
Şair Kamil Eşfak Berki, yakın zamanda kaybettiğimiz eski dostu Ahmet Yücel’in Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Ebubekir Eroğlu ile yaşadıklarını, Diriliş ve Yönelişler’deki şiir dolu günlerini anlatıyor: “Ahmet Yücel’in şiiriyle kalbi arasına ayartıcı girmesin hassasiyeti bir sonuç sağlayacaktı. Şiirindeki dil tiril tiril bir dildir”.
Ahmet Yücel’in yayımlanan ilk şiiri Dönem (Diriliş, Ekim 1969, sayı: 1) serbest şiirin ileri bir örneği. Ahmet daha bu şiirinde, hayatı bir tablo gibi karşısında seyretmek istiyor. Bu tablonun içinde kendi özbenliği vardır.
Ey kalbimin ay çekimi ebedi med’im
İlettin beni eşya sınırına ilettin
Değiştirdin günlük susuzluğumu dinmez bir susayışla
Kalbi İstanbul ile (Malatya’daki) çocukluk günleri arasında: “Gökyüzü yanı sabahımın / Buğdayın toprağın / Seninle tam o aile tablosu”.
Şiirlerinde tekerrür eden maviyi sormuştum kendisinden: -Sendeki bu ‘’mavi’’ neyi temsil eder, bir tablo mu, yoksa anlık çağrışımıyla gelmiş sebepsiz bir kelime miydi? Gülümsedi ve o sakin haliyle: -Üç dört yaşlarımdaydım, dışarı çıkamazdım. Sürekli göğe bakardım ve bir özgürlük hissi yaşardım. Üstteki ‘’aile tablosu’’ dizesini unutmadan, okuyalım:
Ben yalnız mavi bir tablo hatırlıyorum
Ben yalnız mavi bir tablo hatırlıyorum
Ben yalnız mavi bir tablo hatırlıyorum
Ahşap evlerinin sövesi, Ahmet’in evin dışı ile ilk ilişkisi sükûnetin rengi. Bu şiirde çocukluk, aziz çocukluk bir düş duygusuyla, bir rüyaymışçasına girmiş sanki. Orijinal bir şiir karşısındayız. Sezai Karakoç’la birlikte yürürlerken, Cemal Süreya ile karşılaşırlar. Sezai bey, şair Ahmet Yücel! diyerek tanıştırır. ‘’Mavi bir tablo’’ dizesini üç defa tekrarlar. Genç şair, Cemal Süreya’nın bu dizeye hayranlığından mutlu olur. Ahmet Yücel bu ilk şiirinde İstanbul’u kritize etmektedir; manevî bir sarsıntıyı vurgulamaktadır. ‘’Güne dönük çocuklar’’ yani hakikatçi çocuklar, onaracaklardır.
Bende çok özel bir yeri olan, bir hikmet tesiri uyandırmış olan (50 yıl önce) ve o tarihten beri sık sık tekrarladığım “Kalpler bir yelken yarışında gibidir” dizesini de paylaşmalıyım. 1979’da Türkiye’ye geldiğinde bu dize dilimden dökülünce o çok mutlu olmuştu.
Epik şiiri hedeflediğini Destan’dan: Vahiy ve Tavır başlıklı şiiri gösterir. Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat, Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu epikleri bütün bir şiir dünyasını ilgilendirmiş hatta Sol şoke olmuştu. Ahmet Yücel ve Ebubekir Eroğlu Malatya Lisesi’nde öğrenciyken şevkle okumaktaydılar bu destanları.
Ahmet Yücel’in, şiirlerinde kendinin lirizmini koruyarak ilerlediği bir gerçektir. Bir epik denemesine giriştiğini de biliyoruz. Gelen şiiri ‘’terbiye etmeden’’ kâğıda geçirdiği için şiir ve özbenlik arasındaki ilişki sağlıklı gelişmiş ve bir şair olarak taşıdığı özgüven sürekli olmuştur. Haber Verilmiş Dünyadan Notlar şiiri, bu lirik şiir yeteneğine iyi bir örnek oluyor. Mavi, bu şiirde başka türlü: Şifa olan / Buz mavisi alev rengi kelimelerle.
