
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Misak-ı Milli’yi kavrarsak Suriye ve Irak’taki sorumluluğumuzun da ne olduğunu anlarız. Musul’da sorumluluğumuz var. Diplomatik anlaşmalar sürüyor, diğer yandan da hazırlıklar” dedi. Erdoğan, Haşdi Şabi’nin Musul’a geleceği söylentilerine de tepki gösterdi: Geleceği varsa göreceği de var.
Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'nde konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Musul ve Suriye'deki gelişmelere ilişkin önemli açıklamalar yaptı: Suriye ve Irak'ta yaşananları görünce yeni nesil bir şeyi çok iyi bilmeli. Acaba Misak-ı Milli nedir sorusunun cevabının çok iyi bilinmesi gerekir. Eğer Misak-ı Milli'yi kavrarsak, anlarsak Suriye'deki, Irak'taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. Ama bunu bilmezsek ne Suriye'deki ne de Irak'taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız.
Bugün Musul üzerinde bizim sorumluluğumuz var, onun için 'hem masada hem de arazide olacağız' diyorsak bunun bir sebebi var. Bunu durup dururken, 'dostlar alışverişte görsün' diye de söylemiyoruz. Onbinlerce kilometre mesafeden geleceksin, o senin için bir hak olacak, neymiş, Bağdat çağırıyormuş. Tamam da bu benim 350 kilometre sınırım, her an tehdit var.
Benim burada tarihi sorumluluğum, mesuliyetim var ve biz burada olacağız. Hem arazide olacağız hem de masada olacağız. Bütün diplomatik görüşmeler, şunlar bunlar bir taraftan yürüyor, yapılıyor. Diğer taraftan da da araziye yönelik hazırlıklar da devam ediyor. Şimdi diyorlar ki 'Burada bir Şia-Sünni savaşı olmaması lazım.' Senin 'Bağdat' dediğin tamamen Şia'dan oluşan bir ordunun yönetmenidir. Biz Musul'un kaderini onlarla paylaşmaya yönelirsek, yarın burada Şia-Sünni ile bu mücadelesini verecek ve ardından da burayı Haşdi Şabi'ye terk edecek. Şimdi onu da konuşuyorlar. İşte 30 bin kişiyle Haşdi Şabi geliyor. Kaç bin kişiyle gelirse gelsin, geleceği varsa göreceği de var.
Musul'da 2 milyon Sünni Arap, Türkmen var. Biz bunların bir kısmını Başika Kampı'nda eğittik, yetiştirdik, belli bir noktaya getirdik. Biz orada Peşmerge de Musullu Arap, Türkmen kardeşlerimizi de eğittik, yetiştirdik, hala devam ediyoruz. Bunları yaparken bize talep nereden geldi? Irak'ın merkezi yönetiminden geldi. Şimdi ne oldu bu merkezi yönetime? Hava değişti. Dert başka. Onun için biz Amerikalı dostlarımıza, koalisyon güçlerine bunu söylüyoruz, bakın buradaki tezgaha bizi getiremezsiniz, biz bu tezgaha gelemeyiz.
Musul dışarıdan getirilen birtakım güçlerin hakimiyetine sokulmaya çalışılırsa ortaya çok vahim görüntülerin çıkması kaçınılmaz olur. Bu felaketi önlemek için Musul operasyonunda yer almak durumundayız. Suriye'de sınırlarımız boyunca bir terör koridoru oluşturma projesine nasıl izin vermediysek, Musul merkezli bir mezhep çatışması projesine de müsaade etmeyeceğiz. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Irak'ta ve Suriye'de Türkiye'nin mutlaka içinde olduğu bir barış ve yeniden yapılandırma sürecine her türlü katkıyı yapmakta kararlıyız. Bu masada, bu arazideki mücadelede Türkiye olacak. Musul operasyonunun bölgenin kendi halkından oluşan ve onlarla uyum içinde hareket edecek güçler tarafından yürütülmesi şart.
Erdoğan, “Suriye'den gelen tehditlere karşı sabırlı davrandık. Hazırlıklarımız vardı, ÖSO'yla beraber Cerablus'a topraklarımızdan soktuk, arkasından da kendi özel kuvvetlerimizi Cerablus'a soktuk ve DAEŞ'i süratle Cerablus'tan attık. Arkasından Rai'ye girdik, oradan da DAEŞ'i böylece kovmuş olduk. Yerine Cerablus halkını Cerablus'a, Rai halkını Rai'ye yerleştirdik. Şimdi de malum örgüt DAEŞ, Dabık ile ilgili çok değişik şeyler söylüyor. Tabii Dabık, bizim tarihimizde de farklı bir konumda, malum Mercidabık. Biz, 'Dabık'a ineceğiz' dedik ve indik. DAEŞ çok fazla dayanamadı ve orayı da terk edip gitti, şimdi El Bab'a doğru yürüyoruz, oraya da ineceğiz" dedi. Kimsenin toprağında gözleri olmadığını vurgulayan Erdoğan, “Yeter ki kimsenin bizim vatan topraklarımızda gözü olmasın. Şunu da söyleyeyim bu arada, Irak'ta biz şu anda yürütülmekte olan bu mezhep çatışmalarına kesinlikle taraf olmak istemiyoruz ama oradaki Sünni Arap kardeşlerimizi, Türkmen kardeşlerimizi de birilerine yedirtmek istemiyoruz" diye konuştu.
Erdoğan, “Türkiye olarak koalisyon güçlerine Münbiç'te PYD ve YPG gibi terör örgütleri olmayacak dedik. Çünkü orası yüzde 95 itibariyle Araplarındır. Dolayısıyla PYD ve YPG Münbiç'i boşaltacak. Dün itibarıyla ABD'li dostlar, dediler ki 'tamam siz de bize yardımcı olun.' Biz baştan beri söylüyoruz. Yeter ki siz bizim bu tekliflerimize 'evet' deyin. Çünkü bu işi biz biliriz, bu bölgede. Buranın tarihini de her şeyini de biz iyi biliriz. Şu anda burada da mutabıkız. 'Rakka'da ne yapacağız' dediler. Gelin beraber, eğer burada da bir operasyon yapacağız diyorsanız, Rakka'da da beraber bu operasyonu yaparız. Gerekirse oradan da bu DAEŞ boşaltılıp gider. Şimdi bunun da görüşmeleri yapılıyor" dedi.
- Rektör seçiminde değişiklik sinyali
- Yaşanan tecrübelerin yükseköğretim sistemini hem üniversite hem de YÖK bakımından yeniden bir yapılandırmaya ihtiyaç olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Erdoğan, “Üniversitelerimiz halen var olan, rektör adaylarının öğretim elemanlarının oylarıyla tespit edildiği sistemin kendisi bir sorun haline dönüşmüştür. Görünüşte demokratik olan rektörlük seçimleri üniversitelerde gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları artıran bir işleve bürünmüştür. Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç YÖK'ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum. Aynı şekilde genel olarak yüseköğretim sisteminin ciddi bir yeniden yapılandırılmaya tabi tutulması gerekiyor" dedi. Erdoğan, YÖK'ten de bağımsız ve şeffaf bir 'Kalite Kurulu' oluşturulmasını beklediğini söyledi.








