
Savaş muhabiri Samet Doğan Suriye başta olmak üzere birçok savaş bölgesinde bulundu. Deneyimlerini 'Cuma Günü Uçmayan Kuş'ta bir araya getirdi. Doğan kitabında bazen tanıştığı insanlardan duyduklarını bazense başına gelenleri anlatırken ölümün insan hayatını nasıl kayıtsız bıraktığını da gözler önüne seriyor.
Yıllarca Irak, Suriye, Libya gibi bir çok savaş bölgesinde muhabirlik yapan Samet Doğan'ın 'Cuma Günü Uçmayan Kuş' isimli kitabı Profil Kitap'tan çıktı. Kitabındaki güncelerle okuyucuya kendi yaşadıklarını tecrübe ettiren Doğan, savaşın pek çok dinamiğini romanında topluyor. Suriye'de devrimin başladığı günden itibaren içeride olan yazar, o an yaşadıklarının okuduğu romanlardan daha gerçekçi olduğunu fark etmiş ve kitap için küçük notlar almaya başlamış. Yaklaşık 3 yıl boyunca tuttuğu notları kitabında toparlayan Samet Doğan, kitabın bir çok meseleyi kendi içerisinde tartıştığını söylüyor. Doğan kitabında kimi zaman birlikte kaldığı arkadaşını kaybetmenin üzüntüsüne kimi zaman ise başından geçen komik bir hikayeyi okuyucuyla paylaşıyor. Suriye'deki savaşa her yönüyle şahit olduğunu belirten Doğan, “Başımdan geçen hikayelerin orjinal halini hiç bozmadan hem genç savaş muhabirinin kendi arayışını hem de savaşın yaşattığı buhranı anlattım” diyor.
2013 yılının sonlarında kitap için notlar almaya başladığını anlatan Doğan, “Bir gün Halep'te savaşın ortasında roman okurken yanımdaki arkadaşım 'Şuan yaşadığımız şey okuduğun romandaki maceralardan çok daha iyi' dedi. Ben de bunun üzerine başımdan geçen hikayeleri hikayeleri neden yazmıyorum diye düşündüm. Çünkü 2011'in sonundan başlayıp yıllarca Suriye'de geçirdim hayatımı. Öncesinde de Suriye'de okumuştum zaten. Hem oraları çok iyi biliyordum. Hem de savaşın gidişatına her yönüyle şahitlik etmiştim. Bu yüzden romanda da insanlar çok belirgin. Halep'te sürekli karşılaştığım hayatları konu aldım. Bir çiftçinin komutana dönüşmesinden yola çıkarak muhaliflerin nasıl savaşçıya dönüştüğünden bahsediyorum. Diğer taraftan bomba düştüğünde bir çocuğun verdiği tepkileri anlatıyorum. Savaşın normalleştirdiği, insanların kayıtsız kaldığı şeyleri açıklıyorum. Savaşın bir de diğer tarafına, Şam'a da gittim. Onların yanında iki hafta kaldım. Bir tarafta savaş yaşanırken diğer taraf neler yaşıyor, bunu gözlemleme fırsatım oldum. Füzenin atıldığı yerle füzenin düştüğü yeri anlatmaya çalıştım. Ayrıca kitapta DEAŞ'la olan yerler de var. Kendi karargahlarına gidip geçirdiğim vakti anlatıyorum” ifadelerini kullanıyor.
Kitap için notlarını kaldıkları terk edilmiş bir bankada daha derli toplu almaya başladığını söyleyen Doğan, “Notları alırken düşündüğüm şey yaşadıklarımı nasıl anlatabileceğimdi. Gazeteci diliyle yazsaydım bilgiden, rakamdan başka bir şey olmayacaktı. Sonra o bankada yanımda kalan aktivist gazetecilerin hikayelerini not almaya başladım. Bir varil bombası düştüğünde oranın insanları neler hissediyor, ben neler hissediyorum diye düşünerek yazmaya karar verdim. İlk müsveddelerimi de böyle oluşturdum. Hikayelerin orijinal halini hiç bozmadan genç savaş muhabirinin hem kendi arayışı hem de savaşın içindeki döngüde yaşattığı buhranı yazmaya karar verdim. Kitabın içerisinde de sevdadan, Suriye'de tanıştığım ressama çok karışık bir iskelet var. Tüm bu değişik hikayelerin benim gazeteci gözümle birleştiğini söyleyebilirim” diyor.
Doğan, kitabını yazarken diğer güçlü romanların da savaş görmüş insanlar tarafından yazıldığını fark etmiş. Edebiyatı besleyen tarafın savaştaki en saf duygular olduğunu kaydeden Doğan, “Suriye'de bir esir alınma olayına tanıklık ettim. Suriye askerini muhalifler esir aldı. Esir alan kişi kendisini dünyanın tek hakimi gibi hissederken, esir alınan kişi de en aciz insan olarak görüyor. Savaşta bu iniş çıkışlı duyguların en saf haliyle karşılaşıyorsun. Bu aslında edebiyatı besleyen tarafı. Çok acı, çok gerçek ama dünyanın başka bir yerinde göremezsiniz. Esir alınan ile alanı ters çevirdiğinde hiçbir şey değişmiyor ve o savaş içerisinde hiçbir zaman esir düşeceğini o an gerçekleşene kadar tam olarak hissetmiyorsunuz. Çalışırken artık atılan kurşunların insanların öldürmeyeceğini düşünmeye başlamıştım. O kadar yaklaşıyor ki ölüm sana, insanlarda kayıtsızlık oluşuyor. Yemek yediğin binanın yanına bomba düşüyor ama sen yemeğine devam ediyorsun” şeklinde konuşuyor.









