın yöntemi medyayı, yargıyı, kendine göre etkili bulduğu belli sivil güç odaklarını çağırarak brifing vermekti. Yine gerçekçi olmak gerekir ki Genelkurmay'ın verdiği bilgiler ve brifingler haber değeri taşıyordu. Basının bu brifinglere katılmaması ya da söylenenleri haberleştirmemesini beklemek gerçekçi olmaz. Ama bunların hepsinin planlanmış, hedefinin bir iktidar değişikliği olan bir süreç olduğu çok sonra anlaşıldı."

Bilgin neler demişti?
28 ŞUBAT DÖNEMİNDEGAZETE YÖNETİMLERİ
Hürriyet:
Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Ankara Temsilcisi Sedat Ergin

Milliyet:
Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak, Ankara Temsilcisi Fikret Bila

Radikal:
Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz, Ankara Temsilcisi İsmet Berkan

Sabah:
Genel Yayın Müdürü Zafer Mutlu , Ankara Temsilcisi Fatih Çekirge

Yeni Yüzyıl:
Genel Yayın Yönetmeni Okay Gönensin, Ankara Temsilcisi Bilal Çetin

Fransa'da asker-medya ilişkisi yaşanmaz

Le Soir, Le Temps ve Fransız RMC İnfo isimli Radyou'nun Türkiye Temsilciliği yapan Fransız gazeteci Delphine Nerbollier asker-medya ilişkisiyle ilgili olarak şunları söyledi: "Fransa'da ordu Türkiye'de olduğu gibi bir rol üstlenmiyor. Siyasette hiç bir rolü yoktur. Biz orduyu "büyük sessiz kurum" olarak adlandırırız. Çünkü ordu politika üzerine hiç bir sey söyleyemez. Aynı şekilde medya üzerine de direkt olarak hiç bir müdahalesi yoktur. Fransız medyası da bağımssızlık prensibine sıkıca bağlıdır. Medyanın etkilenmesi daha cok ekonomik veya politiktir. Asker hiç bir zaman müdahale etmez. Bu durum iki ülke arasındaki temel farklılıklardan birisidir. AB sürekli olarak Türkiye'ye bunu hatırlatıyor."


#Arşiv
#Yeni Şafak Arşiv