Herkese nasip olmayacak kadar şanslıydım. Fuat Saka, Kemal Sahir Gürel, İncesaz, Erkan Oğur, Aytekin Ataş, Fatih Yaşar gibi sanatçılarla çalışma şansım oldu. Bir çok albüme göre çok da çabuk bitti. Ben pilot okuma yapan biri pek değilimdir; girip okudum mu biter. Albümde on altı şarkı olduğunu düşündüğümüzde, benim için on altı gün sürdü diyebilirim. Tabi müzisyenlerin harcadıkları zamanı katarsak, yaklaşık 2 ay devam etti çalışmalarımız.
Gülbeyaz dizisinde epeyce çalışmıştık zaten. Onca yıldan sonra artık zor geliyor diyemem, bazen normal konuşmam bile o şiveye kaçıyor. Yalnız, Karadeniz şivesinin inanılmaz bir ritmi, bir müziği var. Eğer bu ritmi, müziği hissedemiyorsanız, zaten bu şarkıları söyleyemezsiniz.
Karadeniz bölgesinde etnik dil olarak sadece Lazca yok. Hemşince, Pontusça, Gürcüce gibi birçok farklı etnik dil var. Okusaydım, her birine yer vermem gerekirdi; ki o da farklı bir konsept olurdu.
Bekleniyordu tabii. Zaten bu daha çok, benden beklenenin bir "Karadeniz Albümü" olmasından da kaynaklanıyor. Böyle bir talep olduğu için -zaten sahnede de çok talep oluyordu- bu albümü yapmaya karar verdim. Sonucu bilerek başladık yani bu işe.
Bilmiyorum ki… Ben şarkı söylerken düşünmem. Şarkıya bırakırım kendimi… Fark ettiğiniz şey neyse, şarkıları severek söylememden kaynaklanıyor olabilir. Sevmediğim şarkıyı söylemem ben, söyleyemem zaten.
Bazıları bildiğim şarkılardı, bazılarını sahnede -zaten- söylüyordum. Zorluk çekmedim pek fazla. Yeni şarkıları da Hasan Saltık'la birlikte seçtik. Özel bir hazırlık yapmadık.
Tabii ki oldu ancak bütün şarkıları alabilmek için, 2 CD'lik filan bir albüm yapmak zorunda kalırdık. Bu yüzden bazı şarkıları mecburen elemek zorunda kaldık.
Biz, birlikte müzik yapmaktan keyif alan iki dosttuk. Benim hayatıma, Karadeniz müziğinin girme sebeplerinden biriydi gerçekten; bendeki karşılığıydı. Karadeniz albümü yapıyorsam en çok da onun payı vardı bunda ve ben de albümü ona ithaf ettim.
Bunların hepsi ya sanatın bir dalı ya da sanatla ilgili. Sanat, hayatı algılama biçimlerinden biridir. Kendini ifade etmenin farklı yollarını ihtiva eder. Bir şekilde ben o sırada ne yapıyorsam, oradayım. Sunuculuk daha teknik bir iş ama 'Sanatla 30 dakika' da yine sanatla ilgili olduğundan, sanatla ilgili yapılanlardan, herkesi haberdar etmekten de keyif alıyorum doğrusu.
Benim, yaptığım işi algılama biçimim değil bu… Yani ben olay yaratsın istesem, belki daha popülist bir şey yapmayı tercih ederdim. Ya da bununla ilgili bir strateji geliştirirdim. Ama benim derdim, olay yaratmasından çok, daha çok kişiyle, uzun yıllar güzel bir şeyi paylaşmak.
İdealist bir doktor (Derman), uzun yıllardır ciddi bir kariyer yaptığı Amerika'dan, mühim bir ameliyat için Türkiye'ye geliyor fakat, unuttuğu bir gerçekle tekrar yüz yüze geliyor: Türkiye'deki sağlık sistemi. Memlekette kalmaya ve zor durumdaki insanlara hizmet etmeye karar veriyor. Güleriz ağlanacak halimize tadında bir duygusal komedi.
Feridun sadece müzik olarak değil, kişilik, tavır ve duruş olarak da çok beğendiğim bir sanatçı. Bazen sevdiğiniz bir sanatçıyı yakından tanıdığınızda hayal kırıklığına uğrarsınız. Feridun'u ise tanıyınca daha çok sevdim. Çalışmak da çok keyifli. Müzisyen olduğu için ritim duygusu var ve bu da oyunculuk için gerekli temel unsurlardan biridir.
Bu ihtimal her zaman var. Kaldı ki, artık yaz- kış diye bir şey de kalmadı. "Ne kadar erken girerse" diye bakılıyor. Eskisi kadar çekincem yok aslında.
Süreç Film'in sahibi benim dostumdur. Benimle uzun zamandır bir proje yapmak istediğini, Gani Müjde ile birlikte geliştirdiği bir proje olduğunu ve projeye güvendiğini söyledi. Hayatımda ilk defa, senaryosunu okumadığım bir projeyi kabul etmiş oldum böylelikle. Türkiye'de artık neyin tutup, neyin tutmayacağı belli olmuyor. Ben televizyon da seyretmiyorum. Dolayısıyla, kendimi Gani ve ekibine teslim ettim.






