Antisemitist Yahudi var mıdır yahut Hristiyan olup, Hristiyan karşıtlığı yapan var mıdır; bilmiyorum.
Ancak bize özgü bir şey var, bir Allah inancı taşıyan, Müslüman başlığı altında olabilen ama aynı zamanda İslâm karşıtlığı güden bir kitle ile muhatabız.
Bu kitle için Allah'ın emrettiği İslâm değil, kendi kafalarında oluşturdukları, kamusal alana girmeyen, dinin teşri yönünü hiçe sayan, naasları olmayan bir İslâm modeli makbul. Ancak gelin görün ki, bu İslâm, kendileri de bu durumda Müslüman olmuyor.
Aziz Hoca, hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazandı. Kendisi bu minvalde gurur kaynağımız ancak Aziz Hoca'nın erdemleri bununla da sınırlı değil.
Aziz Hoca, diriye ve ölüye saygısını olması gerektiği gibi gösteren biri... Ancak dininden ve tarihinden yana bilgisiz, eğitimsiz ve ait olduğu bu değerlere içsel nefret duyabilen bir klik tarafından Aziz Hoca'nın ellerini açıp duâ etmesi problem teşkil edebiliyor. İşte bu yüzden Aziz Hoca Nobel Ödülü alabilirken, bahsettiğim klik yerinde sayıyor, cehalet paçalarından akıyor.
Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar geçen gün Anıtkabir'i ziyaretinde Atatürk'ün ruhuna Fatiha okudu diye sosyal medyada bir kesim Hoca'ya söylemediğini bırakmadı. Nobel al ama duâ etme diyorlar akılları sıra…
Öyle ya! “Duâ” metafizik âlemle kurulan bağdır, pozitivist, aydınlanmacı, bilim insanı geçinen tiplojilerin “duâ” ile ne işi olabilir? Fizik âlemde, her şeyi bilim ile açıklamaya çalışan ancak bilim adına twit atmaktan, slogan sıkmaktan, linç etmekten ileriye gidemeyen bir kesimden bahsediyorum. Bilime dair hiçbir katkısı olmayan, var olan bilim birikimi ile övünen, onu da hastalıklı anlayışına feda eden kitleden…
Aziz Sancar Hoca, Nobel Ödülü alırken, bunların hakaret sloganları ile Anıtkabir'de sayıklamaları gayet normal.
Mevzunun bir de diğer yönü var: Uluslararası ölçekteki İslâmofobi/İslâm Karşıtlığı
Aziz Sancar Hoca, verdiği bir röportajda şöyle diyor:
“Ben 1982 yılından bu yana Amerika'da yaşayan Müslüman bir Türk'üm. Gördünüz işte, ABD Başkan Adayı Donald Trump çıktı ve "Ülkeye Müslümanlar alınmasın" dedi. Her ne kadar ABD hükümeti karşı çıktığını, kabul etmediğini söylese de ABD halkının yüzde 50'sinde bu düşünce taban buldu. Yani sadece marjinal bir fikir olarak kalmadı. Bir şekilde İslamofobik, Müslüman karşıtı düşünceler destek bulabiliyor hâlâ. Bu son derece tehlikeli bir durum… Ben mesela Amerika'nın birçok yerinde Müslüman olduğumu söyleyemem.”
İsrail'in 1948'den bu yana uyguladığı terör siyaseti ve işgal zulmü ortada ancak herhangi bir yere “Yahudiler alınmasın” deseniz dünya ayağa kalkar. Hemen antisemitist olursunuz. Linçleri ambargolar başlar, hemen Hitler olmakla itham edilirsiniz. Neredeyse otobüs duraklarına “wanted” ibaresiyle fotoğrafınız asılacak hâle gelirsiniz. Ancak Müslümanları ülkenize sokmamanız istendiğinde bunun bir yaptırımı olmaz.
İşte Müslümanlar böyle riyâkâr ve böyle ikiyüzlü bir dünyada yaşıyorlar. Tüm bu nefret dolu kitleler ile birlikte yaşamaya çalışıyorlar. Nobel'den linçe giden öykümüzün arkasında bu realite yatıyor. Ancak morâl bozmaya gerek yok dinin telkin verdiği ölçü dairesinde, bildiğimiz gibi yaşamaya devam.
İnsanlığa hizmeti nedeniyle gurur kaynağımız olan kıymetli Aziz Sancar Hoca'nın, ismi gibi aziz olması duâsıyla…