Şiire girerken, zıt durumlar bir noktada buluşabilmektedir:
Farkedersiniz incir kanayışını
Karanfil esintisini
Avlanan bir kuş gibi çırpınır bundan öte güzellik
dizelerindeki sükûn birden sürpriz bir hükme değişir: “Bir girdap gibi alır bizi”. Bu hüküm bir cezayı mı bildirecek? Hayır, sükûn devam edecek:
Artık hepimiz bahçe suluyor gibiyizdir.
Yaşıyoruz yaşıyacağımızı
Hür zamanları
(…)
Yeni bir gün verilir bize
Yeni inmiş gibi bütün âyetler
Öylesine canlı ve diriyiz
Bu ilk döneminden Karanlıkta Geçen Şarkı da onun sağlam yapılı bir başka şiiri. ‘’şal gibi fecre atılan tarihim’’, ‘’göç eden geçerek kalmışları’’, ‘’zulmün darbesine darbe’’, ‘’asidik zamanlara dokunmamış kadınlara’’, ‘’ölmezliğin açılışı şuh ve mahzun’’, ‘’odak noktası varlığımın sevgili hürriyetim’’, ‘’üstün bir yazı’’ (elifbâ), ‘’hürriyet, hürriyet, aşk egemenliği’’ içeriği başka bir zenginliktir. Bir de Çocuk Ağrısına Gazel’i var rahmetli şairimiz Ahmet Yücel’in. Bu şiirde; Çocuk ilk gökyüzünü bulur sonra aşk dizesi otobiyografik bir ögedir. Başlarda geçmişti.
Ayrılık dedim ya aldırma ne ki ayrılık
Sevginin sarhoşluğundan bu
Ahmet Yücel’de kendi sesine güveniş üst düzeydedir. Ondan da ötesi şiiriyle kıvanç yaşama vardır. Bir şiiri yazmış olmanın mutluluğu demişti bir gün kendisi.
1974’te Diriliş yeniden yayımlandığında yeni şiirlerini görmüştük. Bunlar Son Azık Kahvaltı, Özyaşam İçin Üç Not, Zamanla İyilerden Birinin Dünyayı Terkinde Gazel şiirleri Ahmet Yücel stili şiirler olarak beğeni topluyordu. Üstad Sezai bey de ‘’Ahmet Yücel güzel şiirlerine devam ediyor’’ demişti. Bu son şiir müthiş bir imgeyle başlar. Ürpertici bir ses adetâ ölmeden önce ölmek özyaşamıdır.
birden uyandım
bedenim eski hatıra
bitimsiz bir ova nerdeyim ola
(…)
saydammışım gibi bir bakan var kim ola
Ahmet Yücel’in şiiriyle kalbi arasına ayartıcı girmesin hassasiyeti bir sonuç sağlayacaktı. Şiirindeki dil tiril tiril bir dildir. Edebiyat dergisi (1973) ve ardından kurucuları arasında bulunduğu Yönelişler (1980) ve Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra Yedi İklim’de yayımlanan şiirleri de kulluk neş’vesini başlangıçtaki gibi taşımaktadır. Yedi İklim’in Ekim ayında yayımlanan 367. sayısındaki Ahmet Yücel Dosyası’na ayrıca bakılmalıdır.
Yönelişler’de görünen şiirleri günlük hayata ve Batı’nın geçmişini Hakikat adına sorgulamaya yöneliktir. Çöl simgesi devam etmektedir. Bu şiirlerden bazıları: İşte Ayaklarım Yerde [1395 Miraç Gecesi öncesi], Çocuktum Yoktu Bir Atım, Destan’dan: Çöl, Müşahade/Temaşa Üstüne Bir Murakabe, İsa, Atlangaç gibi şiirler gönlündeki yumuşaklığı okura yaşatırlar. Bütün şiirleri böyle. Gurbet, sıla, varlık, İstanbul’u simge haline getirmek gibi nitelikler, Yücel’in şiirini akıştaki yerine yerleştirecektir. Varlıkta birlik şiiridir onun şiiri.
Varolmaya gelince herkes şair
Benim için iki kere iki dört
Güdersen gölgesini güneşe
Adım başı bir krizantem
Görünce Cibril-i Eminle hesabı
Mecelle’den ilham alarak şiirler yazmak istiyordu. Çok arzu ediyordu. Belki başlamıştır…
Şiir
Sevgili gibi
Pek sınır tanımayan
Varlık yaramızı saran
Kalb ekini hasadı
demiş şairdir o. Ruhu şâd olsun.






