1990'lı yıllarda Ezginin Günlüğü grubunun "Düşler Sokağı" şarkısını seslendiren Hüsnü Arkan, fazla gözönünde olmasa da boş durmuyor. Gruptan ayrıldıktan sonra bir solo albüm çıkardı ve 1998 yılından beri de kitap yazıyor. Kalemini genel olarak adalet üzerine yoğunlaştıran Arkan, gruptan neden ayrıldığını ve kitaplarının hikayesini anlattı.
Ezginin Günlüğü grubunun "Düşler sokağı" şarkısıyla tanıdığımız gözlüklü solistiydi Hüsnü Arkan. Birçoğumuzun hafızasında hala çok tazedir bu parça. Aradan yıllar geçti. Birkaç albüm çalışmasından sonra Hüsnü Arkan grupla yollarını ayırdı ve kendi solo albümünü çıkardı. Pek de bilmediğimiz bir yönü olan edebiyata yoğunlaştı ve kitaplar yazdı. İlk romanı Ölü Kelebeklerin Dansı 1998 yılında yayınlandı. Romanlarında ve şiirlerinde, genel olarak, adalet, ahlak ve bireyin kaderiyle ilişkisi temalarını ele aldı. Hüsnü Arkan siyasetten de uzak durmayan sanatçılardan biri… "Bir kuş konsa badi parmağıma" saflığındaki sanattan siyasete uzanan çizgide Hüsnü Arkan'ı ve Arkan'a ait olanları konuştuk.
Hüsnü Arkan, Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu'nda üç yıl mimarlık okuduktan sonra, 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oluyor. Ancak o, ne hukuk ne de mimarlık alanında hiçbir şey yapmamış. Müzik ve edebiyatla uğraşmak ona her zaman daha cazip gelmiş. Bir dönem Türkiye'de yaşadığı siyasi sorunlar nedeniyle Atina, Hollanda ve Almanya'da yaşayan Arkan, pek istemese de ülkesinden uzak sürgün bir yaşam sürmüş. Sebebi Türkiye'nin çatışma dolu çehresinden biraz uzaklaşmak. "Ülkemden ayrı yaşamak çok da benim tercihim değildi. Türkiye o yıllarda yaşamayı isteyebileceğiniz bir yer değildi. Bir baskı rejimiyle yönetiliyordu" diye anlatıyor. Uzak kaldığı yıllarda, diğer ülkelerle Türkiye'deki siyasi atmosferi kıyaslama olanağı bulmuş. Demokratik katılımın ve olanakların daha yüksek olduğu ülkelerde yaşadığını, oralarda bireyin devlet karşısındaki hakları yasalarla nispeten daha sıkı korunduğunu gördüğünü söylüyor. "Bununla birlikte güç ve mülk sahipleri, haklar konusunda bize oranla daha iyi tedip ve terbiye ediliyor" diye de sözlerine ekliyor. Yurt dışında farklı ülkelerde yaşadığı o süre boyunca içinde bulunduğu siyasi ortamı değerlendirme fırsatı bulmuş diyebiliriz.
İlk solo albümü olarak Yalnızlık Ezgisi'ni çıkaran Arkan, şarkılarında Nazım Hikmet, Can Yücel, Ülkü Tamer, Muzaffer Erdost ve Louis Aragon'un dizelerine de yer verdi. Şiirleri şarkı sözü olarak kullanmasının arkasında yatan neden hiç şüphesiz müzikle edebiyatı içiçe iki unsur olarak görmesi. "Onların ve diğerlerinin samimiyetleri edebiyata, müziğe bakışımı etkilemiştir" diyor. Peki yaptığı müziği politik mi yoksa apolitik bir duruş olarak görüyor? Arkan, "Bu dünyada her şey siyasi" diyerek başlıyor söze. Ve devam ediyor "Müziğinizin apolitik bir duruş sergilediğini söylediğiniz zaman da siyaset yapmış oluyorsunuz… Ben işimi yaparken, siyasi işaretlere ağırlık vermeyi tercih etmiyorum. Bu şekilde de yapılabilir ama ben tercih etmiyorum. Ancak bu, siyasi işaretler kullanmama engel olmuyor" diyor. Siyaseti sanattan tamamıyla ayırmanın mümkün olmadığını belirtiyor.
Hüsnü Arkan'ın edebiyata olan ilgisi çocukluğuna dayanıyor. Ancak insanlarımızın edebiyata yaklaşımını eleştiriyor. Bu konudaki serzenişini de şöyle dile getiriyor; "Bize öğrenimimiz boyunca çok şey anlatıyorlar ama bireyi anlatmıyorlar. Bir siyasetçi Yaşar Kemal'e roman okumamasıyla ilgili olarak "İnsan ilişkilerini romanlardan mı öğreneceğim?" diyordu. Meselenin bu kadar hafife alınabiliyor olması can sıkıcıdır. Oysa ben kendime ait pek çok şeyi edebî metinlerden öğrendim. Müzik de buna eşlik etti" diyor. Romanlarında ve yazdığı şiirlerde genellikle, adalet, ahlak ve bireyin kaderiyle ilişkisi temalarını ele alıyor. Bu tür konulara değinme ihtiyacının nedeni, yaşadığımız sistemin olumsuzluklarına bir tepki oluşturmak. "Yaşadığımız sistem bir ütopya değildir" diyen Arkan, olması gereken toplum ve olması gereken bireyin günümüzde algılanan şekliyle, eşitlikçi, adil bir dünyanın bugünküyle bir ilgisi olmadığını söylüyor. "Birini sömürüyorsak ya da birinin sömürülmesine göz yumuyorsak ahlakımızı yitirmişiz demektir" diyen Arkan, "Bu kaybı engellemek bize bağlı. Efendi ya da köle olmayı reddetmeliyiz" diyerek tepkisini dile getiriyor. Müzik yaparken de kitaplarını yazarken de aynı kişi olduğunu söyleyen Arkan, kendi okur ve dinleyici kitlesi arasında bir bağ olduğunu düşünüyor. "Dinleyici ve okuyucu profilleri ayrı olsa da, aralarında bir bağ vardır. Ben yalnızca meselelerimi anlatıyorum. Tepki göstermem gerektiğini düşünüyorsam tepki gösteriyorum. Dinleyici kitlesinde bir dönüşüm olduğunu sanmıyorum" diyen Arkan, amacının anlamlı sözler söylemek diyerek cümlesini noktalıyor.
Hüsnü Arkan, Ezginin Günlüğü grubuna 1993 yılında katıldı. Grup olmak ile olmamak arasında ne gibi bir fark olduğunu sordum. Cevabı: "Ezginin Günlüğü 1982'den beri var olan bir gruptu ve ben de o gruba katıldım. Grup olmakla olmamak arasında tabii ki farklar var. Dinleyiciler çoğu zaman 'grup müziğini' diğerlerinden ayırırlar. Bu gerçek bir ayrım mıdır, orasını bilmiyorum. Çünkü tek başıma yaptığım işlerde de bir ekiple çalışıyorum" diyor. Gruptan ayrılma sebebine gelince, Arkan, kendi projelerine daha fazla zaman ayırmak için çözümü gruptan ayrılmakta bulmuş. Gruptan ayrıldıktan sonra bir solo albüm çıkaran Arkan, "Önemli olan çalışmayı, üretmeyi sürdürebilmektir" diyor. Gruptan ayrılmanın aksine grup içinde yoluna devam etmenin daha riskli olabileceğini düşünerek ayrılma kararı almış.






