Genelkurmay Başkanı Büyükanıt tarafından MKE'ye sergilenmek üzere hediye edilen 'Gazikovan' unvanlı top mermisi kovanı, tamir edilerek 8 kez cepheye sürüldü. Dokuzuncu dönüşü ise "Olmaz böyle şey" dedirtti
Ankara'daki Makina Kimya Endüstrisi'nin (MKE) Genel Müdürlük katında bir yıldır 'gazi' olmuş bir mermi kovanı sergileniyor. Kurtuluş Savaşı yıllarında top mermileri kullanıldıktan sonra, kovanları, imal edildikleri yere gönderilip tamir edilerek yeniden doldurulur, defalarca kullanılırdı. 'Gazikovan'ın hikayesi de oldukça ilginç: 1921'in Mart ayında İnönü Savaşı sırasında 75 mm'lik topa ateş kusturan Ethem Çavuş, sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında, bir an duraksadı.
Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Mermi kovanına kazınarak yazılmış yazı da dikkatini çekti: "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 26 Rebiyülahir 1339 İnönü".
Ethem Çavuş, bunun, Ankara'daki İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesajı olduğunu hemen anladı. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak çaputtan çıkan demir çubukla, hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı: "Aksekili Ethem Çavuş 8. Alay 3. Tabur 1. Batarya 20 Recep 1339 İnönü".
Beş gün sonra Ankara'da atölyenin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgahlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi.
Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. "Kamil Usta! Müjdemi isterim! Senin yavru cepheden dönmüş." Hepsi sandıkların olduğu kısma koşarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandı. Tabii ki bu şeref Kamil Usta'ya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuş'un notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kamil Usta'yı yeni baba olan biri gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı.
Cumhuriyetin ilanı, 101 pare top atışıyla kutlanıyordu. Seyfi Çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Teğmen Hamdi Vasıf, Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına gelerek mermiyi uzattı ve "Yüz birinci pareyi en çok bu mermi
hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim". Atışları sayan çavuş, "Yüzüncüyü attık komutanım" deyince Yüzbaşı Muhsin, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi.
Ankara'daki dolum tesislerine, sonraki aylarda 8 kez daha uğrayan kovanın üzerindeki mesajların sayısı da sekize çıktı. Mesaj yazanlar, farklı taburlardan farklı kişilerdi. Ancak 9. kez gelen kovan, atölyedekileri yasa boğdu. Dokuzuncu notta, "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 12 Muharrem 1341 Banaz" yazılıydı. Bu kez bir de mektup vardı. Atölyedekiler mektubu açıp okudular: "Düşman kaçıyor. İzmir'e artık çok yakınız. İki gün önce bataryamın çavuşlarından Seyfi, şehadete ermiştir. Cebinde bu kovanı buldum. Seyfi Çavuş'un künyesini de sizlere yolluyorum. Başınız sağ olsun. Yüzbaşı Muhsin Talat. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 14 Muharrem 1341 Salihli". Mektup bittiğinde herkes ağlıyordu. Atölyeye bir sessizlik çökmüştü. Kamil usta, minik iki perçinle SeyfiÇavuş'un künyesini kovanın dibine çaktı.






