Bosna, Kosova ve Türkiye

23:004/08/1998, Salı
G: 13/09/2019, Cuma
Ahmet Davutoğlu

Türkiye
erken seçim, af ve irtica yasaları ile iç meselelerin girdabında enerji tüketirken, Balkanlar Kosova-eksenli bunalım ile tekrar hareketleniyor. Siyaset yapımcılarının ve kamuoyunun dikkatlerinin böylesine içe yöneldiği bir dönemde Ortadoğu-Balkanlar-Kafkaslar üçgenindeki varoluş sacayağımızın birinde Kosova gibi stratejik ve psikolojik değeri çok yüksek bir mevzi ciddi darbeler almaktadır. Balkanlar gibi çok yönlü uluslararası ve bölgesel dengelerin rol oynadığı bir bunalım alanında taşlar bir kere yerinden oynadığında istikrarın sağlanması uzun bir dönem almaktadır. Bu dönemde gelişmeleri zamanında ve yerinde takip ederek müdahelede bulunan güçler taşların yeniden oturtulmasına kendi iradelerini yansıtırken, atıl ya da kararsız kalan güçler ciddi kayıplara uğramaktadır.


Yugoslavya'nın dağılmasından sonra bölgesel stratejilerini uzun dönemli bir tasfiye hareketine dayandıran Sırplar Bosna trajedisinin uluslararası kamuoyundaki etkisinin azaldığı kanaati ile benzer bir yöntemi Kosova'da uygulamaya başlamışlardır. Kosova ile Bosna karşılaştırıldığında ikisi Sırplar biri Arnavutlar lehine üç önemli fark bulunmaktadır.


Birinci önemli fark Bosna'da Boşnaklar sahip oldukları bağımsızlık statüsünü korumaya çalışırken, Sırplar bu Statüyü tehdit eden konumda idi. Kosova'da ise Arnavutlar bağımsızlık statüsü elde etmeye çalışırken, Sırplar zaten sahip oldukları ve sınır bütünlüğü gibi bir kavramla da uluslararası meşruiyyet kazanmış bir statüyü korumanın rahatlığı içindedirler. Kosova bunalımının eski Yugoslavya'da taşların oynadığı ve yeni bağımsızlık alanlarının oluştuğu bir dönemde tırmandırılmamasının temel sebebi de budur. Yine aynı sebebledir ki, Sırbistan'ı Kosova'ya karşı uyguladığı politikada tenkit eden güçler dahi Kosova'nın elde edebileceği en iyi statünün genişletilmiş bir özerklik olduğu fikrini işlemektedirler. Türkiye'nin bile bu görüşe yakın bir politika takip etmesi şayan-ı dikkattir.


Görünüşte haklı gibi görünen bu görüş gerçekte çok ciddi bir çifte standardı yansıtmaktadır. Dayton anlaşması ile sınırları uluslararası garanti altında bulunan Bosna Cumhuriyetinin neredeyse yarısını, etnik kıyım suçu işlemiş Sırp tarafına bağımsızlık statüsüne yakın bir statü ile bırakan ve Bosna-Hersek Cumhuriyetinin egemenlik alanını iğneyen uluslararası güçlerin bugün Kosova'da yine saldırgan bir tavır sergileyen Sırbistan'ın sınır bütünlüğü ve egemenlik alanı içinde çözüm aramaya çalışmaları ciddi bir çelişkidir. Bosna'da Sırplara tanınan statüden daha düşük bir statünün Kosava'daki Arnavutlara tanınması her iki bölgede de insanlık suçu işlemiş bulunan saldırgan Sırpların ödüllendirilmesi demek olacaktır.


Aslında Dayton anlaşmasında, Aliya izzetbegoviç'in bütün ısrarlarına rağmen, Sancak ve Kosova'nın gündeme alınmaması zaten vahim bir hata olmuştur. Sancak'ın bölünmüşlüğü Kosova'nın da statü belirsizliği sürdükçe, Sırbistan'ın etnik tasfiye hareketi gittikçe artan bir dozda devam edecek demektir. Kosova'ya Bosna Sırplarının sahip olduğu cumhuriyet statüsünden daha düşük bir özerklik vermek saldırganı ödüllendirmek, mağduru cezalandırmak olacaktır.


