Yılanlarla ilgili pek çok efsane dinlemişizdir; en çok bilineni ve ilgi göreni olan insan yüzlü güzeller güzeli Yılanlar Kraliçesi ile Tahmasp isimli genç arasındaki aşk hikâyesini anlatacağız bu hafta. Milyonlarca yıl öncesinden bu yana Mezopotamya'dan Tarsus'a kadar pek çok farklı coğrafyaya yakıştırılan bu efsane, önümüzdeki hafta bizi ölümsüzlüğü bulan doktora kadar götürecek. İyi okumalar...
Tahmasp isimli genç ve yakışıklı çocuğun yolu bir gün büyük bir mağaraya düşmüş. Mağara oldukça geniş bir o kadar da karanlıkmış. Tahmasp her ne kadar korksa da merakına yenilip karanlığa rağmen mağaranın derinliklerine doğru ilerlemeye devam etmiş. Gözü yavaş yavaş karanlığa alışmış; fakat etrafından gelen seslerin ne olduğunu bir türlü çözememiş. Bir süre sonra mağaranın derinliklerinden bir ışık yaklaşmaya başlamış. Bu ışıkla beraber Tahmasp, etrafında binlerce renkte ve büyüklükte bir sürü yılan görmüş. Bütün yılanlar başlarını ışığa doğru çevirmiş, ışığı takip ediyormuş. Korkudan ve şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen Tahmasp, zifiri karanlık içinde mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerlemiş, tam karşısında durmuş, gülümseyerek elini ona doğru uzatmış ve demiş ki: 'Korkma benden Tahmasp. Ben yılanlar ülkesinin kraliçesiyim. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz.' deyip geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.
Ertesi sabah uyandığında Tahmasp önünde krallara layık bir sofra bulmuş. Sofrada yok yokmuş. Fakat odaya giren kraliçenin güzelliği karşısında Tahmasp'ın gözü hiçbir şey görmüyormuş. Güzel kraliçe de Tahmasp'a karşı oldukça ilgiliymiş. Kraliçe: 'Bak Tahmasp.' demiş. 'Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım' deyip başlamış anlatmaya. Anlatmış, anlatmış, anlatmış günler boyu… Bu sohbetler sırasında Tahmasp ve Yılanlar Kraliçe'si arasında tarihin en büyük aşklarında birisi başlamış.
Gel zaman git zaman kraliçenin anlatacağı bir şey kalmamış artık. Tahmasp da artık evini ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün dayanamamış ve düşüncesini kraliçeye açmış. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dille reddetmiş kraliçe. Ancak günler geçip Tahmasp'ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş: 'Ey Tahmasp beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sen de bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme.'
Tahmasp sevinçle kraliçeye sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair söz vermiş.
Tahmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek kraliçeyi ziyaret ediyormuş. Ancak bu mutlu günler uzun sürmemiş. Tahmasp'ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş; ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Yılanlar Kraliçesi'nde olduğunu söylüyormuş. Onun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kral da Yılanlar Kraliçesi'nin bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede bu kraliçe aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş, böylece kraliçenin yerini bilen varsa onu bulabileceklerini söylemiş. Çünkü Yılanlar Kraliçe'sini görenlerin vücudunda tıplı yılanlardaki gibi pullar oluyormuş. Vezir de ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp'ın yaşadığı köye de gelmişler ve onu zorla hamama sokmuşlar. Bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını fark eden askerler, Tahmasp'ı yakalayarak vezirin huzuruna götürmüşler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş. Yılanlar Kraliçesi'ni yakalayıp dünyanın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş. Tahmasp'a günlerce işkence yaptıktan sonra kraliçenin yerini söyletmiş. Askerler hemen gidip Tahmasp'ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve kraliçeyi oradan çıkarıp saraya getirmişler. Yılanlar Kraliçesi ölüme gitmeden önce şunları söylemiş:
'Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse o bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.'
Kraliçe daha sözlerini bitirmeden kötü kalpli vezir elindeki kocaman kılıcı ile atılıp kraliçenin bedenini iki parçaya ayırmış. Ve kuyruğundan bir parça koparmış Tahmasp da duyduğu acı ve utancın etkisi ile fırlayıp oracıkta ölmek için sevdiğinin kafasından bir parça ısırıvermiş. Kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz hemen can vermiş. Tahmasp'a ise hiçbir şey olmamış Yılanlar Kraliçesi son anda yaptığı planı ile bütün bilgisinin sevdiğine geçmesine sebep olmuş. Ancak Tahmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış ve dağ bayır, ülke ülke dolaşmaya başlamış. O günden sonra da ölümsüzlüğü bulan hekim efsanesi almış başını yürümüş...
Efsaneye göre Şahmeran yüzlerce yıl önce Tarsus'ta yaşayan yılan vücutlu kadın başlı bir kahramanmış. Bahçesinde insanoğlunu cezp edecek her türlü yiyecek ve ziynet eşyası bulunan Şahmeran, kimsenin bilmediği bir yerde insanoğlundan uzakta yerin altında yaşamış, ta ki Tahmasp tarafından bulunana kadar…
Yılan figürleri genellikle kötülük ve uğursuzlukla ilişkilendirilse de insan başlı Şahmeran, doğurganlık, bereket ve bilgeliği sembolize etmiş. Toplum tarafından oldukça sevilen bu kahramanın resimlerini Anadolu'da birçok kadın uğur getirmesi için odalarına asar. Şahmeran Efsanesi'nin pek çok farklı versiyonları da bulunmaktadır; ama genel olarak kişiler ve olaylar birbirine çok benzer.
Günümüzde pek çok çocuk şiddete, cinsel tacize, kötü muameleye, haraca, inançları ve kökenleri konusunda ayrımcılığa maruz kalıyor. Sessizce acı çekiyorlar. Bunun önüne geçmek bizim elimizde. Nelere Hayır Demeli dizisi, konularının uzmanları tarafından, bu hassas konuda çocukları korkutmadan bilgilendirmek için hazırlandı. Çoğumuzun en büyük dileği, çocuklarımıza söz dinlemeyi öğretebilmek, onlara bir şey söylendiğinde 'peki' demelerini sağlayabilmektir. Ama bazı durumlar vardır ki çocukların mutlaka, hiç tereddüt etmeden HAYIR demeyi bilmeleri çok önemlidir. Çocuklarımız, şiddet gördüklerinde, haksızlığa uğradıklarında, biri onları korkutmak veya taciz etmek ya da onların inançlarına ve kimliklerine hakaret etmek istediğinde buna sessiz kalmak yerine karsı çıkmalarını ve yaşadıklarını hiç çekinmeden bizlerle paylaşmalarını istiyorsak, onları mutlaka bu konuda bilinçlendirmemiz gerekir. HAYIR demeyi bilmek, Hem kendimiz hem çevremiz için önemlidir. Ne istediğimizi, neden rahatsız olduğumuzu doğrudan söylediğimizde, karşı durmayı, kendimizi korumayı ve saydırmayı biliriz. BÜYÜRÜZ. Ve HAYIR demeyi öğrendiğimizde EVET demeyi de daha iyi öğrenmiş oluruz. Timaş Yayınları






