
İmâm Şâfiî'nin (ö. 820), seyahatin önemine dair birkaç mısrasıyla söze başlayalım:
"Akıl sahipleri bir yerde oturup kalınca rahat edemezler. / Öyleyse odunu ocağı bırak da dışarılara çık, seyahat et. / Yolculuk et; ayrıldığın bazı şeylere karşılık yeni ve güzel şeyler bulacaksın. / Yorul; çünkü hayatın tadı çekilen yorgunluklardadır. / Suyun yerinde durup kalmasının onu bozduğunu görürsün / Su akarsa güzelleşir, akmazsa güzelliğini kaybeder. / Aslan da ininden çıkmazsa aslanlığını kaybeder. / Ve ok yayından fırlamadan hedefini bulamaz."
Günümüzde "nitelikli seyahat" denilen amaçlı geziler Kur'ân-ı Kerîm'de, hadislerde ve diğer İslâmî kaynaklarda seyahat, rihle, sefer, seyir gibi kelimelerle ifade edilmiş ve müslümanlar bu tür gezilere teşvik edilmiştir. İslâm'ın ilk zamanlarında yapılan başlıca seyahat çeşitlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
1. İbadet -bilhassa hac- maksatlı seyahatler, 2. Öğrenim (talebü'l-ilm) amaçlı seyahatler, 3. Ticaret için yapılan seyahatler, 4. Sufilerin seyahatleri.
İslâmî kaynaklarda "âdâbü's-sefer" başlığı altında seyahatle ilgili bazı kurallar konulmuştur. Bunlar özetle şöyle sıralanabilir:
1. Seyahate çıkmadan önce kul hakları ödenip helallik alınmalı, borçlar ödenmeli, emanetler iade edilmeli, geride kalanların ihtiyaçlarıyla ilgili gerekli tedbirler alınmalıdır.
2. Seyahat boyunla ihtiyaçları karşılayacak şekilde para ve lüzumlu eşya tedarik edilmelidir.
3. Mümkünse tek başına değil, uygun arkadaşlarla seyahate çıkılmalıdır.
4. Geride kalan akraba, dost ve tanıdıklarla vedalaşılmalıdır.
5. Yola çıkmadan önce sefer ve istihare namazları kılınmalıdır.
6. Besmele ve dua ile ve erken bir vakitte yola çıkılmalıdır.
7. Seyahat sırasında kafile ile birlikte hareket edilmelidir.
Bu arada misafirlik ve misafir ağırlama konusundaki İslâmî telakki ile ilgili olarak birkaç kelime arzetmek yerinde olacaktır.
Kur'an ve Hz. Peygamber'in hadisleri başta olmak üzere İslâmî literatürde misafirperverlik Hz. İbrahim'den kalma bir ahlâkî erdem sayılmış ve büyük değer verilmiştir. İslâm geleneğinde Hz. İbrahim "Ebü'd-dîfân" (misafirlerin babası) olarak anılmıştır. Hz. Peygamber'in, "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse misafirine ikramda bulunsun" şeklindeki buyrukları müslümanlar arasında bir özdeyiş haline gelmiş; ilk dönemlerden itibaren Müslüman topluluklar misafirperverliğe büyük önem vermişlerdir. Daha peygamber döneminde bazı müslümanların evleri "konuk evleri" diye anılırdı. Hz. Ömer yolcular için "darü'-dakîk" denilen misafir evleri yaptırmıştı. Buralarda misafirler için gerekli gıda maddeleri bulundurulurdu. Sonraki dönemlerde de bu uygulama sürdürülmüştür. Başta Türk kültürü olmak üzere İslâm medeniyetinde önemli bir yer tutan kervansaraylar, hanlar, imarethaneler, ribatlar seyahat edenlere hizmet için geliştirilmiş kurumlardır. Günümüzde Anadolu köy ve kasabalarında kurulan "misafir odaları" Peygamber dönemine dayanan bu geleneğin devamı sayılabilir.