Türkiye dengeli bir üslup ile bu çelişkiyi uluslararası kamuoyunda anlatmak üzere diplomatik bir atağa geçmek zorundadır. Bosna'da ataletle kaybedilen günlerin, saatlerin nelere mal olabileceği acı bir şekilde görülmüştür. Türkiye son yüzyıla belli aralıklarla damgasını vurmuş olan irtica tartışmalarını bir kere daha yapıp geçebilir; ancak tarih son derece acı bir şekilde bize öğretmiştir ki, Balkanlarda kaybedilen bir mevzi bir daha kolay kolay geri gelmemektedir.


Bosna ile Kosova arasındaki ikinci önemli fark ise Bosna'nın aksine Kosova'nın hemen yakınında lojistik sağlayabileceği ve sığınabileceği müttefik komşu unsurların bulunmasıdır. Arnavutluk ve Makedonya'daki Arnavutların yaşadığı bölgelerin Kosova'ya komşu olması Kosova için büyük bir şanstır. Ancak bu, aynı zamanda, bunalımın yayılması ve sığınmanın kolaylığı dolayısıyla etnik temizlik hareketinin daha kolay yürütülmesi açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Kosova müslümanları zamanla artan baskılar karşısında Kosova'yı savunmak yerine Arnavutluk ve Makedonya'nın güvenlik şemsiyesi altına girmeyi tercih ederlerse Sırbistan'ın hedeflerine uygun bir zemin hazırlamış olurlar.


Bosna ile Kosova arasındaki üçüncü ciddi fark, Kosova'daki bağımsızlık yanlısı güçlerin organizasyon ve liderlik zaafı ile ilgilidir. Bosna'da sürdürülen yoğun etnik temizlik hareketine rağmen, Bosna'yı savunan güçler arasındaki koordinasyon zaafa uğratılamamıştır. Savaşın en başından itibaren oluşturulan ve daha sonra Bosna ordusuna dönüşen silahlı güçlerle sivil otorite arasındaki bağ hiç bir zaman kopmamıştır. Bunda Alija İzzetbegoviç'in sürdürdüğü hikmet ve sabır yüklü liderliğin önemli bir payı vardır. Kosova'da ise şu anda cumhurbaşkanı, başbakan ve silahlı gücü oluşturan UÇK arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğu ve hala tam bir koordinasyonunu sağlanamadığı maalesef bir gerçektir.


Bunalımın başından beri pasifisit bir barış siyaseti güden Rugova halkı uzun soluklu bir mücadeleye sevketme ve onunla bütünleşme konusunda, yine bütün insanlık dışı uygulamalara rağmen ilkeli bir barış politikasını terketmeyen İzzetbegoviç'in gösterdiği önderlik misyonunu yerine getirememektedir. O'nun doldurmakta yetersiz kaldığı boşlukları da UÇK ve diğer sivil direniş grupları doldurmakta, ve yaygın olmakla birlikte koordineli olmadığı için yeterince etkin olamayan bir direniş mücadelesi ortaya çıkmaktadır, izzetbegoviç halkının değerleriyle bütünleşen bir liderliğin neler gerçekleştirebileceğinin son çarpıcı misallerinden biridir.


Kosova halkı bugün üç temel unsura ihtiyaç hissetmektedir: 1. onları Sırpların insafına terkedecek sınırlı bir özerklik konusunda yürütülen baskılara karşı, her an ayrılma iradesine ve hakkına sahip kurucu cumhuriyet statüsü benzeri bir statü için uluslararası kamuoyu desteği; 2. Arnavutluk, Makedonya ve Türkiye'den gelecek bölgesel nitelikle etkin destek ve 3. direniş mücadelesinin koordineli bir şekilde yürütülmesini sağlayacak iç organizasyon bütünlüğü ve liderlik yapılanması. Bu üç unsurda ortaya çıkabilecek zaaflar Kosova'da tamiri güç sonuçlar doğuracaktır ve her üç unsur konusunda da Türkiye'nin sağlayabileceği önemli destekler vardır.

#Bosna
#Kosova
#Türkiye